SORU:
Bir apartmanın çatasında ya da duvarında baz istasyonu anteni bulunması o apartmanda bulunanları yüksek risk grubu haline getirir mi?
Baz istasyonlarındaki antenler dar bir bölgeyi etkileyen yönlü antenlerdir. Bu antenler arkalarında ya da diplerinde ışımanın çok az olacağı biçiminde tasarlandılar. Bulundukları binada yaşayanları yüksek risk grubu haline getirmezler. Ancak antenin konumu, antenin ışıma örüntüsünün kurulduğu binayı içine almayacak şekilde belirlenmeli. Yakın alandaki binalar risk altına girmemeli. Anten yeri, çalışma frekansı ve çıkış gücüne göre hesaplanacak güvenlik mesafesi içinde kalınmalı.
Kaynak: Elektromanyetik Dalgalar ve İnsan Sağlığı TÜBİTAK yayınları / Bilgi dizisi
12) Kral Midas'ın mezarında kim yatıyor?
Anadolu’nun en ilginç geçmiş krallarından, tiyatro oyunlarına ve filmlere konu olan Midas’ın yattığı sanılan Gordion’daki mezar, babasına ait olabilir...
Ankara yakınlarında bulunan Gordion’daki (Polatlı, Yassıhöyük Köyü) mezarın ünlü Kral Midas’a ait olmadığı kesinleşti. Science dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Amerikalı ve Avrupalı tarihçiler ve arkeologlar yeni tarihleme yöntemleriyle Tunç ve Demir Çağı Orta Doğu ve Ege bölgeleri tarihini daha büyük bir kesinlikle belirleme olanağına kavuştu ve Midas’ın mezarı konusunu aydınlığa kavuşturdular.
Babasına mı ait?
Cornell Üniversitesi’nden arkeolog Dr. Peter I. Kuniholm, daha önce belirlenen en eski tarihlerden 22 yıl daha geriye gitmek gerektiğini söyledi. Bu durumda Orta Anadolu’da Gordion’daki mezarın üzerindeki tarihin yaklaşık İÖ 740 olması gerekiyor.
Asur metinlerine göre Midas, Frigya’ya 718’den sonra kral oldu. Bu durumda, boyu 53 metreye çapı üç yüz metreye ulaşan mezarın, Midas’ın babasına ya da büyükbabasına ait olduğu düşünülebilir.
Cenaze töreni yemeği
Öte yandan Pennsylvania Üniversitesi’nden araştırmacılar iki yıl önce mezardan çıkan kirli tabak ve çanaktaki kalıntıları inceleyip bunların Midas’ın cenaze yemeğinde yenilip içilenlerin kalıntıları olduğunu ileri sürmüş ve dahası üniversitenin bu buluşu kutlamak için verdiği partide Midas’ın cenazesindeki mönüye uygun olarak şarap, bira ve bal eşliğinde barbeküde kuzu eti sunulmuştu.
Pennsylvania’daki arkeologlardan Dr. Keith R. DeVries, yeni tarihlemeyi gayet sakin karşıladı ve ‘Desenize Midas ziyafeti kıl payı kaçırmış,’ dedi.
İÖ beşinci yüzyılda yaşayan tarihçi Herodotos, Midas’ın Delphoi Tapınağı’na armağan gönderen ilk yabancı olduğunu yazmıştı. Herodotos’un yaşadığı dönemden üç yüz yıl önce gönderilen bu armağan bir tahttı ve Apollon Tapınağı’na yakın Korinthos Hazinesi’nde saklanıyordu. Kimi araştırmacıya göre bu, Midas’ın Gordion’da kullandığı kendi tahtlarından biriydi.
1939’da Fransız arkeologlar, Korinthos Hazinesi yıkıntıları yakınında 22,5 cm boyunda bir heykelcik buldu. Bir aslanla terbiyecisini gösteren heykel tartışma yarattı. Yunan heykeline benzemediği kesindi, bu heykelciliğin tahtla birlikte Midas tarafından armağan olarak gönderilmiş olabileceğini ileri sürdü.
Anadolu özelliği
Yeni tarihlemeye göre heykelciğin sekizinci yüzyıl sonuyla yedinci yüzyıl başında, yani Midas’ın yaşadığı dönemde yapıldığı anlaşılıyor. Heykelin Yunan değil, Anadolu özellikleri taşıdığını belirten Dr. DeVries, tabanındaki oyma süslemede kullanılan kare motiflerin, Midas döneminde Frigya sanatında görüldüğünü söyledi. Yakın zamanlarda Türkiye’deki bir Frigya mezarında bulunan iki fildişi ve bir gümüş heykelciğin de bu kanıyı güçlendirdiğini ileri süren Dr. DeVries ‘Bu heykelciliğin bir zamanlar Herodotos tarafından ‘görmeye değer’ olarak nitelendirilen tahta yapışık olduğu anlaşılıyor’ dedi.
Eşek Kulaklı Midas
Söylenceler ve söylencelerden ayrılması güç tarih kayıtları Frigya Kralı Midas’ın, Olympos’taki tanrılardan çok Anadolu’daki ana tanrıça tapınımıyla ve Şarap Tanrısı Dionysos’la bağlantılı olduğunu gösteriyor. Akıl tanrısı Apollo’nun temsil ettiği gelenekle şarap tanrısı Dionysos ve ana tanrıça tapınımları arasındaki en büyük fark, ikincinin doğayla ve yöre olarak Anadolu ve Doğu’yla bağlantılı olması.
Azra Erhat Mitoloji Sözlüğü’nde Herodotos tarihine göre Midas’ı şöyle anlatır: Frigya’nın ilk kralı ve Gordion kentinin kurucusu Gordias, ana kraliçe ile birleşmiş ve Midas doğmuştur. Bu nedenle büyüyünce Kibele’nin baş rahibi olmuş ve tanrıça için büyük bir tapınak yaptırmıştır. Frigya dışında Ege yöresinin Lidya ve Karia gibi bölgelerinde anlatılan söylencelerde de Midas bir Anadolu tanrısı olan Dionysos’un yolundan gider ve ondan yardım görür (Erhat 261).
Her şey altın oluyor
Ovidius, Metamorphoses (Değişimler) kitabında Dionysos’un Midas’a duyduğu sevginin nedenini şöyle açıklar: Dionysos’un satirlerinden yaşlı ve sarhoş Silenos bu yöredeki dağlarda sızıp kalır. Köylüler Silenos’u yakalayıp Kral Midas’a götürür. Dionysos tapınımını bilen Midas, Silenos’un bir satir olduğunu anlar ve onu on gün konuk edip ağırladıktan sonra Dionysos’a teslim eder. Dionysos buna karşılık Midas’a, ‘Dile benden ne dilersen’ der. Midas da dokunduğu her şeyin altın olmasını ister. Sarayına dönerken dokunduğu dallar, taşlar, bitkiler altın olunca çok sevinen Midas, sofrada elini yemeklere uzattığında bunların da altın olduğunu görünce yeniden Dionysos’a koşup yardım ister (Erhat 262).
Doğa-uygarlık ya da akıl-duygu karşıtlığı Ovidius’un anlattığı bir başka söylencede karşımıza çıkar. Akılcı geleneğin temsilcisi Apollon, savaşçı Atina devletinin tanrısıdır. Ana tanrıça tapınımının devamı olarak görülebilecek Dionysos ise, insanın doğanın bir parçası olduğunu, insan-hayvan ve tanrı yönleriyle simgeler.
Lir çalan Apollon’la kaval çalan Pan arasındaki müzik yarışmasına tanık olan Midas, kavalın sesini daha çok beğendiğini söyler. Bunun üzerine Apollon kralın kulaklarını uzatıp eşek kulağına çevirir. Midas’a yakıştırılan bu hayvansı yön, büyük bir olasılıkla Dionysos’a yakınlığından gelmektedir.
Midas’ın kulakları
Midas, tiyatro oyununa da konu olmuştur. Söylenceden esinlenerek Midas’ın Kulakları oyununu yazan Güngör Dilmen’e göre, Midas bir süre eşek kulaklarını sivri külahıyla gizler, ama berberi kimseye söyleyemediği bu sırrı, toprağa açtığı bir çukurdan içeri fısıldar: ‘Midas’ın kulakları, eşek kulakları.’ Berberin kazdığı yerde biten otlar ve kamışlar, yel estikçe bu fısıltıyı ortalığa yaymaya başlar.
Güngör Dilmen’in oyununda Midas, kulaklarından utanır, ama bu korkuyu yenerek halkın karşısına çıktığında uzun kulaklarını bir mucize olarak değerlendiren halk onu yüceltir. Bunun üzerine tanrı Apollon, Midas’ın uzun kulaklarını yok eder. Midas bir anda halkın gözünden düşer. Herkes onun yalancı olduğunu düşünür.
Belki de insanlar, doğaya ve toprak anaya daha yakın olduğu anlaşılan gerçek kral Midas gibi yöneticileri, kendilerine daha yakın bulacaktır.
13) Nanoelektronik’e koşar adım
Bilgisayar yongası (cip) teknolojisi, on yıllardır büyük adımlarla ilerliyor. Ama silikon yongalara yerleştirilecek devre sayısının sınırsız bir biçimde artırılamayacağı ortaya çıktı.
Son yıllarda bilim insanları tek tek molekülleri ve küçük kimyasal grupları transistora ve standart bilgisayar yongalarına dönüştürerek daha da küçük sistemler geliştirmeye çalıştılar. 2001’de ise molekül büyüklüğündeki ilk devreyi gerçekleştirdiler. Science dergisinin 2001 yılının önemli bilimsel başarıları arasında gördüğü bu gelişme, yeni kuşak molekül elektroniğinin öncüsü olabilir.
Bugünkü en gelişmiş bilgisayar yongaları (Cip), bir posta pulu büyüklüğünde üzerine 40 milyon kadar transistor yerleştirilebiliyor.
Büyük bir başarı gibi görünse de, bu transistorlar yine de moleküllerden 60,000 kat büyük.
1990’ların sonunda gerçekleştirilen araştırmalar, bir molekülün tıpkı mikroişlemcilerin temel yapı elemanları olan kablolar ya da yarı-iletkenler gibi elektrik iletebileceğini ortaya koydu. Artık yapılacak iş molekülleri bu aygıtlara yerleştirmekti ve 2000 yılı sonunda moleküler elektronik aygıtlar geliştirildi. Bundan sonra atılacak adım ise, bunları birbirine bağlamaktı. 2001’de beş laboratuvar, bunları birbirine bağlayarak bilgisayar işlemlerini gerçekleştirebilecek karmaşık bir devre oluşturdu.
5 ileri adım
Ocak ayında, Harvard Üniversitesi’nden kimyacı Charles Lieber başkanlığındaki bir ekip, nanokabloları basit bir biçimde bir araya getirdi. Bu henüz bir devre değildi, ama birbirinden ayrı nanokabloların iletişim içine girebileceğini gösteren bir ilk adımdı.
Nisan’da Los Angeles, California Üniversitesi’nden James Heath ve arkadaşları, Amerikan Kimya Birliği’ne yarı-iletken çapraz çubuklar yaptıklarını bildirdi. Her bağlantıya, rotaxan denilen ve moleküler transistor işlevi gören moleküller yerleştirildi. Araştırmacılar, çapraz çubuğun her koluna gelen voltajı kontrol ederek 16 bitlik bellek devreleri yapabileceklerini gösterdi.
26 Ağustos’ta IBM’den Phaedon Avouris önderliğindeki bir ekip, online olarak yayınladıkları Nano Letters’da, tek bir yarı-iletken karbon nanotüpünden bir devre yaptıklarını açıkladı. Daha karmaşık devrelerin temel yapı elemanlarından olan bir dalgalı akım değiştirici gibi çalışması için de aygıtı eşeksenli yaptılar. IBM devresinin bir üstünlüğü de, zayıf bir elektrik girdisini güçlü bir çıktıya dönüştürebilmesi, yani birden çok aygıt arasında sinyal gönderebilmek için gerekli olan ‘kazanım’ı sağlayabilmesiydi.
Hollanda’da Delft Teknoloji Üniversitesi’nden Cees Dekker ve arkadaşları da karbon nanotüplerinden yararlanarak, çıktı sinyali girdi sinyalinin on katına ulaşan transistorlar yaptı. Harvard’dan Lieber ve arkadaşları ise, silikon ve galyum nitritten yapılma yarı-iletken nanokablolarla devreler üretti.
Son olarak Bell Laboratuarı’ndan fizikçi Jan Hendrik Schien önderliğindeki bir grup araştırmacı, altın elektrot çiftleri arasında kimyasal olarak bir araya toplanan organik moleküllerden yapılan transistorlarla devre oluşturdu.
Karmaşık devreler
Bugünse araştırmacıların ilkel devreler oluşturma aşamasından, silikonun hızını, güvenilirliğini artıracak ve maliyeti düşürecek birbirine bağlı karmaşık devreler yaratma aşamasına geçmesi bekleniyor. Bu karmaşıklık düzeyine ulaşmak ise, yonga üretiminde bir devrim gerektirecek.
Bugün bir posta pulu büyüklüğündeki chip üzerine 40 milyon transistor yerleştiriliyorÉ
Moleküler bilgisayarların işlemcileri bugünkü bilgisayarlardan 60 bin kez daha küçük olacak.
14) Alzheimer’a beyin ilaçları
İnanılması güç gibi gelse de, sıradan bir ilacın düzenli olarak alınması Alzheimer hastalığını engelleyebilir. Hollanda’da yaşı geçkin binlerce hasta üzerinde yapılan geniş çaplı bir araştırma, haftada ortalama iki kez alınacak antienflamatuvar bir ilaçla Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin %80 oranında azaltılabileceğini ortaya koydu. Gelgelelim, ‘ibuprofen’ gibi çok yaygın ağrı kesicilerin hastalığı engellediği yönündeki ilk ipuçlarının elde edildiği tarihten bu yana geçen on yıl boyunca, orta yaşlıların söz konusu ilaçları düzenli olarak kullanmalarını yüreklendirecek herhangi bir girişimde bulunulmadı.
Bunun nedeni, steroit olmayan antienflamatuvar ilaçların düzenli alındığında midede ciddi sorunlara yol açmasından kaynaklanıyor. Cox-1 engelleyiciler adıyla bilinen öteki yaygın antienflamatuvarlar da ‘siklooksigenaz 1’ adındaki bir mide enzimine karıştığından bağırsakta kanamalara neden olabiliyor.
Ne var ki, Cox-2 engelleyiciler adı verilen ve benzer antienflamatuvar etkileri olan yeni bir ilaç türü mide ve bağırsaklara zarar vermediğinden, Alzheimer hastalığına çözüm getirmesi bekleniyor. Rotterdam’daki Erasmus Tıp Merkezi’nden Bruno Sticker ve arkadaşları tarafından 1991-1998 yılları arasında sürdürülen araştırmanın sonuçları, iki yılı aşkın bir süre boyunca düzenli ilaç alan kişilerde Alzheimer’a yakalanma riskinin %80 oranında azaldığını ortaya koyuyor. Bu da, günümüzle 2025 yılı arasında tüm dünyada Alzheimer hastalığına yakalanması beklenen kişi sayısının, herkesin haftada yalnızca iki hap almasıyla, 9 milyondan 2 milyona düşürülmesi anlamına geliyor.
15) Sinekler rüzgarlı havalarda neden uçmaz?
SORU:
Rüzgar estiğinde havada hiç sinek görülmez. Neden?
bu intihar knusu bna cok
bu intihar knusu bna cok yardimci oldu cok tesekkurler
hiçbirşey anlamadım benim
hiçbirşey anlamadım benim sorumun cevabı bu değil
Yeni yorum gönder