Tefsir - 9

ZÜMER SURESİ
Mekke döneminde inen surelerdendir. Sadece (Kul ya ibadiye’l-lezine esrefu ala enfüsihim) ayeti, Medine döneminde nazil
olmuştur. Ayet sayısı 75’tir.
Rahman Ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla...
1- Bu kitabın indirilmesi, çok güçlü ve sonsuz hikmet sahibi olan Allah tarafındandır.
2- Biz bu kitabı sana, bir hakikatla indirdik. Öyleyse sen de Allah’a, dini yalnız O’na has kılarak kulluk yap.
Mukatil: “Allah onu boş yere batıl olarak başka bir gayeyle indirmemiştir” der.
3- İyi bilinsin ki, halis din, sadece Allah’ındır. Ondan başka veli edinenler: “Biz bunlara, ancak bizleri Allah’a yaklaştırsınlar diye
ibadet ediyoruz” (derler) Muhakkak Allah ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir. fiüphe yok ki Allah,
yalan söyleyen, kafir olan hiçbir kimseye hidayet etmez.
Katade: Maksat, şehadet kelimesi, yani, Allah’tan başka ilah olmadığın tasdik etmektir” der. Denir ki: fiirkten korunmuş, halis din,
yalnız Allah’ın dinidir. Ondan başkasına müstehak değildir. Allah’ı bırakıp da, putları dost edinenler: “Biz bunlara, sadece bizi
Allah’a yaklaştırmaları için tapınıyoruz” diyorlar. İbn-i Mes’ud ve İbn-i Abbas bu ayeti bu şekilde okumuşlardır. Katade şöyle
demiştir. Putperestlere, “Rabbiniz kim, sizi kim yarattı, yeri ve gökleri kim yarattı?” dendiği zaman “Allah” cevabını veriyorlardı.
Onlara: “Bu putlara tapınmanızın manası nedir?” dendiğinde ise: “Bizi Allah’a yakınlaştırsınlar diye tapınıyoruz” diyorlardı.
Ayetteki (Zulfa) kelimesi, masdar manasında ve mahallinde bulunan bir isimdir. (kurba) kelimesiyle eş anlamlıdır. Cümledeki
görevi, “mef’ulü mutlak” olmak üzere mensup masdarlıktır. Yani; “Biz onlara, bizi Allah’a tam olarak yaklaştırsınlar da, bizim
için Allah katında şefaat dilesinler diye tapınıyoruz” diyorlar. Ayetin devam: “Kıyamet gününde mutlaka Allah, yalancı ve nankör
kimseyi doğru yola iletmez.” Allah muradı şudur: O kimse, yalanı bırakıp da din yoluna girmiyor. fiefaat veren Allah olduğuna
göre, ne diye, yalandan, nankörlükten, ondan başka ilah arıyorlar?
4- Allah çocuk sahibi olmak isteseydi, yarattıkları içinden, dilediğini seçerdi. O, bundan münezzehtir. O, Allah’dır, birdir, herşeye
hükmünü geçirendir.
Yani, melekler içinden, beğendiğini kendine evlad seçerdi. Bu, müşriklerin şu: “Biz eğlence yapmak edinsek, mutlaka kendi
tarafımızdan edinirdik” sözlerine karşı söylenmektedir. Sonra Allah (c.c.) zatını tenzih ederek “Allah, bundan yani çocuk
edinmekten ve kendi paklığına yakışmayan her şeyden uzaktır. O, tek ve her şeye boyun eğdiren bir Allah’tır!
5- Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üstüne, gündüzü de gecenin üstüne örtüyor. Güneşi ve ayı musahhar kıldı. Her
biri belirli bir süreye kadar akıp gitmektedir. Uyanık olun, O, galip olandır, günahları çok çok bağışlayandır.
Katade, başka bir ayette de açıkça ifade edildiği gibi, bu manayı tercih ederek, “birini diğerinin üstüne örtüyor” manasını vermiştir.
Bazıları da, “Geceyi gündüzün içine, gündüzü de gecenin içine girdirir” ayetine telmih ederek, o manayı vermişlerdir. Hasan Basri

ile Kelbi: “Geceden azaltıp, gündüze, gündüzden noksanlatıp geceye katar. Geceden eksilttiği miktarı gündüze, gündüzden
eksilttiği miktarı da geceye ekler. Eksiltmenin asgari süresi dokuz, artmanın a’zami süresi, on beş saattir” yorumunu
yapmışlardır.1
(1) Yani, mevsimlere ve günlere göre, gündüz ve gecenin kısalıp uzamasını ve buna bağlı olarak da, en kısa ve en uzun gündüz ve
gece süreleriyle, en uzun gündüz ve gece sürelerini zikretmişlerdir. (Mütercim)
Tekvir kelimesinin asıl manası, sarmak ve toplamak demektir. Mesela sarık sarmak, bu kelime ile ifade edilir. Ayetin devamı:
“Güneşi ve ayı, emri altına almıştır. Her biri, belli bir süreye kadar, akıp giderler. Dikkat et ki, O Allah, çok güçlü ve çok
bağışlayıcıdır.”
6- Sizi bir tek candan yarattı. Ondan da eşini meydana getirdi. Ve sizin için, hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın
karnında üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra öbür yaratılışa geçirerek yaratıyor. İşte bunları yapan Rabb’iniz Allah... Mülk
yalnız O’nundur. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Böyle iken nasıl döndürülüyorsunuz.
Yani, Allah önce Ademi, ondan da eşi Havva’yı yarattı. Buradaki “indirdi” kelimesi “ortaya çıkardı, meydana getirdi” manasına
gelmektedir. Nitekim, “size örten giyecek indirdi” ayetinde de “indirdi” kelimesi, bu manadadır. Denmiştir ki: Bu son ayette
“indirdi” kelimesi mecaz olarak kullanılmıştır. Cümlenin ifadesi şudur: Allah, elbise yapmaya yarayan pamuğun bitmesine sebep
olan yağmuru yağdırdı. Yine yağmur, hayvanların yaşamasını sağlayan bitkilerin de yetişmelerinin sebebidir. Ayette geçen, “size
hayvanlardan sekiz sınıf indirdik” ifadesinin, tefsiri En’am suresinde geçen, sekiz sınıf (grup) hayvansal yiyecek ve rızıkdan söz
ettiğini söyleyenler de olmuştur. Ayetin devamı: “Sizi, annelerinizin karnında, üç karanlık bölmede, belli, birbiri ardına gelen
yaratılış evreleri halinde yaratmıştır. Önce sperm ve zigot, sonra da embriyo ve durumuna dönüşüm kastediliyor. Nitekim bir
ayette, “Sizi aşamalar halinde yarattı” buyurmaktadır. İbn-i Abbas, karanlık bölmelerin, karnın karanlığı, rahim ve cenini saran
plasentadan ibaret olduğunu söyler. İşte bu varlıkları yaratan Allah’tır. Rabbiniz olan Allah. Mülk O’nundur. Ondan gayrı ilah
yoktur. Bütün bu açıklamalardan sonra, nasıl da gerçekten döndürülüyorsunuz.
7- Eğer inkar ederseniz, Allah size muhtaç değildir. Ancak, Allah kulları için küfürden hoşlanmaz. fiükrederseniz faydanız için
ondan hoşlanır. Hiç bir günahkar, bir başkasının günahını yüklenmez. Sonra, dönüşünüz Rabbinize olacaktır. O size yapmakta
olduklarınızı haber verecektir. Çünkü O, kalplerin özünü bilmektedir.
İbn-i Abbas ve Süddi; “Allah mü’min kulları için küfre razı olmaz der. O mü’minler ki, Allah onlar hakkında şeytana, “O kullarım
aleyhine, senin elinde bir yetki yoktur” buyurmaktadır. Bu ifade, lafzı umumi, manası hususi olan bir ifadedir. “O kaynaktan,
Allah’ın kulları içiyorlar” ayetindeki kullar kelimesi de özel manadadır. Yani, bütün kullar değil, bazı seçkin kullar söz konusudur.
Bazıları da, Allah, hiç bir kulu için küfre razı olmaz, şeklinde, Katade, selefin yorumunu rivayet etmiştir. Demişlerdir ki: Her ne
kadar onun izniyle-iradesiyle olsa da, kafirin inkarı, Allah’ın rızası dışında gerçekleşir. (Yerda) kelimesini, Ebu Amr, (Yerdah)
şeklinde, sonunu sakin olarak okumuştur. Medine ehli ile, Asım ve Hamza, çabucak, belli-belirsiz okumuşlardır. Diğer kıraatçılar
ise, tok olarak okumuşlardır.
8- İnsana bir zarar dokununca, Rabb’ine dönerek O’na dua eder. Sonra ona kendi lutfundan bir nimet verince de, evvelce O’na
yalvardığını unutarak, yolundan kaydırmak amacıyla, Allah’a eşler koşar. (Ey Muhammed;) De ki; “Küfrünle eğlene dur. Çünkü
sen, cehennemliklerdensin”.
Bu ayetin, Utbe bin Rebia hakkında nazil olduğu söylenmektedir. Mukatil, Ebu Huzeyfe bin Muğire el-Mahzumi hakkında indiğini
söylemiştir. Bazıları da, bütün kafirler hakkında geçerli olduğunu söylerler.
9- Yoksa o, gece saatlerinde, secde ve kıyamla ibadet eden, ahiret azabından sakınan, ve Rabbinin merhametini ümit eden kimse
gibi midir? De ki: Bilenlerle bilmeyenler, eşit olur mu? Ancak, sağlam akıl erbabı öğüt alır.
İbn-i Kesir, Nafi ve Hamza, (Emmen) kelimesini, (Emen) şeklinde, şeddesiz olarak okumuşlardır. Diğerleri şeddeli okumuşlardır.
fieddeli okunması halinde, iki durum söz konusudur. Ya, (mim) harfi “sıla” olarak ifade, cevabı saklı (mahzuf) bir soru ifadesi
olur. Nitekim “Kalbini, Allah’ın İslam’a açtığı kimse, açmadığı kimse gibi midir?” ayetinde de durum böyledir. Ya da, bu ifade
soru üzerine atıftır. İfadesi ise şöyledir: “Allah’a eşler koşanlar mı daha hayırlıdır, yoksa kulluk eden mi? “ fieddesiz okuyanlar
(elif)’in soru edatı olduğunu düşünürler. Manası: “Bu, Allah’a eşler atfeden gibi midir?” şeklinde olur. Kimi tefsirciler de, bu
“elif’in, “Nida” edatı olduğunu söylerler. Manası: “Ey ibadet eden kişi” şeklinde olmaktadır. Araplar, “Ya” harfiyle nida ettikleri
gibi, aynı şekilde, (Elif) harfiyle de nida ederler. Nida harfi olarak “elif”i kullanmak suretiyle, “Ey falancı, ey falancının oğlu” (E
beni fülanün ve eya beni fülanün) derler. Ayetin manası “De ki, küfrünle azıcık yaşa. Muhakkak sen cehennemliksin” olur. Ya da,
“Ey geceleyin ibadet eden! Mutlaka sen cennetliklerdensin” demek olur. Bu İbn-i Abbas’ın yorumudur. Ata’nın rivayetinde ise, bu
ayetin, Ebu Bekir Sıddık (r.a.) hakkında indiği söylenmektedir. Dahhak Ebu Bekir ile Ömer (r.a.) hakkında, nazil olduğunu rivayet
etmiştir. Abdullah bin Ömer, Hz. Osman hakkında nazil olduğunu söyler. Kelbi ise, “İbn-i Mes’ud, Ammar ve Selman hakkında
indi” der.
Kanit, ibadete devam eden demektir. İbn Ömer “Kunut” Kur’an okuyup uzun süre ayakta durmaktır, demektir. Ayette geçen
“bilenler” sözüyle Ammar’ın, “bilmeyenler” sözüyle de, Ebu Huzeyfe el-Mahzumi’nin kasdedildiğini söylerler.