Evliyalar Tarihi - 4

AYDERÛSÎ (Abdülkâdir bin Şeyh);
On altıncı yüzyılın sonu, on yedinci yüzyılın başında Hindistan'da yaşamış evliyânın
büyüklerinden. İsmi, Abdülkâdir bin Şeyh bin Abdullah'dır. Ayderûsî ve Hindî nisbeleriyle
bilinir. Künyesi Ebû Bekr, lakabı Şems-üş-Şümûs Muhyiddîn'dir. 1570 (H.978) senesinde
Hindistan'ın Ahmedâbâd şehrinde doğdu. 1628 (H.1038) senesinde aynı yerde vefât etti.
Kabri orada olup, ziyâret mahallidir.
Babası, o daha dünyâya gelmeden on beş gün önce, rüyâsında evliyâdan Seyyid Abdülkâdir-i
Geylânî, Şeyh Ebû Bekr Ayderûs ve başkalarını gördü. Abdülkâdir-i Geylânî, ona bir istek ve
bir arzusunun olup olmadığını sorunca, doğacak çocuğu için hayır duâ istedi. Seyyid
Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri de oğluna Abdülkâdir ismini, Ebû Bekr künyesini ve
Muhyiddîn lakabını vermesini söyledi. O da doğacak oğlunun şan ve şerefinin üstün olacağını
bu hâdiseden anladı. Çocuk doğunca, Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerine olan sevgi ve
bağlılığından, ismini Abdülkâdir koydu. Ayderûsî'nin diğer kardeşleri, küçük iken vefât
ettiler. Ayderûsî, âilesi içinde sevgi ve muhabbetle yetiştirildi. Âilesinden ilim ve edeb
öğrendi. Zâten baba ve dedeleri âlim ve velîlerden idiler.
Kur'ân-ı kerîm okumayı babasından öğrendi. Âlim ve velîler huzûrunda hatim okudu. Kırâat
ilminden başka, birçok âlimden çeşitli ilimleri tahsîl etti. Bu ilimlerle ilgili icâzet, diploma
aldı. Yazılmış bâzı eserleri tasnif etmeye başladı. İmâm-ı Muhammed Gazâlî hazretlerinin
İhyâu Ulûmi'd-Dîn adlı eserini çok okudu. Bu eserden medh ederek bahsederdi.
Bir zaman, o beldenin vâlisi gelip, bir işi için Ayderûsî'nin babasından duâ istedi. Ayderûsî
daha o zaman küçük idi ve orada bulunuyordu. Vâli, meselesini anlattı. O zaman küçük

Ayderûsî, Sâf sûresinin on üçüncü âyet-i kerîmesini okuyuverdi. Bunun üzerine babası,
vâliye; "Cevâbını bu çocuk verdi." buyurdu. Daha sonra vâlinin meselesi halloldu.
Ayderûsî'nin annesi sâlihâ ve çok cömert bir hanımdı. Ramazan ayında bir Cumâ günü vefât
etti. Son sözü; "Lâ ilâhe illallah." oldu. Ayderûsî annesine çok hürmet ve hizmet edip, onun
hayır duâsını kazandı.
Zamânının meşhûr âlimlerinden ilim öğrenen ve ders okuyan Abdülkâdir Ayderûsî, ilimde
pek yüksek dereceye ulaştı. Tasavvufa karşı alâka duydu. Velîlerin sohbetlerinde bulunup
onlardan istifâde etti. Tasavvuf yolunda ilerledikçe bir şey bilmediğini ve boş olduğunu
hissetti. İlim ve tasavvuftaki yüksek derecesi gerek Hindistan'da gerekse Hindistan dışındaki
yerlerde duyuldu. İlminden istifâde için pekçok kimse onun meclis ve sohbetlerine koştu.
Ondan ilim öğrenen ve tasavvuf yolunda hırka giyen pekçok kimseden bâzıları şunlardır:
Seyyid Celîl, Allâme Cemâleddîn Muhammed bin Yahyâ eş-Şâmî el-Mekkî, Şeyhu'l-kebîr ve
Allâme Bedreddîn Hasan bin Dâvud el-Hindî, Şeyh Sâlih, Allâme ve Fakîh el-Velî
Muhammed bin Abdurrahîm el-Hadramî, Şihâbüddîn Ahmed bin Rebî', Allâme Ahmed bin
Abdülhak es-Sinbâtî.
Abdülkâdir Ayderûsî'nin sohbetlerinde âlimler, devlet ve ticâret adamları da bulunup mânevî
feyzinden istifâde ettiler. İnsanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatan Abdülkâdir
Ayderûsî onların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmalarına vesîle oldu. Zamânındaki bütün
âlimler ve velîler onun ilim ve fazîletteki yüksekliğini kabûl ettiler.
Eserleri: Birçok kıymetli eserler de telif eden Abdülkâdir Ayderûsî'nin bâzı eserleri
şunlardır:
1) El-Fütûhatü'l-Kuddûsiyye fil-Hırkati'l-Ayderûsiyye, 2) Kitâbü Hadâik-il- Hadrati fî
Sîret-in-Nebiyyi sallallahü aleyhi ve sellem ve Eshâbihi'l-Aşere, 3) Kitâbü
İthâfi'l-Hadrati'l-Azîze bi Uyûni's-Seyri'l-Vecîze, 4) El-Müntehâbü'l- Müstasfâ fî
Ahbâri Mevlidi'l-Mustafâ, 5) El-Minhâc ilâ Ma'rifeti'l-Mîrâc, 6)
Kitâbü'l-Enmûzeci'l-Latîf fî Ehl-i Bedri'ş-Şerîf, (Bedir eshâbının fazîletleriyle ilgili bir
eserdir). 7) Kitâbü Esbâbi'n-Necât ven-Necâh fî Ezkâri'l-Mesâi ves-Sabâh, 8) Kitâbü
Dürri's-Semîn fî Beyâni'l-Mühimmi Mineddin, 9) Kitâbü'l-Havâşî er-Reşikâti
Ale'l-Urveti'l-Vesîkati, 10) Minahu'l-Bârî bi-Hatmi'l-Buhârî, 11) Kitâbu Ta'rîfi'l-İhyâ.
1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.5, s.288
2) Nûr-us-Safîr; s.300
3) Hulâsat-ül-Eser; c.2, s.440
4) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s.600
5) Brockelman Gal. 2, s.18
6) Yslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.15, s.183
7) Me.re-ur-Revî; c.2, s.147
AYDERÛSÎ (Ebû Muhammed);
Yemen'de yetişen velîlerden. İsmi Abdullah bin Abdullah bin Abdullah Ayderûsî, künyesi
Ebû Muhammed'dir. Seyyid olup, soyu Peygamber efendimize ulaşır. 1538 (H.945) senesi
Terîm şehrinde doğdu. 1610 (H.1019) senesi Terîm'de ikindi namazının secdesinde vefât etti.
Cenâze namazını oğlu Zeynelâbidîn kıldırdı. Cenâzesinde sultan ile devletin diğer ileri
gelenleri hazır bulundu. Kendisinin önceden yerini aldığı Zenbil kabristanlığı ile Mescid-i
Nûr arasındaki yerine defnedildi. Kabri üzerine sonradan bir türbe yapılmış olup ziyâret
mahallidir.
Ayderûsî, babasının derslerinde yetişti. Ondan birçok ilimleri tahsîl etti. Sonra oradaki
zamânın din büyükleriyle görüşüp istifâde etti. İcâzet, diploma aldı. Şihâbüddîn Ahmed bin
Abdurrahmân, Hüseyin bin Abdullah Ahmed bin Abdullah bunlardandır. Babası ile birlikte
1558 senesi Ahmedâbâd'a gitti ve velîlerle görüştü. Sonra memleketi olan Terîm'e döndü.
İnsanlara ilim ve edeb öğretmeye başladı. Çeşitli yerlerden insanlar akın akın sohbetine
koştular. Ayderûsî hazretleri, Hadramût beldesinin şeyhi, büyüğü oldu. Baba ve dedeleri de
öyle idi. Evlatları da sonradan insanlara hizmet yolunu canla başla devâm ettirdiler. Oğulları
Muhammed, Zeynelâbidîn torunu Abdurrahmân Sakkâf bin Muhammed ve başkaları böyle
idi. Ayderûsî çok ibâdet ederdi. Baba ve dedeleri gibi çok cömert idi. Âlimler, onun zamânın
büyüğü olduğu husûsunda ittifak, sözbirliği ettiler.
Güzel huy ve ahlâkı yanında üzerinde büyük bir heybet hâli vardı. Sükûtu konuşmasından
fazla idi. İhtiyaç hâli, insanlara bir şeyi öğretmek ve Cumâ namazı kılmanın dışında hiç bir
sebeple evinden çıkmayıp, evinde ibâdet ile meşgûl oldu. Dışarı çıktığında insanlar etrâfına
toplanır elini öpmek isterler, duâsına kavuşmayı arzu ederlerdi. Ayderûsî'nin güzel hâlleri
yanında bâzı kerâmetleri görüldü. Talebelerinden birinin malı çalınmıştı. Buna çok üzüldü.
Ayderûsî hazretleri onun üzüntüsünün sebebini öğrenince; "Falan yere git. Orada bekle. İlk
geçen kişiyi tut ve çalınan malını geri iste. Eğer verirse ne âla. Yok, inkâr ederse onu buraya
getir." dedi. Talebe buyrulanı yaptı. İlk gelen kişiden malını istedi. O da malını aldığını îtirâf
edip geri verdi ve özür diledi. Bu, Ayderûsî hazretlerinin kerâmeti ile olmuştu.
O zamanda sâlihlerden biri, rüyâsında, Müdeyhac Mescidinde Resûlullah efendimizin
mihrâbda namaz kıldığını gördü. Ayderûsî hazretleri de arkasında efendimize uymuş birlikte
kılıyordu. Sabah olunca rüyâsını tanıdıklarına anlatıp tâbirini istedi. Onlar da Ayderûsî
hazretlerinin Resûlullah efendimize çok yakın ve tam uyduğu şeklinde tâbir ettiler.
Ayderûsî hazretleri, Terîm beldesine birçok hayırlı eserler yaptırdı. Mescid-i Ebrâr, Mescid-i
Nûr bunlardandır. Fakir-fukarâ kimseler meyvelerinden istifâde etsinler diye çok meyve ağacı
diktirdi. Ağaçlar kısa zamanda meyve vermeye başlayınca, fakir fukarânın bütün ihtiyaçları
buradan temin edildi. Gariblerin duâsı hep onunla oldu.
1) Hulâsât-ül-Eser; c.3, s.49
2) El-Me.re-ur-Revî; c.2, s.175
AYDERÛSÎ (Muhammed bin Abdullah);
Evliyânın büyüklerinden. İsmi, Muhammed bin Abdullah bin Abdullah bin Abdullah Ayderûs
Hadramî'dir. 1562 (H.970) senesinde Yemen'de doğdu. 1621 (H.1030) senesinde Hindistan'ın
Bendersûret nâhiyesinde vefât etti. Kabri orada olup, ziyâret edilmektedir.
İlim sâhibi ve asîl bir âileden gelen Muhammed bin Abdullah Ayderûsî, küçük yaşta Kur'ân-ı
kerîmi ezberledi. Birçok kitap okudu. Babasının himâyesi altında yetişti. Âlim bir zât olan
babasından çok istifâde etti. Birçok ilimleri öğrendi. Fıkıh ilmini, Seyyid Muhammed bin
Hasan, Muhammed bin İsmâil ve Seyyid Abdurrahmân bin Şihâbüddîn'den tahsîl etti.
Zamânının evliyâsının sohbetlerinde bulundu. Tasavvuf bilgilerini öğrendi. Hadîs tahsîli de
yaptı. İlimde ve fazîlette yüksek dereceye ulaştı. Hocaları ve çok kimseler onu medhettiler.
Hindistan'ın Ahmedâbâd şehrinde bulunan dedesi Şeyh bin Abdullah, onun fazîletini işitince
yanına çağırdı. Ayderûsî 1581 senesinde Hindistan'a gitti. Âlim ve fazîlet sâhibi bir zât olan
dedesinin derslerinde bulundu ve çok istifâde etti. Çok kitap ile şerhlerini mütâlaa etti.
Evliyâlık derecelerinde yükseldi. Amcalarından da ilim öğrendi. Amcası onun hakkında
babasına gönderdiği mektupta; "Ey Abdullah! Neslinden böyle bir evlâdın olması sana iftihâr
edilecek şey olarak yeter." diye yazdı.
1582 senesinde, dedesinin vefât etmesiyle, onun yerine geçip, insanlara İslâm dîninin emir ve
yasaklarını anlatmak vazîfesinde bulundu. Hindistan'da ve Hadramût'ta dedesinin ihsânda
bulunduğu kimselere o da ihsân ve iyilik etti. Babası Abdullah kendisini çağırdığında ona
hürmet dolu bir cevap yazdı. Babası bundan çok memnun oldu. Şükür secdesine vardı ve
şöyle dedi: "Ben de onun böyle olmasını temennî ederdim. İnsan, oğlundan başka kimsenin
kendisinden üstün olmasını pek istemez, fakat oğlunun üstün olmasını ister."
Baba ve dedesinin ilmine ve güzel ahlâkına vâris olan Ayderûsî herkese iyilik yapmaya, hayır
ve hasenâta devâm etti. Hindistan'daki Bendersûret nâhiyesine yerleşti. İnsanlara İslâmiyet'in
emir ve yasaklarını anlatarak onların hidâyete kavuşmalarına vesîle oldu. Pek çok talebe
yetiştirdi. Sultan ile iyi geçinip, ona emr-i mâruf vazîfesinde bulundu. Sultan onun dergâhına
ve talebelerine yetecek kadar maaş bağladı.
Hayâtını İslâmiyet'i öğrenmek ve öğretmekle geçiren Ayderûsî, 1621 (H.1030) senesinde
Hindistan'ın Bendersûret nâhiyesinde vefât etti. Orada defnedildi. Daha sonra kabri üzerine
büyük bir türbe ile yanına ayrıca bir mescid ve bir havuz yapıldı. Câmiye, arâzi ve başka
gelirler vakfedildi. Kabri ziyâret mahallidir.
Yüksek ilim ve fazîlet sâhibi velî bir zât olan Ayderûsî çok ibâdet ederdi. Fazîlet, kemâl ve
olgunluğunu herkes kabûl ederdi. İlim, amel, hâl, zühd, verâ ve meselelerin derinliğini
anlamada herkesten önde idi.
1) Hülâsât-ül-Eser; c.4, s.26
2) El-Me.re-ur-Revî; c.1, s.185
AYDERÛSÎ (Şeyh bin Abdullah);
Yemen'de yetişen meşhûr fıkıh âlimlerinden ve evliyânın tanınmışlarından. İsmi, Şeyh bin
Abdullah bin Şeyh Abdullah Ayderûsîdir. 1513 (H.919) senesinde Terîm şehrinde doğdu.
1582 (H.990)de vefât etti. İyi bir çevrede yetişti. Önce Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Bâzı ana
metinleri de ezberledikten sonra ilim tahsîline başladı. İlk bilgileri babasından okudu ve güzel
bir edeble yetişti. Daha sonra Şehâbüddîn Abdurrahmân'dan, Şeyh Abdullah bin
Muhammed'den ders aldı. Bundan sonra Yemen'e gidip Benderâden'de Şeyh Muhammed bin
Ömer'den ve diğer âlimlerden ilim öğrendi. Buradan da hac yapmak için babası ile birlikte
Mekke'ye gitti. Mekke'de Şeyhülislâm Ebü'l-Hasan el-Bekrî ve onun oğlu Tâcü'l-Ârifîn ile
görüştüler. Babaları karşılıklı olarak birbirinden yanlarında bulunan oğulları için duâ istediler.
Yapılan duâlar bereketiyle her ikisi de zamanlarının meşhûr âlimlerinden oldular. Hac
ibâdetini tamamladıktan sonra babası ile birlikte Peygamber efendimizin kabri şerîfini ziyâret
etmek üzere Medîne-i münevvereye gittiler. Büyük bir aşk ve muhabbet içinde ziyâret ettiler.
Mübârek türbesine girmekle şereflendiler. İçeriye girdikleri sırada Ayderûsî'yi bir hâl kapladı.
Kendinden geçip yere düştü ve bayıldı. Babası onun bu hâlden kurtulması için Peygamber
efendimizi vesîle ederek duâ etti. Kendine geldi. O sırada çok yüksek hâllere kavuştu.
Ziyâretten sonra memleketine döndü. 1534 senesinde tekrar hacca gitti. Bu ikinci haccında üç
sene Mekke'de kaldı. İlim ve ibâdetle meşgûl olup, tasavvuf yolunda çalıştı. Şeyhülislâm
Ahmed bin Hacer Heytemî ve Allâme Abdullah bin Ahmed el-Fakîhî ve onun kardeşi
Abdülkâdir el-Fakîhî'den ve Allâme Abdurraîf bin Yahyâ ve Allâme Muhammed
el-Mâlikî'den ilim öğrendi. Usûl, tefsîr, hadîs, fıkıh, ferâiz, sarf, nahiv, tasavvuf, hesab
ilimlerinde iyice yetişti. Mekke'de kaldığı süre içinde pekçok umre yaptı. Ramazan ayında
büyük bir tâkat göstererek dört defâ geceleri, dört defâ da gündüzleri umre yapardı. Allâme
Hamîd bin Abdullah es-Sündî, hiç kimsenin böyle umre yaptığı, buna güç yetirdiği
nakledilmemiştir. Bu hâl onun kerâmetlerinden biri idi, demiştir. Ramazanda yapılan bir
umrenin, sevâbının bir hac sevâbı kadar olduğu hadîs-i şerîfte bildirilmiştir.
Mekke'de kaldığı müddet içinde Medîne'ye de gidip Peygamber efendimizin kabri şerîflerini
ziyâret ederdi. Bir defâsında ziyârete giderken hocası İbn-i Hacer Heytemî, hastalığının
geçmesi için duâ istemişti. Duâsı makbûl idi. Duâ etti hocası hastalıktan kurtuldu.
Ayderûsî daha sonra memleketine döndü. Bu dönüşünde pekçok âlimden icâzet, diploma
almıştı. Tasavvuf ehli çok kimseden de hırka giymişti. Bu sefer memleketinde bir müddet
daha kalıp, 1551'de Hindistan'a gitti. Vezîr-i âzam İmâdülmülk ona yakın alâka ve hürmet
gösterdi. Ders vermesi ve ilim öğretmesi için yardımcı oldu. Bu alâka üzerine, ilim öğretmeye
başladı. Ondan ilim öğrenmek için pekçok talebe toplandı. Her ilimden ders verip, talebe
yetiştirdi. Kendisinden oğlu Abdullah ve Şeyh Abdülkâdir, torunu Muhammed bin Abdullah,
Abdullah bin Ali, Şeyh Ahmed bin Ali, Abdullah bin Ahmed bin Felah, Muhammed bin
Ahmed el-Fâkihî, Humeyd bin Abdullah es-Sündî gibi âlimler icâzet almışlardır. Hindistan'da
otuz iki sene kaldı.
Zamânın büyük âlimleri ve meşhûr evliyâsı onu medhetmişlerdir. Onun yetişeceğini önceden
müjdelemişlerdir. Müjdelendiği gibi zamânın en meşhûr âlimi ve evliyâsı olmuştur.
Menkıbeleri, Şehâbeddîn Ahmed bin Ali el-Mekkî tarafından Nüzhet-ül-İhvân ve'n-Nüfûs
fî Menâkıbı Şeyh bin Abdullah Ayderûsî adı altında yazılan kitapta toplanmıştır. Ayrıca
oğlu Şeyh Abdülkâdir, Futûhât-ül-Kudsiyye fi'l-Hırakât-ül-Ayderûsiyye adlı eserinin
mukaddimesinde yazmıştır.
Ayderûsî'nin eserleri şunlardır:
Kitâb-ül-Akd-ün-Nebî, Es-Sırr-ül-Mustafavî, Kitâb-ül-Fevz-ve'l-Büşrâ,
Tuhfet-ül-Mürîd; bu eseri manzum olup, iki cild hâlinde şerh edip büyüğüne
Hakâik-üt-Tevhîd, küçüğüne Sirâc-üt-Tevhîd adını vermiştir.
Mevlid ve mîrâc ile ilgili nazım eserlerinden başka tasavvufda Hızb-un-Nefs,
Nefehât-ül-Hukm adlı eseri ve şiirlerinin toplandığı bir dîvânı vardır.
1) El-A'lâm; c.3, s.182
2) El-Me.re-ur-Revî; c.2, s.119
3) Nûru's-Safîr; s.333
4) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.4, s.312
5) .ezerât-üz-Zeheb; c.8, s.423
AYDÎ BABA;
Gâziantep velîlerinden. İsmi Mehmed olup, babasının ismi Mehmed Nâmî Efendidir. Babası
da âlim bir zât idi. Aydî Baba, 1812 (H.1227) senesinde Antep'te doğdu. İlk tahsîline bu
vilâyette başlayan Aydî Baba sonra, ilim öğrenmek için, Halep, Kayseri ve İstanbul'a gitti.
İlim tahsîlini tamamlayınca memleketine dönüşünde Kayseri Medresesinde bir süre
müderrislik yaptı.
Aydî Baba, bir arkadaşı ile berâber tekrar İstanbul'a seyâhate gitti. İstanbul'da Kuşadalı

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <b> <center> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Use <!--pagebreak--> to create page breaks.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Güvenlik kodunu yazıp yorumunuzu gönderin.
Not: Yorumlarınız yönetici onayından sonra eklenecektir.
Image CAPTCHA
Copy the characters (respecting upper/lower case) from the image.