ÖMER NÂİMÎ EFENDİ;
Harput'un büyük velîlerinden. Hacı Ahmed Efendinin büyük oğlu olup, 1801 (H.1216)
senesinde Harput'ta doğdu. Kasîde-i Bürde Şârihi nâmıyla meşhur oldu. İlk tahsîline
babasının yanında başladı. İlim öğrenmeye çok meraklı olup, zekî olması yüzünden
kendisinden çok önce başlayanların derslerine yetişti ve onları geçti. "İlim, Çin'de de olsa
arayınız." hadîs-i şerîfine uyarak âlim aramaya başladı. Bu sebepten Antep'e hicret etti.
Burada Küçük Hâfız Necib Efendinin derslerini tâkib etti ve icâzet, diploma aldı. Bu arada
Anadolu'da çıkan Yeniçeri isyanları sırasında birçok âlim öldürüldü. Bunlar arasında Ömer
Nâimî Efendinin hocası Hâfız Necib Efendi de vardı.
Ömer Nâimî Efendi,Yeniçeri isyânları sırasında Kayseri'ye gitti. Kayseri'de Hoca Kâsım
Efendi, Gözübüyükzâde Hacı Vâhid Efendi, Sarı Abdullahzâde Mehmed Efendi gibi meşhur
âlimlerden ders aldı. Hoca Kâsım Efendiye talebe olunca, medresede yer bulunmaması
yüzünden, kendisine dar, rutubetli ve karanlık bir hücre verildi. İlim öğrenme uğruna bu
meşakkate katlandı. Kısa bir süre sonra zekâ ve kâbiliyeti sâyesinde hocasının teveccühünü,
yakınlığını kazandı. Hocası ona kendi odasını verdi. Sekiz sene Kayseri'de ilim öğrendikten
sonra icâzet, diploma alarak memleketine döndü.
Ömer Nâimî Efendi Harput'ta birçok talebe yetiştirdi. 1843 senesinde Hac farîzasını yerine
getirmek için Hicaz'a gitti. Yolculuğu sırasında birçok âlim ile görüştü. Hac dönüşünden bir
süre sonra bir vergi meselesinden dolayı Konya'da mecburî ikâmete gönderildi. Sonra
affedilerek memleketine döndü. 1866 senesinde İstanbul'a gitti. Burada ileri gelen âlimlerle
görüştü. Daha sonra memleketine döndü.
Ömrünün sonlarına doğru iki gözü de görmez oldu. Yerine oğlu Abdülhamîd Efendi geçerek
talebe yetiştirmeye başladı. Bir gece Abdülhamîd Efendi, rüyâsında başında çok kıymetli tâc
olan bir gelinin evlerine geldiğini gördü. Sabah hemen babasının yanına giderek rüyâsını
anlattı. Ömer Nâimî Efendi, tebessümle; "Heyecanlanmaya lüzum yok. Mısır'da Tâc-ül-Arûs
isimli bir kitap neşredilmiştir. Demek ki, bize de gönderiyorlar." diye cevap verince, oğlu
tâbire hayret etti. Birkaç gün geçmeden kitap posta ile geldi. Ömer Nâimî Efendi 1882
(H.1300) senesi PerşembeyiCumâya bağlayan gece vefât etti.Harput mezarlığına defnedildi.
Ömer Nâimî Efendi çeşitli konulara dâir eserler yazmıştır. 1) Şerh-i Rub'u Risâlesi, 2)
Velediye Hicâbisi, 3) Şerh-i Kasîde-i Bürde, 4) Manzûme-i Nâimâ. Belli başlı eserleridir.
1) Harput Yollarynda; c.2, s.149
ÖMER BİN SAÎD EL-HEMEDÂNÎ;
Fıkıh âlimlerinin büyüklerinden. İsmi Ömer bin Saîd, künyesi Ebü’l-Hattâb’dır. Aslen
Yemen’de, Cebele şehri yakınlarında bulunan Zî Akîb köyündendir. 1264 (H.663) senesinde
vefât etti. Kabri belli olup ziyâret edilmekte, insanlar onun kabrini ziyâret etmek, onunla
bereketlenmek ve onun hürmetine Allahü teâlâya duâ etmek için etraftaki beldelerden akın
akın gelmektedirler.
Ömer bin Saîd hazretleri, fakîh Muhammed bin Ömer hazretlerinin talebesi olup, ondan da
birçok zât istifâde etmiştir. Ebü’l-Hattâb Ömer bin Saîd hazretleri, fıkıh ilminde derin âlim ve
velîlik yolunda tam ve yüksek bir dereceye sâhipti. Birçok ilmi ve bu ilimlere uygun amel
etmeyi kendisinde toplamıştı. Âbid ve zâhid bir zâttı. Kendi hâlinde yaşar, kimse ile alâkadar
olmaz, dünyâya meyletmez, vakitlerini devamlı ibâdet ve tâatla, Allahü teâlâyı anmakla
geçirirdi. Keşif ve kerâmet sâhibi çok yüksek bir zât idi.
Ömer bin Saîd hazretlerinin hocası Muhammed bin Ömer (r.aleyh) bir gece vakti vefât etti.
Bu sırada Ömer bin Saîd hocasının bulunduğu köyden çok uzak bir yerde bulunuyordu ve bu
köyde de Muhammed bin Ömer’in vefât ettiğini hiç kimse duymamıştı. Fakat Ömer bin Saîd
kerâmet olarak, hocasının vefâtını anladı. Talebelerinden bir kısmı ile derhal yola çıktı ve
hocasının defnine yetişti. Orada bulunanlar, Ömer bin Saîd’in birden bire gelmesine çok
hayret ettiler. Çünkü o, hocasının vefât ettiğini bilmiyordu ve kendisine bir haberci de
gönderilmemişti. Bu hâlin Ömer bin Saîd hazretlerinin keşiflerinden biri olduğunu anladılar.
Rivâyet edilir ki: Bir kimse, o zamanda bulunan büyük âlimlerden birine gelerek; “Efendim!
Rüyâmda çok büyük bir nûr gördüm. Ta’ker Dağı eteğinden çıkan o nûr gittikçe
yükseliyordu. Ben hayretle seyrediyordum. Nihâyet semâya kadar yükseldi. Semâ yarıldı
(açıldı) ve o nûr semâda kayboldu. Bu rüyânın hikmeti ve tâbiri nasıldır?” Bunları dikkatle
dinleyen o büyük âlim, o kimseye; “Bu, Ta’ker Dağı eteğinde bulunan çok büyük bir âlimin
vefât edeceğine alâmettir. Hattâ o âlim vefât edince, yerler bile sarsılır.” buyurdu. Ta’ker
Dağı, o muhitte bulunan en yüksek dağ idi ve Ömer bin Saîd hazretlerinin köyü bu dağın
eteğinde bulunuyordu. Hakîkaten, Ömer bin Saîd hazretlerinin vefât ettiği gün yer sarsıntısı
oldu. O civarda bulunanlardan yahudilerin en âlimi olan ve Tevrat’ı en iyi bilen kimse olarak
tanınan bir kimse, o gün müslümanlardan bir kimseyi görüp ona; “Bu büyük zelzele, sizin
âlimlerinizin büyüklerinden birinin vefâtına alâmettir” dedi. O müslüman kimse hayret edip
araştırmaya başladı. Nihâyet Ömer bin Saîd hazretlerinin o gün vefât ettiğini öğrendi.
Türbesi, yüksek zâtların bulunduğu bir kabristanda olup, hiçbir kimse uygunsuz bir hâlde o
türbeye yaklaşamamaktadır. Hattâ Ömer bin Saîd hazretlerinin köyü ve o köyde bulunanlar,
her türlü korkulacak hâllerden emindirler. O köye sığınmış olan birine bir kimse bir kötülük
yapmak istese, o kimseye bir zarar veremeyeceği gibi, kendisi de derhâl bir belâ ile
cezâlandırılır. Bu ve benzeri hâller çok defâ görülüp tecrübe edilmiştir. Bir kimsenin bir
ihtiyâcı olur, bu ihtiyâcının görülmesi için bu zâtın türbesine gider ve bu zâtı vesîle ederek
duâ ederse, Allahü teâlânın izni ile ihtiyâcı hâllolur.
Fakîh Ömer bin Saîd hazretleri, Resûlullah efendimizin şu hadîs-i şerîfini nakletmiştir: “Kim,
her gün otuz üç defâ “Allahümme salli alâ Muhammedin salâten tekûnü leke ridâen ve
lihakkıhi edâen” derse, vefât ettiğinde kabri ile Peygamberi Muhammed’in kabri arası
açılır (Muhammed aleyhisselâmı görür).”
1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.2, s.219
ÖMER ŞİRVÂNÎ;
Büyük velîlerden. İsmi Ömer, lakabı Sirâcüddîn, künyesi Ebû Ali'dir. Şirvan'da doğdu.
Doğum târihi bilinmemektedir. 1427 (H.831) târihinde vefat etti. Şirvan civârındaSerhâb
Dağı eteğinde medfûndur.
Ömer Şirvânî, bulunduğu yerin âlimlerinden ilim öğrendi. Sonra Allahü teâlânın sevgili
kullarından İzzeddîn Türkmânî hazretlerinin sohbetlerine katıldı. Mânevî ilimlerde üstün bir
dereceye yükseldi. İcâzet, diploma alıp, Tebriz'de hak yolun bilgilerini yaymaya memur
edildi.
Ömer Şirvânî önceleri Tebriz'de Sungur Beyin binâ ettiği medresede müderrisdi. Çok ibâdet
ederdi. Hocası İzzeddîn hazretlerini tanıması şöyle anlatılır:
Bir gün medresesinde İzzeddîn hazretlerinin ve talebelerinin bâzı halleri anlatıldı. Bu sözler
üzerine talebelerini alıp Meraga şehrine, İzzeddîn Türkmânî hazretlerinin dergâhına geldi.
Şehre girişte halk kendisini büyük bir hürmetle karşıladı. Hemen kendisine ve talebelerine
kalacakları yer gösterildi. Ömer Şirvânî hazretleri sonra talebelerini alıp, İzzeddîn Türkmânî
hazretlerinin dergâhına geldi ve görüşmek istedi. İzzeddîn hazretleri ise o sırada erbaîne
girmiş, kırk gün kimseyle görüşmemek ve devamlı ibâdet etmek üzere bir yere kapanmıştı.
Ömer Şirvânî bunun üzerine dergâhtaki görevliye sormayı tasarladığı sorular yerine; "Senin
şeyhin bir zaman yalnız kalıp ibâdet etmekle yanına gelen bir talebeyi evliyâlık makâmına
ulaştırırmış. Acabâ beni de bu mertebeye ulaştırabilir mi?" deyiverdi. Görevli kişi de; "Efendi
siz bir ilim adamına benziyorsunuz. Bu nasıl söz? Elbette." diye cevap verdi. Bu konuşmaları
içeriden İzzeddîn Türkmânî hazretleri işitti ve; "Ömer Efendi gel gel! Hazır ve münâsib olanı
biz Rabbine kavuştururuz." buyurdu. Ömer Şirvânî bu sözleri duyunca, kalbindeki îtirazlar
muhabbete, sevgiye dönüştü. Hemen yanına gidip, af diledi ve talebesi oldu. Hocasıyla
berâber kaldığı ibâdet yerinde uyku ile uyanıklık arasında Peygamber efendimizi gördü ve
Efendimizle konuşma şerefine ulaştı. Kısa zamanda mânevî ilimlerde yükselip, velîlik
makâmına kavuştu.
1) Lemezât, Süleymâniye Kütüphânesi, Hacy Mahmûd Kysmy, No: 4536, v.125
ÖMER BİN ZER;
Tebe-i tâbiîn devri velîlerinden. İsmi Ömer bin Zer, künyesi Ebû Zer'dir. Aslen Hemedanlıdır.
kûfe'de yaşadı. Vefât târihi bilinmemektedir.
Ömer bin Zer, Tâbiîn devri âlim ve velîlerinden Atâ, Mücâhid, Saîd bin Cübeyr, Tâvûs,
İkrime, Ebü'z-Zübeyr, Nâfi', Şa'bî, babası Zer veŞakîk bin Ebû Vâil ve başkalarından ilim
öğrendi. Hadîs rivâyet etti. Çok tesirli konuşurdu. Vâz ettiğinde dinleyenler hüngür hüngür
ağlar, kendilerinden geçerlerdi. Ömer bin Zer vâzına başlarken; "Kardeşlerim! Göz yaşlarınızı
bana ödünç verin." derdi. Bu sebeple bir gün oğlu; "Babacığım! Çok kimseler konuşup vâz
ediyor. Hiç kimsenin gözü yaşarmıyor. Ama siz konuşurken herkes göz yaşı döküyor. Bunun
sebebi nedir?" diye sordu. O da; "Oğlum! Ağıt tutması için ücretle getirilmiş kişi ile ölen
çocuğu için ağlayan kadın hiç aynı olur mu?" diye cevap verdi.
Ömer bin Zer hazretleri bir gün cemâate; "Kalplerinizin katılığını, gözlerinizin donukluğunu
ve câhilliğinizi bana yüklüyorsunuz. Allahü teâlânın kitâbından size nasîhat etmezsem beni
suçluyorsunuz. Lâkin kim hayrı ararsa bulur." buyurdu.
Geceleri çok ibâdet eder ve bunun önemini anlatırdı. Gecelerin ibâdetle değerlendirilmesine
dâir; "Ey insanlar! Gecelerin karanlıklarında kendiniz için ameller işleyin ki, Allahü teâlânın
merhâmetine kavuşasınız. Gecenin ve gündüzün hayırları konusunda aldananlar tam
aldanmış, onları değerlendirmeyenler mahrumiyete düşmüşlerdir. Zîrâ bir gece ve gündüz
müminlerin Rabbine ibâdet ve emirlerine uyma vâsıtası kılınmıştır. Bunu gafletle geçirenler
büyük vebal altındadır. Gönlünüzü Allahü teâlânın zikriyle diriltiniz. Çünkü kalpler ancak
Allahü teâlânın zikriyle hayat bulur. Gecelerini ibâdetle geçiren nice kimse, kabirlerine gıbta
edilecek şeyler götürür. Uyku ile geçirenler pişmanlık duyacak, Allahü teâlânın geceleri
ibâdetle geçirenlere ikrâmlarını görünce, "Ah keşke biz de öyle olsaydık" diyeceklerdir. Gece
ve gündüzlerin her sâniyesini ganîmet bilin ve değerlendirin ki, Allahü teâlânın rahmetine
kavuşasınız." buyurdu.
İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe hazretleri oğlu Hammâd ile birlikte uzak olmasına rağmen Ömer
bin Zer hazretlerinin mescidine gider terâvih namazı kılarlardı.
Ömer bin Zer hazretleri oğlu Zer vefât ettiğinde kabri başında onunla ilgili şu ibretli sözleri
söyledi: "Ey oğlum! Allahü teâlâ sana rahmet etsin, senin yerinde olmak isterdim.
Yâ Rabbî! Sen sabra ecir, mükâfât vâd ediyorsun. Ona hakkımı helâl ettim. Oğlumun
günâhlarını affet. Sen kerem sâhibisin.
Ey Zer! Seni burada bırakıp senden ayrılıyoruz. Zâten kalsak da bir faydamız dokunmaz."
Ömer bin Zer hazretlerinin çok kere yaptığı duâlarından biri de şuydu: "Yâ Rabbî! Katında
sebredenlere vereceğin sevaplara bizi kavuşturacak hayırlar ihsan et. Bize şükür sâhiplerinin
makâmına ulaştıracak şükür nasîb et. Bizi günâhlardan temizleyecek tövbe nasîb et ki sana
yaklaşanların makâmına erelim. Bütün nîmetlerin ve hayırların sâhibi ancak sensin. Her türlü
sıkıntı, keder ve musîbet ânında yalvarılan sensin. Senin takdirinden râzı olmayı ve sabrı
nasîb et. Râzı olarak sana itâat edelim. Bize verdiğin nîmetler karşısında nîmetini arttırmanı
isteyen sana boyun eğen kullar olmamızı sağlayacak şükür nasîb et. Yâ Rabbî! Senin katında
bizim için îmândan daha faydalı bir şey yoktur. Sen bize îmânı nasîb ettin. Bizi îmândan
mahrûm etme. Rahmetini ümîd ederek sana kavuşmayı isteriz. Ey Kerîm olan Rabbimiz...|Evliyalar Tarihi|"
*"::$)$&#$,31
Bir defâsında İmâm-ı A'zam hazretlerinin annesi, bir meseleyi öğrenmek istedi ve oğluna;
"Oğlum git bu meseleyi Ömer bin Zer'e sor?" dedi. İmâm-ı A'zam hazretleri sormak için
Ömer bin Zer'e gitti. Ömer bin Zer; "Sen bu meseleyi benden daha iyi bilirsin." deyince,
İmâm-ı Âzam; "Annemin emrine muhâlefet etmem." dedi. Ömer bin Zer; "Bu meselenin
cevâbı nedir?" diye sordu. İmâm-ı A'zam meselenin cevâbını söyleyince, Ömer bin Zer
de; "Öyleyse git, annene böyle söylediğimi bildir." dedi.
1) ...|Evliyalar Tarihi|...|Evliyalar Tarihi|-..-...|Evliyalar Tarihi|...|Evliyalar Tarihi|; ..5, 108, 119
2) Yslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.6, s.145
ÖMER ZİYÂEDDÎN DAĞISTÂNÎ;
Son devir Osmanlı âlim ve velîlerinden. 1849 (H.1266) senesinde Dağıstan'da Çerka'ya bağlı
Miatlı köyünde doğdu. 1921 (H.1339) senesinde vefât etti. Kabri, İstanbul'da Süleymâniye
Câmii hazîresindedir. Babası ulemâdan Abdullah Efendi olup, Avar Türklerindendir.
Gençliğinde Şeyh Şâmil'in ve onun oğlu Gâzi Mehmed Paşanın maiyetinde Ruslara karşı
senelerce savaşıp cihâd etti. Sonra İstanbul'a gidip tahsîlini yaptı. Hocası Ahmed Ziyâeddîn
Gümüşhânevî hazretleridir. Ondan zâhirî ve bâtınî ilimleri öğrenip icâzet aldı.
Hocası ona "Hâfız Ömer" diye hitâb ederdi. Hıfzı çok kuvvetliydi. Altı ayda Kur'ân-ı kerîmi
ezberledi. Ayrıca hadîs-i şerîf hâfızlığı da vardı. Zübdet-ül-Buhârî ve diğer bâzı hadîs-i şerîf
kitaplarını ezberlemişti.
İlim tahsîlini tamamlayıp, icâzet aldıktan sonra, 1880 senesinde Edirne'de ikinci ordu alay
müftülüğüne tâyin edildi. On altı sene bu vazîfeyi yaptı. Sonra on üç sene Malkara ve iki
buçuk sene Tekirdağ kâdılığı yaptı.
Meşrûtiyetin îlânından sonra İstanbul'a, burada bir müddet kaldıktan sonra Medîne'ye gitti.
Orada Mısır Hidivi Abbâs Halim Paşa ile tanışıp dâveti üzerine Mısır'a gitti. Bu sırada Birinci
Dünyâ Harbi devâm ediyordu. Bir ara Mısır'da İngilizler tarafından hapsedildi. Sonra
İstanbul'a döndü. Dârülhilâfe Medreset-ül-Mütehassısînde mezhebler ve hadîs ilmi dersleri
verdi. Bu vazîfesinden sonra da Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî hazretlerinin dergâhında
üçüncü halîfesi olarak irşâd vazîfesini üstlendi. Ayrıca Râmûz-ül-Ehâdîs kitabını da okuttu.
Şeyhülislâmlık teklif edildiyse de kabûl etmedi.
Uzun boylu, büyük yüzlü, ak sakallı ve vakarlı olup, çok cömertti. Arapça, Farsça, Rusça ve
Orta Asya Türk şivelerini bilirdi.
Mevlîd-i Şerîf (Lezgî dilinde), Kısâs-ı Enbiyâ (Lezgî), Fetevâ-yı Ömeriyye, Buhârî
Şerîf'ten Sünen-iAkvâl-i Nebeviyye, Hadîs-i Erbeîn, Usûl-i İlm-i Hadîs, Zevâidi Zebîdî,
Kırâat-i Aşere, Âdâb-ı Kırâat-ı Kur'ân-ı kerîm, Miftâh-ül-Kur'ân, Mûcizât-ül-Enbiyâ
(manzum), Mirât-ı Kânûn-ı Esâsî, Terceme-i Zübdet-ül-Buhârî adlı eserleri vardır.
1) ..ß...|Evliyalar Tarihi|-..-...|Evliyalar Tarihi|...|Evliyalar Tarihi|; ..1, ..3,6
2) Râmûz-ul-Ehâdîs; c.1 (Mukaddime)