Peygamberler Tarihi - İbrahim Aleyhisselam

İbrahim aleyhisselam, Keldânîlerin memleketi olan Bâbil'in doğu tarafında ve Dicle nehri ile Fırat nehirleri arasındaki bölgede doğdu. Babası, Târûh isminde temiz bir mümin idi. Annesi, İbrahim aleyhisselama hamile iken, babası Târûh vefat etti. Bundan sonra İbrahim aleyhisselamın annesi, İbrahim aleyhisselamın amcası olan, Âzer ile evlendi. Âzer, üvey babası ve amcası olup, putperest idi.
Azgın bir kral Nemrûd
İbrahim aleyhisselamın peygamber olarak gönderildiği Keldânî kavmi, yıldızlara ve putlara tapıyordu. Bu kavmin o devirdeki kralı Nemrûd idi. Insanların; putlara ve kendine tapmasını emreden Nemrûd, zâlim ve büyüklük taslayan ve çok zulmeden azgın bir kraldır. Nemrûd'un babası Kenan, Hâm soyundandır. O zaman insanların pek çoğu ona boyun eğmişti. Zira, dünyanın meskun bölgelerine hâkim idi. Nitekim hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ismini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne dört kişi malik oldu. Ikisi mümin, ikisi de kâfir idi. Mümin olan iki kişi, Zülkarneyn ile Süleyman (aleyhimesselam) idi. Kâfir olan ikisi de Nemrûd ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, yeryüzüne, benim evladımdan biri, yani Mehdî malik olacaktır.)
Nemrûd gurur, cehalet ve ahmaklıkla, hâşâ ulûhiyet davasında bulundu. Kur'an-ı kerimde Bekara suresi 258. ayet-i kerimesinde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, kendisine saltanat ve mülk verdi diye azarak İbrahim ile Rabbi hakkında mücadele edeni [Nemrûd'u] görmedin mi? Haberi sana ulaşmadı mı?)
Nemrûd, saltanatının ilk yıllarında adalet ve insaf ile idare etti. Sonradan şeytanın vesvesesine aldanarak kibre kapıldı ve ilâhlık davasında bulundu. Bütün insanları kendine taptırmak istedi. Insanlar, Allahü teâlâya iman ve ibadet etmeyi bırakıp, Nemrûd'a, yıldızlara ve putlara tapmaya başladı.
Yüz bin bebek öldürüldü
Nemrûd ve ona tâbi olanlar, azgınlık ve isyan içinde yaşamakta iken, birgün, Nemrûd bir rüya gördü. Rüyasında, gökyüzünde bir nurun parladığını, güneşin, ayın ve yıldızların, bu nurun ışığında kaybolduğunu ve bir kimse gelip, kendisini tahtından kaldırıp yere vurduğunu gördü.
Müneccimlerini toplayıp gördüğü bu korkunç rüyayı tâbir ettirdi. Müneccimler, "Yeni bir peygamber ve din gelecek, senin saltanatını temelinden yıkacak! Ona göre tedbirini almalısın" diye tâbir ettiler. Nemrûd, "Bu işin tedbiri kolaydır" diyerek, buna mâni olacağı zannına kapılıp, gücüne güvenerek önemsemedi ve şu emri verdi:
- Bundan sonra, kimse çocuk sahibi olmayacak. Hanımlardan uzak durulacak. Doğan çocuklar, erkekse öldürülecek, kızsa bırakılacak!
Bu işi gerçekleştirmek için memurlar tayin etti. Her on ailenin başına bir memur vazifelendirip, halkı o sene kontrol altına aldı. Bütün erkekleri şehirden dışarı çıkardı. Şehrin çevresine de nöbetçiler dikti ve erkeklerin şehre girmesini engelletti. Yeni doğan erkek çocukları derhal öldürtüyordu. Bu suretle yüz bin masum bebeğin öldürüldüğü bildirilmiştir.
Hz. İbrahim'in doğumu
Nemrud, doğacak erkek çocukların öldürülmesi için emir verdiğinde, annesi İbrahim aleyhisselama hamile idi. Babası Târûh ise, bu sıralarda vefat etmişti. İbrahim aleyhisselamın annesi, Târûh'un kardeşi Âzer ile evlendi.
"Benim için duâ et"
Mümine bir hanım olan bu kadın, Âzer'in şerrini bildiği için, doğacak çocuğa bir zarar vermesinden korkuyordu. Onun zararından kurtulmak için, Âzer'e dedi ki:
- Eğer karnımdaki bu çocuk erkek doğarsa, götürüp Nemrûd'a teslim edersin. Böylece Nemrûd seni daha çok sever ve sana kıymet verir.
Bu sözler üzerine, Âzer sevindi. Doğum zamanı yaklaşınca da, onu başından savmak için; "Kadınların doğum yapmasında ölmek tehlikesi de vardır. Çok korkuyorum. Sen puthaneye git, benim için duâ et de kurtulayım" dedi. Böylece hile ile Âzer'i yanından uzaklaştırdı. Âzer puthaneye giderek, içeri kapanıp çıkmadı.
Bu sırada İbrahim aleyhisselamın annesinin doğum zamanı geldi. Hemen doğum hazırlıklarını tamamlayıp, gizlice bir mağaraya gitti. Orada İbrahim aleyhisselam doğdu. Böylece, Nemrûd gibi zâlim bir diktatörün bütün tedbirleri boşa gitmiş ve İbrahim aleyhisselam dünyaya gelmişti.
Annesi onu iyice emzirip, şehre döndü. Âzer'e haber gönderip, eve gelmesini istedi. Âzer eve gelip, merakla hâlini sorunca, ona dedi ki:
- Bir erkek çocuk doğurdum. Çocuk zayıf doğdu ve hemen öldü.
Buna Âzer inandı. Hz. İbrahim'in annesi, Âzer evden çıkıp gidince, gizlice çocuğunu bıraktığı mağaraya gider, onu emzirip dönerdi. Çocuğunun yanına gittiğinde, bazan onu, parmaklarını emer bir hâlde görürdü. Dört parmağından ağzına; yağ, bal, süt ve hurma şırası gelirdi. Ne zaman yalnız kalsa, Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselamı gönderir, bu gıdaları parmaklarından akıtırdı.
Doğru yolu anlattı
İbrahim aleyhisselam büyüyüp, mağaradan çıktıktan sonra, Keldânî kavmine doğru yolu anlatmaya başladı. Bu kavim putlara ve yıldızlara tapıyordu. Azgın kralları Nemrûd da ilâhlık iddiasında bulunuyor, insanları kendine taptırıyordu. İbrahim aleyhisselam putlara ve yıldızlara tapmanın bâtıl ve yanlışlığını, Nemrûd'un da âciz bir insan olduğunu açık delillerle ve anlayacakları bir usûlle insanlara anlattı.
İbrahim aleyhisselam mağaradan çıkıp, üvey babası Âzer'in evine gittiği zamanlar, başta kavmin kralı Nemrûd olmak üzere, insanlar korkunç bir sapıklık ve azgınlık içinde idiler. İbrahim aleyhisselam, Allahü teâlânın verdiği rüşd ve hidayet ile, insanların hidayete kavuşmaları, Allahü teâlâya iman ve ibadet etmeleri için tebliğe başladı. Önce üvey babası olan Âzer'e, putlara tapmaktan vazgeçip, Allahü teâlâya iman etmesini söyledi. İbrahim aleyhisselam üvey babası Âzer'e, peygamberlik gereği, gayet yumuşak bir tavırla, putların; işitmeyen, görmeyen, fayda ve zarar vermekten âciz; onlara tapmanın ise sapıklık ve boş bir şey olduğunu söyledi. Üvey babasını imana davet etmesi ve nasihati, Kur'an-ı kerimde Enbiya suresinde bildirilmiştir.
Âzer'i imana davet etti
İbrahim aleyhisselam, putlara tapmaktan vazgeçmesini üvey babasına söyledikten sonra, sözlerine şöyle devam etti:
- Niçin bir fayda vermekten âciz olan şeylere taparsın? Duâ, niyaz ve ibadet, ancak, her şeye kâdir olan, her şeyi bilen Allahü teâlâya yapılır. Putlar kendilerini bile korumaktan âciz şeylerdir. Hiç onlara tapılır mı?
Ey babacığım! Bana; vahiy yoluyla, senin bilmediğin bir ilim; Allahü teâlâyı tanımak, iman etmek ve Onun hükümleri geldi. Bana tâbi ol, söylediğim şeyleri kabul et! Seni, doğru bir yola, doğru bir imana kavuşturayım. Ta ki, sapıklıktan kurtulup hidayete kavuşasın!
"Putlardan vazgeç!"
Ey babacığım! Şeytanın seni aldatmasına kapılma, şeytanın seni aldatmak için süslü gösterdiği putlara tapma, küfründen vazgeç! Şüphesiz ki şeytan, Allahü teâlânın emrine uymayıp isyan etmiştir. Böylesine âsi olan şeytana uyma! Eğer putlara tapmakla küfürde, iman etmemekte ısrar edersen, şeytana uyarsan, korkarım ki, bu isyanın sebebiyle azaba düşer, ebediyen felâkete uğrarsın! Şeytanı dost edinmiş olursun ve şeytanla birlikte cehenneme atılırsın. Böyle ebedî bir felâketi düşün de şeytana uyma, putlara tapmaktan vazgeç! Allahü teâlâya iman et ve ebedî saadete kavuş!
Âzer, İbrahim aleyhisselamın yumuşaklıkla söylemesine ve Allahü teâlâya imana davet etmesine rağmen, bunu kabul etmedi ve sert bir lisanla cevap verdi:
- Ey İbrahim! Nedir bu öğütler? Yoksa sen bizim putlarımızı, tanrılarımızı mı reddediyorsun? Eğer tanrılarımızı kötülemekten vazgeçmezsen, sana çirkin sözler söylemekten geri durmam veya seni öldürürüm! Evimden, yurdumdan çık, uzaklaş, git!
Puthanenin nazırı, yani bakıcısı olan Âzer, put yapıp satarak geçimini temin ederdi. Yaptığı putları çocuklarına sattırırdı. İbrahim aleyhisselamın da satmasını ister, ona da verirdi. Âzer'in oğulları, putları halk arasında överek satarlardı. İbrahim aleyhisselam da, satmak için kendine verilen puta ip bağlayıp; sürükleyerek pazara götürürdü. Insanların yaptığı bu putların; güçsüz, kudretsiz olduğunu göstermek için, sürükleyerek götürdüğü putun başını suya sokar, alay ederek; "Hadi iç" derdi. Böylece insanlara, bu âciz putlara tapmalarının manasızlığını gösterirdi.
Iş işten geçmiş olacak
Hadis-i şerifte bildirildi ki: (Âzer, kıyamet günü, yüzü simsiyah ve toz toprağa batmış bir hâlde iken, İbrahim aleyhisselam ona, "Ben sana dünyada iken benim bildirdiklerime iman et, putlara tapma, demedim mi" deyince, Âzer, "Işte bugün sana âsi olmayacağım" diyecek. Fakat iş işten geçmiş olacak, artık affolunmayacak. Bundan sonra Âzer, kana bulanmış bir sırtlan suretinde İbrahim aleyhisselama gösterilecek ve ayaklarından tutulup cehenneme atılacaktır.)
O zaman insanların putlara tapması; yıldızları ilâh kabul etmeleri ve putları da, ilâh kabul ettikleri yıldızlara yaklaşma vasıtası olarak düşünmeleri sebebiyle idi. İbrahim aleyhisselam, Keldânî kavmini bu hususta da uyararak, yıldızlara tapmanın, onları ilâh kabul etmelerinin bâtıl ve yanlış olduğunu, gayet açık bir şekilde, anlayacakları tarzda bildirdi. Bu husus Kur'an-ı kerimde mealen şöyle bildirildi:
(Vakta ki, İbrahim [üvey] babası Âzer'e; "Sen putları kendine tanrılar mı ediniyorsun? Gerçekten ben, seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum" demişti.) [En'âm 74]
"Bu mu benim Rabbim?"
İbrahim aleyhisselam kavmine, onların anlayacağı dilden tebliğde bulunurdu. Bu konuda onların tapmış olduğu göklerden, Ay ve Güneş'ten misaller verirdi. Nitekim Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Biz İbrahim'e tevhidde yakîn üzere sabitlerden olması için, göklerin ve yerin melekûtunu öylece gösterdik.) [En'âm 75]
"Batanları sevmem"
Tefsir âlimleri buyurdu ki: Ayet-i kerimedeki göklerin melekûtu; Güneş, Ay ve yıldızlar, arzınki ise; dağlar, ağaçlar ve denizlerdir. Bütün bunlar; Allahü teâlânın büyüklüğünü, her şeye kâdir olduğunu ve âlemleri yoktan var ettiğini gösteren birer işaret ve delildir. İbrahim aleyhisselama, göklerin ve arzın melekûtu gösterildiği beyan edildikten sonra, mealen şöyle buyuruldu:
(Vakta ki, İbrahim'in üzerini gece bürüdü. Yıldız gördü. ["Böyle Rab olmaz" manasında] "Bu mu benim Rabbim" dedi. Yıldız batınca; "Ben böyle batanları sevmem" dedi. Sonra Ay'ı doğarken gördü. "Rabbim bu mudur" dedi. Fakat o da batıp kaybolunca; "Yemin ederim ki, eğer Rabbim beni hidayet üzerinde sabit bırakmasaydı, elbette ben dalalete düşenler topluluğundan olacaktım" demişti. Daha sonra Güneş'i doğarken görünce; "Daha büyük olan, bu Güneş mi benim Rabbim" dedi. Batınca da, "Ey kavmim, bu gördükleriniz hep yok olan varlıklardır. Ben, sizin Allaha şirk koştuğunuz şeylerden kat'î olarak uzağım. Şüphesiz ben bir muvahhid, Allahü teâlâya iman eden olarak, gökleri ve yeri yaratan Allaha yöneldim. Ben Allaha ortak koşanlardan, müşriklerden değilim" dedi.) [En'âm 76-79]
İbrahim aleyhisselam böyle söylemekle, yıldızlara tapan bir kavmi kınamak, onlara gittiği yolun sapıklık olduğunu göstermek ve bu delillerle hakikatı bildirmek, onları iyice düşünmeye ve anlamaya sevketmek istemiştir. Yıldızları, Ay'ı ve Güneş'i gösterip, her biri için; "Bu mu benim Rabbim" diyerek önce dikkatlerini çekmiş, sonra da böyle inanmalarının bâtıl olduğunu söylemiştir. Yani adeta şöyle denmiştir: Iyice bir düşünün! Ilâh dediğiniz bu yıldızlardan daha parlak olan Ay ve Güneş doğuyor, batıyor. Bunlar nasıl ilâh olabilir? Bunları bir yaratan vardır. O da Allahü teâlâdır. O, noksan sıfatlardan münezzeh ve her şeye kâdirdir.
"Putlara tapmayı bırakınız!"
İbrahim aleyhisselam, Keldânî kavmini sapıklıktan kurtarmak ve hidayete kavuşturmak için, taptıkları yıldızların ve putların ilâh olmadığını, anlayabilecekleri açık delillerle onlara gösteriyordu.
Onlara şöyle ikazda bulunuyordu:
- Nedir bu taptığınız birtakım putlar, suretler? Bu cansız ve âciz şeylerin ne faydası, ne de zararı vardır. Ey kavmim! Taştan, ağaçtan yaptığınız putlara tapmayı bırakınız, Allaha şirk koşmayınız! Kesinlikle biliniz ki, ibadet ettiğiniz şeyler, asla size fayda verme gücüne sahip değildirler. Her şeye kâdir olan Allahü teâlâya iman ediniz ve Ona ibadet yapınız. Eğer Allahü teâlâya ibadet ederseniz mükâfatını; şirk koşarsanız, azap ve cezasını göreceksiniz. Döneceğiniz yer ahirettir. Yaptıklarınızın hesabını Allaha vereceksiniz!

Hz. İbrahim'in putları kırması
Keldânî kavmi, İbrahim aleyhisselama dediler ki:
- Biz babalarımızı, putlara ibadet ediciler olarak bulduk. Böylece onlara uyarak putlara tapmaktayız.
- Ey putlara tapan kavim! Yemin ederim ki, siz de, babalarınız da apaçık bir sapıklık içinde bulunmaktasınız!
"Gerçek mi söylüyorsun?"
Keldânîler, atalarının dalalet içinde bulunduklarına ihtimal vermedikleri için, hayretle Hz. İbrahim'e sordular:
- Sen bize bu sözü gerçek olarak mı söylüyorsun? Yoksa latife mi yapıyorsun? Bizimle eğleniyor musun?
- Hayır, sizin Rabbiniz hem göklerin, hem de yerin Rabbidir ki, her şeyi O yaratmıştır ve ben de bu dediğime şahitlik edenlerdenim. Allaha yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp, bayram yerinize gittikten sonra, ben putlarınızı elbette kıracağım!
İbrahim aleyhisselam Keldânî kavmini, daima Allahü teâlâya imana davet eder, onları, içinde bulundukları sapıklıktan kurtarmaya çalışırdı. Bâbil halkı onu bu tutumundan dolayı üvey babası olan Âzer'e şikâyet etmişlerdi. Âzer, İbrahim aleyhisselamı azarlamak istedi ve bu işten vazgeçmesini söyledi. İbrahim aleyhisselam, onun sözlerine hiç aldırmayıp dedi ki:
- Benden delil isteyin, göstereyim. Bana hidayet veren, doğru yolu gösteren Allahü teâlâ, beni sizden ayırdı. Içinde bulunduğunuz sapıklığa düşürmedi. Sizi ve putlarınızı sevmiyorum.
İbrahim aleyhisselam, Allahü teâlânın emri üzerine büyük-küçük kim olursa olsun, insanları imana davet ediyordu. Bu sırada, insanlara topluca açık bir tebliğde bulunmayı, putların manasız ve âcizliğini, onlara tapmanın apaçık bir dalalet, sapıklık olduğunu gayet açık bir şekilde göstermek istiyordu. O zaman Keldânî kavmi, senede birgün toplanıp, kendilerine göre bayram yapardı. O gün gelince, halk bayram yapmak üzere bir yerde toplanırdı. Bayram yaptıktan sonra puthaneye gidip, putlara secde ederek taparlar, sonra evlerine dönerlerdi.
"Sen de gel"
Keldânî kavminin toplanıp, bayram yapacakları yere gittiği zaman, İbrahim aleyhisselamın üvey babası ve puthanenin bekçisi olan Âzer, ona dedi ki:
- Bugün, bayram yapmaya sen de bizimle gel!
İbrahim aleyhisselam onlarla birlikte, toplanacakları yere doğru yola çıktı. Biraz gittikten sonra; bir bahaneyle geri döndü. Insanlar bayram yerinde toplandıkları zaman, şehirde kimse kalmamıştı.
İbrahim aleyhisselam şehre girip, doğruca puthaneye gitti. Burada yetmiş kadar put vardı. Putların önüne, çeşit çeşit yemekler konmuştu. Putperestler bayram yapmaya giderken, bu yemekleri putların önüne koyup; "Yemeklerimiz bereketlenir, dönünce yeriz" demişlerdi.
Bu putlar gümüşten, pirinçten, bakırdan ve ağaçtan yapılmıştı. En iri putu altından yapmışlar ve altından bir taht üzerine yerleştirmişlerdi. Üzerine sırmalı elbiseler giydirip, başına da süslü bir taç koymuşlardı.
Putperest Keldânî kavmi bayram yerinde iken, İbrahim aleyhisselam, yanında getirdiği bir balta ile bütün putları kırıp, parça parça etti. Sadece en iri putu kırmadı ve baltayı bunun boynuna asarak oradan uzaklaştı.
Putperest Keldânî kavmi bayramdan dönünce, âdetleri üzere puthaneye gittiler. Içeri girdikleri zaman, putların kırılıp parça parça edildiğini görünce şaşırdılar. "Bunu kim yaptı" diye bağrışmaya başladılar. "Putları kıranı cezalandıracağız" dediler. Sonra araştırmaya başladılar ve dediler ki:
- Bu işi, yapsa yapsa İbrahim yapar. Çünkü o bizimle bayram yerine gelmedi.
"Putları sen mi kırdın?"
Zaten İbrahim aleyhisselamın, kendilerini puta tapmaktan vazgeçirip, Allahü teâlâya iman etmeye çağırdığını, putlardan nefret ettiğini biliyorlardı. İbrahim aleyhisselamı derhal yakalayıp, cezalandırmaya karar verdiler. Nihayet İbrahim aleyhisselamı bulup, halkın önünde sorguya çektiler:
- Ey İbrahim! Bizim ilâhlarımız olan putları sen mi kırdın? Bu hakareti sen mi yaptın?
İbrahim aleyhisselam, bu sapık kişilerin açık delillerle uyanmalarını, sapıklıklarını anlamalarını ve böylece hidayete kavuşmalarını istiyordu. Bu sebeple onlara dedi ki:
- Bu işi, boynunda balta asılı duran şu en iri put yapmış olamaz mı? "Ben varken bu küçük putlara niçin tapıyorlar?" demiş olabilir. Siz ona bir sorunuz.
- Putlar konuşamaz ki, sen bize, "Onlara sor" diyorsun.
Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam şöyle dedi:
- O hâlde daha kendilerini kırılmaktan kurtaramayan, size hiçbir faydası olmayan bu putlara ilâh diyerek niçin tapıyorsunuz? Hâlâ akıllanmayacak mısınız? Size ve taptığınız bu putlara yazıklar olsun!
İbrahim aleyhisselamın bu sözlerine verecek cevap bulamayan putperestler, onu, ceza vermek üzere hapsettiler. Durumu ilâhlık davasında bulunan kralları Nemrûd'a bildirdiler ve İbrahim aleyhisselamı Nemrûd'un yanına götürdüler. O zaman insanlar, Nemrûd'un yanına girince, Nemrûd'a secde ederlerdi.
"Niçin secde etmedin?"
İbrahim aleyhisselam, Nemrûd'a secde etmedi. Aralarında şu konuşma geçti:
- Niçin secde etmedin?
- Ben, beni yaratan Rabbimden başkasına secde etmem.
- Seni yaratan Rabbin kimdir?
- Benim Rabbim, dirilten, hayat veren ve öldüren Allahtır.
Bunun üzerine Nemrud, "Ben de diriltir ve öldürürüm" diyerek, zindandan iki kişi getirtti. Birini serbest bıkakıp, birini öldürdü. Güya böylece diriltmiş ve öldürmüş olduğunu gösterdi. Nemrûd, diriltmenin hayatı olmayana hayat vermek, yani yaratmak; öldürmenin de, ruhu almak olduğunu ve bunu ancak her şeye kâdir olan Allahü teâlânın yapacağını bilmiyordu. Nemrûd'un bu hareketi karşısında İbrahim aleyhisselam dedi ki:
- Benim Rabbim güneşi doğudan getirir, doğdurur. Eğer gücün yetiyorsa sen de batıdan doğdur!
Nemrûd bu söz karşısında şaşırıp, âciz kaldı.
Hz. İbrahim'in ateşe atılması
Nemrûd'un, ilâhlık iddiası ve İbrahim aleyhisselam ile mücadelesi, mülküne ve saltanatına bakarak şımarıp, taşkınlık göstermesi sebebiyledir. Veya iyilik yapana kötülük yapmak gibi, Allahü teâlânın, kendisine verdiği mülk ve saltanata şükretmesi gerekirken, aksini yapmasındandır. İbrahim aleyhisselamın, Nemrûd'a; "Rabbim dirilten, hayat veren ve öldürendir" demesi, Allahü teâlânın var olduğunu ve her şeye gücünün yettiğini bildirmek için idi.
Sapıklık olduğunu anlattı
İbrahim aleyhisselam Keldânî kavmini dalaletten kurtarıp, hidayete kavuşturmak için, gayet açık tebliğlerde bulundu. Yıldızlara, putlara ilâhtır diyerek tapmalarının, Nemrûd'a boyun eğmelerinin ve Nemrûd'un ilâhlık davasında bulunmasının tam bir sapıklık olduğunu anlattı. Ayrıca bunu onlara, ibret alabilecekleri hadiseler ile açıkça gösterdi. Akıllarını kullanmaları için yıldızları gösterip; "Bu mu benim Rabbim? Batıp gidenler Rab olur mu?" ve; putları kırıp, sorduklarında da; "Belki şu büyüğü, diğerlerini kırmıştır, ona sorun!" diyerek, putların fayda ve zarardan uzak olduğunu anlatmak istedi.
Yine Nemrûd kendisiyle mücadeleye girişince, onun da âciz, azgın ve taşkın bir kimse olduğunu ispat etti. Bütün bunlara rağmen Keldânîler bir türlü imana gelmediler. Üstelik mahlûk olan, yaratılmış şeylere ilâh diyerek tapmaya devam ettiler. Daha da ileri giderek İbrahim aleyhisselama nasıl bir ceza verebileceklerini düşünmeye başladılar. Önce bir müddet hapsettiler. Sonra hapisten çıkarıp yakmaya karar verdiler. Nemrûd'a, İbrahim aleyhisselamı ateşte yakmayı Henûn adında biri hatırlatmıştır. Allahü teâlâ bunu hatırlatan kimseyi yere batırmıştır.
Nemrûd ve Keldânî kavmi, şiddetli kin ve düşmanlık içinde, İbrahim aleyhisselamı yakmak için hazırlığa başladılar. Bunun için geniş bir yer hazırladılar. Herkesin buraya odun taşımasını, karşı çıkanın ise İbrahim aleyhisselam ile birlikte ateşe atılacağını ilan ettiler. Putperest kavmin hepsi, bir ay kadar odun taşıdılar. Aralarında hasta bir kadın vardı. O da putun önüne giderek; "Eğer hastalığım geçerse, şu kadar odun satın alıp vereceğim" demişti. Bir başka kadın ise, ip eğirip satar, parasıyla odun alıp, verirdi.
Alevler göğü kapladı
Nihayet her taraftan taşıyıp getirdikleri odunları büyük bir dağ gibi yığıp, yakmaya başladılar. Yedi gün yanan ateşin alevleri gökleri kaplayıp çok uzaklardan görünüyordu. Ateşin değil yakınından, uzağından geçen kuşlar bile sıcaklığın şiddetinden yanıyordu.
Nemrûd, kendine yaptırdığı yüksek bir yerden, bu hâli kibir içinde seyrediyordu. Keldânî kavmi de aynı merakla büyük bir kalabalık hâlinde ateşin çevresinde toplanmışlardı. Nemrûd'un yardımcıları ve hizmetçileri ise, hazır bir vaziyette emrini bekliyorlardı. Nemrûd, şiddetle yanan bu korkunç ateşe atılması için; İbrahim aleyhisselamın hapsedildiği yerden getirilmesini emretti. Bekçiler ve halk, onu, boynunda zincir, elleri kelepçeli, ayaklarında bukağı [pranga, halka] olduğu hâlde,ortalarına alıp getirdiler.