Peygamberler Tarihi - Hz Muhammed Aleyhisselam - 7. Bölüm

Bütün güzellikler O'na verilmişti
Resulullah'ın ilmi, irfanı, fehmi, ikanı, aklı, zekası, cömertliği, tevazuu, şefkati, sabrı, gayreti, hamiyyeti, sadakati, emaneti, şecaati, mehabeti, belagati, fesahati, fetaneti, melahati, veraı, iffeti, keremi, insafı, hayası, zühdü, takvası bütün peygamberlerden daha çoktu.
Dostundan ve düşmanından gördüğü zararları, eziyetleri affederdi. Hiç birine karşılık vermezdi. Uhud gazasında kafirler, yanağını kanatıp, mübarek dişlerini şehid ettikleri zaman, bunu yapanlar için; "Ya Rabbi, bunları affet! Cahilliklerine bağışla" buyurmuştur.
Kendisini kimseden üstün tutmazdı. Bir yolculukta, bir koyun kebabı yapılacağı zaman, biri; "Ben keserim" dedi. Bir başkası, "Ben derisini yüzerim" dedi. Diğeri, "Ben pişiririm" dedi.
Resulullah da; "Ben odun toplarım" deyince; "Ya Resulallah! Sen istirahat buyur! Biz toplarız" dediler. "Evet! Sizin her şeyi yapacağınızı biliyorum. Fakat, iş görenlerden ayrılarak oturmak istemem. Allahü teâlâ, arkadaşlarından ayrılıp oturanı sevmez" buyurdu ve odun toplamaya gitti.
Eshabının oturdukları yere gelince, baş tarafa geçmezdi. Gördüğü aralığa otururdu. Elinde bastonu olduğu halde, bir gün sokağa çıktıkta, görenler ayağa kalktılar. "Başkalarının birbirlerine saygı duruşu yaptıkları gibi, benim için ayağa kalkmayınız! Ben de, sizin gibi bir insanım. Herkes gibi yerim. Yorulunca otururum" buyurdu.
Çok zaman diz çökerek otururdu. Dizlerini dikip, etrafına kollarını sararak oturduğu da görülmüştür. Yemekte, giymekte ve her şeyde hizmetçilerini kendinden ayırmazdı. Onların işlerine yardım ederdi. Kimseyi dövdüğü, kötü söz söylediği hiç görülmedi.
Her zaman hizmetinde bulunan Enes bin Malik; "Resulullah'a on sene hizmet ettim. O'nun bana yaptığı hizmet, benim O'na yaptığımdan çok idi. Bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim" demiştir.
Sabah namazlarını kıldırdıktan sonra, cemaate karşı oturup; "Hasta olan kardeşimiz var mı? Ziyaretine gidelim" buyururdu. Hasta yoksa; "Cenazesi olan var mı? Yardıma gidelim!" buyururdu. Cenaze olursa, yıkanmasında, kefenlenmesinde yardım eder, namazını kıldırır, kabrine kadar giderdi. Cenaze yoksa; "Rüya gören varsa anlatsın! Dinleyelim, tabir edelim!" buyururdu.
Misafirlerine, Eshabına hizmet eder; "Bir topluluğun en üstünü, hizmet edenidir" buyururdu.
Kahkaha ile güldüğü hiç görülmedi. Sessizce tebessüm ederdi. Bazan gülerken mübarek ön dişleri görünürdü.
Lüzumsuz ve faydasız bir şey söylemezdi. Lazım olunca, kısa, faydalı ve manası açık olarak söylerdi. İyi anlaşılması için bazan üç kerre tekrar ederdi.
Heybetinden kimse yüzüne bakamazdı. Biri gelip mübarek yüzüne bakınca, terlerdi; "Sıkılma! En melik değilim, zalim değilim, Et suyu yiyen bir kadıncağızın oğluyum" derdi. Bunun üzerine adamını korkusu gidip derdini söylemeye başlardı.
"İçinizde Allahü teâlâyı en iyi anlayan ve O'ndan en çok korkan benim", "Benim gördüğümü görseydiniz, az güler, çok ağlardınız" buyururdu.

"Azabını gönderme, âfiyet ihsan eyle!"
Resulullah efendimiz Cenab-ı Hak'tan çok korkardı. Havada bulut görünce; "Ya Rabbi! Bu bulutla bize azab gönderme!" , rüzgar esince; "Ya Rabbi! Bize hayırlı rüzgar gönder", gök gürleyince; "Ya Rabbi! Bize incinib de, öldürme. Azabını gönderme. Afiyet ihsan eyle!" diye dua ederdi.
Namaza dururken, ağlayan kimsenin içini çektiği gibi, göğsünden ses işitilirdi. Kur'an-ı kerim okurken de böyle olurdu.
Kalbinin kuvveti, şecaati şaşılacak kadar çoktu. Huneyn gazasında, müslümanlar dağılıp, üç dört kimse ile kalmıştı. Birkaç defa, kafirlerin hücumuna, tek başına karşı koydu ve asla gerilemedi.
Çok cömert idi. Yüzlerce deve ve koyun bağışlar, kendisine bir şey bırakmazdı. Nice katı kalbli kafirler, bu ihsanlarını görerek imana gelmişlerdir.
Yiyeceklerden; koyun etini, et suyunu, kabağı, tatlıları, balı, hurmayı, sütü, kaymağı, karpuzu, kavunu, üzümü ve hıyarı severdi.
Suyu yavaş yavaş, Besmele ile başlayarak üç yudumda içer, sonunda; "Elhamdülillah" der ve dua ederdi.
Giyilmesi caiz olanlardan her bulduğunu giyerdi. Kalın kumaştan ihram şeklinde dikilmemiş şeylerle örtünür, peştamal sarınır, gömlek ve cübbe de giyerdi.
Bunlar pamuktan, yünden veya kıldan dokunmuştu. Ekseriya beyaz, bazan yeşil giyerdi. Dikilmiş elbise giydiği de olurdu. Cuma ve bayramlarda ve yabancı elçiler geldikte ve cenk zamanlarında kıymetli gömlekler, cübbeler, yeşil, kırmızı, siyah da giyerdi.
Arabistan'daki adete uyarak saçlarını kulaklarının yarısına kadar uzatır, fazlasını kestirirdi. Saçlarına özel olarak hazırlanmış güzel kokulu yağ sürerdi.
Ellerine, başına, yüzüne misk veya başka kokular sürer, ud ağacı, kafuri ile buhurlanırdı.
Yatağı, içi hurma lifleri ile dolu, dabağlanmış deriden idi. İçi yünle dolmuş bir yatak getirdiklerinde, kabul etmedi ve; "Ya Aişe! Allahü teâlâya yemin ederim ki, eğer istesem, Allahü teâlâ her yerde altın ve gümüş yığınlarını yanımda bulundurur" buyurdu. Bazan hasır, tahta, döşek, yünden dokunmuş keçe veya kuru toplar, üzerinde yatardı.
Her gece gözlerine üç kerre sürme çekerdi.
Evinde; ayna, tarak, sürme kabı, misvak, makas, iğne, iplik eksik olmazdı. Yolculukta bunları beraberinde götürürdü.
Yatsıdan sonra gece yarısına kadar uyuyup, sonra sabah namazına kadar ibadet yapardı. Sağ yanına yatar, sağ elini yanağı altına kor, bazı sureler okuyup uyurdu.
Tefe'ül-ederdi. Yani ilk gördüğü, birden bire gördüğü şeyleri hayra yorardı. Hiçbir şeyi uğursuz saymazdı.
Üzüntülü zamanlarında sakalını tutar, düşünürdü.
Üzüldüğü zaman, hemen namaza başlardı. Namazın lezzet ve safası ile gammı giderdi.
Peygamber efendimizin, Allahü teâlâdan korkması, O'na itaat ve ibadet etmesi o kadar çoktu ki, O'nun bu haline hiç kimse takat getiremezdi.
Mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. "Ya Resulallah! Sizin gelmiş geçmiş bütün günahlarınız affedildiği halde, neden bu kadar kendinize zahmet veriyorsunuz?" denildiğinde; "Ben, Allahü teâlânın en çok şükreden kulu olmayayım mı?" diye cevap buyurdular.

Resulullahın üstünlükleri
Muhammed Aleyhisselamın faziletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazilet, üstünlük demektir. Üstünlüklerinden bazıları şunlardır:
Mahluklar içinde, ilk olarak Muhammed Aleyhisselamın nuru ve ruhu yaratılmıştır.
Allahü teâlâ, O'nun ismini arşa, Cennetlere ve yedi kat göklere yazmıştır.
Muhammed Aleyhisselamın ismini söylemekten başka vazifesi olmayan melekler vardır.
Meleklerin hazret-i Adem'e karşı secde etmeleri için emir olunması, alnında Muhammed Aleyhisselamın nuru bulunduğu için idi.
Allahü teâlâ, bütün peygambere, Muhammed Aleyhisselamın geleceğini; ayrıca ümmetinlerine, zamanına yetişdikleri takdirde, O'na inanmalarını emretmeyi bildirdi.
Dünyaya geleceği zaman, çok büyük alametler görülmüştür. Tarih ve mevlid kitaplarında yazılıdır.
Dünyaya geldiği zaman, göbeği kesilmiş ve sünnet olmuş görüldü.
Dünyaya gelince, şeytanlar göğe çıkamaz, meleklerden haber çalamaz oldular.
Dünyaya geldiği zaman, yeryüzündeki bütün putlar, tapınılan heykeller yüzüstü devrildiler.
Beşiğini melekler sallardı.
Beşikte iken gökdeki ay ile konuşurdu. Mübarek parmağı ile işaret ettiği tarafa meyl ederdi.
Beşikte iken konuşmaya başladı.
Çocuk iken, açıklarda gezerken, başı hizasında bir bulut da birlikde hareket ederek gölge yapardı. Bu hal, peygamberliği bildirilinceye kadar devam etti.
Her peygamberin sağ eli üstünde nübüvvet mührü vardı. Muhammed Aleyhisselamın ise, mübarek sırtı ortasında sol küreğe yakın, kalbi üzerinde idi.
Önünde olanları gördüğü gibi, arkasında olanları dahi görürdü.
Aydınlıkta gördüğü gibi, karanlıkta da görürdü.
Tükürüğü, acı suları tatlı yaptı. Hastalara şifa verdi.
Gözleri uyurken, kalbi uyanak olurdu. Bütün peygamberler de böyle idi.
Ömründe hiç esnemedi. Bütün peygamberlere de böyle idi.
Mübarek teri, gül gibi güzel kokardı. Bir fakir kimse, kızını evlendirirken, kendisinden yardım iştemişti. O anda verecek şeyi yoktu. Küçükbir şişeye terinden koyup verdi. O kız, yüzüne, başına sürünce, evi misk gibi kokardı. Evi, "güzel kokulu ev" adı ile meşhur oldu.
Orta boylu olduğu halde, uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.
Güneş ve ay ışığında yürüyünce, gölgesi yere düşmezdi.
Bedenine ve elbisesine sinek, sivri sinek ve başka böcekler konmazdı.
Çamaşırları, ne kadar giyerse giysin, hiç kirlenmezdi.
Her yürüdüğü zaman, arkasından melekler gelirdi. Bunun için, Eshabını önden yürütür; "Arkamı meleklere bırakın" buyururlardı.
Taş üstüne basınca, taşta ayağının izi kalırdı. Kum üstünde giderken hiç iz bırakmazdı. Abdest bozduğu zaman, yer yarılıp bevl ve benzerleri toprak içinde kalırdı. Oradan etrafa güzel kokular yayılırdı. Bütün peygamberler de böyle idi.

En çok ilim O'na verildi
İnsanlar, melekler ve diğer peygamberler içinde en çok ilim O'na verildi. Ümmi olduğu halde, yani kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ O'na her şeyi bildirmiştir. Adem Aleyhisselama her şeyin ismi bildirildiği gibi, O'na, her şeyin ismi ve ilmi bildirilmiştir.
Ümmetinin isimleri, cisimleri ve aralarında olacak şeylerin hepsi kendisine bildirildi.
Aklı, bütün insanların aklından daha çoktur.
İnsanlarda bulunabilecek bütün iyi huyların hepsi O'na ihsan olundu. Büyük şair Ömer ibn-il-Farıd'a; "Resulullah'ı niçin medhetmedin?" dediklerinde; "O'nu medhetmeye gücüm yetmeyeceğini anladım. O'nu medhedecek kelime bulamadım" demiştir.
Kelime-i şehadette, ezanda, ikametde, namazdaki teşehhüdde, bir çok dualarda, bazı ibadetlerde ve hutbelerde, nasihat yapmakta, sıkıntılı zamanlarda, kabirde, mahşerde, Cennet'te ve her mahlukun lisanında Allahü teâlâ O'nun ismini kendi isminin yanına koymuştur.
Üstünlüklerinin en üstünü, Habibullah olmasıdır. Allahü teâlâ O'nu kendisine sevgili, dost yapmıştır. O'nu herkesden, her melekten daha çok sevmiştir. "İbrahim'ı Halil yaptım ise, seni kendime Habib yaptım" buyurmuştur.
"Sana razı oluncaya kadar, (yeter deyinceye kadar) her dilediğini vereceğim" (Duha suresi: 5), mealindeki ayet-i kerime, Allahü teâlânın Peygamberine bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, ahkam-ı İslamiyyeyi, düşmanlarına karşı yardım ve galebe ve ümmetine fetihler, zaferler ve kıyamette her türlü şefaat ve tecelliler ihsan edeceğini vad etmektedir. Bu ayet-i kerime geldiği zaman, Cebrail Aleyhisselama bakarak; "Ümmetimden birinin Cehennem'de kalmasına razı olmam" buyurdu.
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, her peygambere kendi ismi ile; Muhammed Aleyhisselama ise; "Ey Resulüm! Ey Peygamberim!" diye hitab etmiştir.
Gayet açık, kolay anlaşılır bir şekilde Arabi lisanının her lehçesi ile konuşurdu. Çeşitli yerlerden gelip soranlara onların lügati ile cevap verirdi. İşitenler hayran olurlardı; "Allahü teâlâ beni çok güzel yetiştirirdi" buyururdu.
Az kelimelerle çok şey anlatırdı. Yüz binden ziyade hadis-i şerifi, O'nun "Cevami-ül kelim" olduğunu göstermekterdir. Bazı alimler dediler ki: "Muhammed Aleyhisselam, İslam dininin dört temelini, dört hadisle bildirmiştir. "Ameller niyyete göre değerlendirilir" ve "Helal meydandadır, haram meydandadır" ve "Davacının şahid göstermesi ve davalının yemin etmesi lazımdır" ve "Bir kimse, kendine istediğini, din kardeşi için de istemedikçe, imanı kamil olmaz."
Bu dört hadisten birincisi, ibadet; ikincisi, , yani alış-veriş; üçüncüsü, adalet işleri ve siyaset; dördüncüsü de adab ve ahlak bilgilerinin temelidir."
Muhammed Aleyhisselam, masun ve masum idi. Bilerek ve bilmeyerek, büyük ve küçük, kırk yaşından evvel ve sonra hiçbir günah işlememiştir. Çirkin hiçbir hareketi görülmemiştir. Bütün peygamberler de masum idi.
Müslümanların namazda otururken "Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi" okuyarak, Muhammed Aleyhisselama selam vermelere emrolundu. Namazda başka bir peygambere ve meleklere karşı selam vermek caiz olmadı.

"Sen olamasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım"
Kaninat O'nun hürmetine yaratılmıştır. Cenab-ı Hak, "Sen olamasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım" buyruldu.
Muhammed Aleyhisselamın ümmetinin sayısı, başka peygamberlerin ümmetlerinin sayıları toplamından daha çoktur. Onlardan daha üstün ve daha şereflidirler. Cennet'e gideceklerin üçte ikisinin bu ümmetten olacağı, hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.
Resulubllah'a verilecek sevablar, diğer peygamberlere verilecek sevablardan kat kat ziyadedir.
Kendisini; ismi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak, uzaktan kendisine seslenmek, yolda önüne geçmek haram edilmiştir. Başka peygamberlerin ümmetleri, kendilerini isimleri ile çağırırlardı.
Cebrail Aleyhisselamı melek şeklinde iki kere görmüştür. Başka hiçbir peygamber onu asıl şeklinde görmemiştir.
Kendisine, Cebrail Aleyhisselam yirmi dört bin kere gelmiştir. Başka peygamberlerden en çok Musa Aleyhisselama gelmiştir. Bu geliş dört yüz defa vaki olmuştur.
Allahü teâlâya, Muhammed Aleyhisselam ile and vermek caiz olup, başka peygamberlerle ve meleklerle caiz değildir.
Muhammed Aleyhisselamdan sonra, zevcelerini başkalarının nikahla almaları haram edilmiş, bu bakımdan mü'minlerin anneleri oldukları bildirilmiştir.
Nesep ve sebep bakımından, yani kan ve nikah bakımından olan akrabalığın, kıyametde faydası yoktur. Resulullah'ın akrabası bundan müstesnadır.
Resulullah'ın ismini almak, dünyada ve ahırette faydalıdır. O'nun ismini taşıyan hakiki mü'minler Cehennem'e girmeyecektir.
O'nun her sözü, her işi doğrudur. Her ictihadı, Allahü teâlâ tarafından doğrulanır.
O'nu sevmek herkese farzdır. "Allahü teâlâyı seven, beni sever" buyurmuştur. O'nu sevmenin alameti, dinine, yoluna, sünnetine ve ahlakına uymaktır. Kur'an-ı kerimde; "Bana uyarsanız, Allahü teâlâ sizi sever" demesi emir olundu.
O'nun Ehl-i beyltini sevmek vacibdir. "Ehl-i beytine düşmanlık eden münafıktır" buyurmuştur. Ehl-i beyt, zekat alması haram olan akrabasıdır. Bunlar, zevceleri ve dedesi Haşim'in soyundan olan mü'minlerdir ki, Ali'nin, Ukayl'in, Ca'fer Tayyar'ın ve Abbas'ın soyundan olanlardır.
Eshabının hepsini sevmek vacibdir. "Benden sonra Eshabına düşmanlık etmeyiniz! Onları sevmek, beni sevmektir. Onlara düşman olmak, bana düşman olmaktır. Onları inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de, Allahü teâlâyı incitir. Allahü teâlâ, kendisini incitene azab yapar" buyurdu.
Allahü teâlâ, Muhammed Aleyhisselama, gökte iki ve yerde iki yardımcı yaratmıştır. Bunlar; Cebrail, Mikail, hz. Ebu Bekr ve Ömer'dir.
Erkek, kadın, mükellef yaşta vefat eden herkese, kabrinde Muhammed Aleyhisselam sorulacaktır. "Rabbin kimdir?" denildiği gibi; "Peygamberin kimdir?" de denilecektir.
Muhammed Aleyhisselamın hadis-i şeriflerini okumak ibadettir. Okuyana sevab verilir.