Resulullahın yatması, uyuması
Resulullah efendimizin bazı zevaid sünnetleri:
Peygamber efendimiz, döşeğinde uyumak istediği zaman, sağ yanının üzerine yatar, sağ elini, sağ yanağının altına koyar, sonra da:
"Allahım! Kendimi, sana teslim ettim. Yüzmü, sana çevirdim. İşimi, sana ısmarladım. Sırtımı, sana dayadım. Ben, senin azabından korkar, rahmetini umarım. Senin rahmetinden başka sığınalacak yok, senin azabından başka korunulacak yoktur.
Ancak, senin rahmetine sığınılır ve ancak, senin rahmetinle kurtulunur.
Ben, senin indirmiş olduğun kitabına ve göndermiş olduğun Peygamberine inandım.
Ey Rabbim! Yanımı, senin isminle yere koydum. Eğer, ruhumu tutar, alıkorsan, ona, rahmetinle muamele et! Eğer, onu, salarsan, salih kullarını koruduğun gibi, onu da, koru!
Allahım! Ben, senin isminle ölür, senin isminle dirilirim. Bize yediren, içiren, her ihtiyacımızı karşılayıp gideren, bizi barındıran, sığındıran Allaha hamd olsun! Nice kişiler var ki, kendilerinin ne ihtiyaçlarını karşılayanları var, ne de, barındıranları! Allahım! Kullarını, huzurunda topladığın günde azabından, beni, koru!" diyerek düa eder, uykudan uyanıp kalkarken de:
"Hamd olsun O Allaha ki, bizi, öldükten sonra diriltti. Kıyamet günü, dönüşümüz de, O'na olacaktır." derdi.
Peygamber efendimizin, yatağına girdiği zaman:
"Göklerin ve yerin Rabbi, her şeyin Rabbi olan, tohumu ve çekirdeği çatlatıp çemenlendiren, Tevrat'ı, İncil'i ve Kur'an'ı indiren Allahım! Ben, her kötülük sahibinin kötülüğünden sana sığınırım! Çünkü, onu, perçeminden tutan sensin!
Allahım! Evvel, sensin! Senden önce olan hiçbir şey yoktur! Ahir, sensin! Senden sonra olan hiçbir şey yoktur! Zahir, sensin! Senden başka hiçbir şey yoktur!"
Uykudan uyandığı zaman da: "Başka ilah yok, ancak, sen varsın! Seni, tesbih ve tenzih ederim. Allahım! Günahlarımı, yarlığamanı ve rahmetini dilerim.
Allahım! İlmimi artır! Bana doğru yolu gösterdikten sonra, kalbimi kaydırma! Yüce katından, bana bir rahmet te, ihsan buyur! Çünkü, bağışı, en çok olan, sensin sen!" diyerek dua ettiği de, olurdu.
Resulullah abdestsiz durmazdı
Bera' bin Azib anlatır: Kainatın efendisi, bana "Yatacak yerine varacağın zaman, namaz için abdest aldığın gibi, abdest al! Sonra, sağ yanının üzerine yat ve sonra "Allahım! Kendimi, sana teslim ettim. Yüzümü, sana çevirdim. Sırtımı, sana dayadım. Ben, senin azabından korkar, rahmetini umarım. Senden, senin rahmetinden başka sığınılacak yok, senin azabından korunulacak, yok! Ancak, senin rahmetine sığınılır ve ancak, senin rahmetinle kurtulunur. Ben, senin indirmiş olduğun kitabına ve göndermiş olduğun Peygamberine inandım!" de!
O gecende ölürsen, İslam fıtratı üzere ölürsün. Kim, bunu söyler de, o gece altında ölürse, İslam fıtratı üzere ölür!" buyurdu.
Peygamber efendimiz "Sizden biriniz, geceleyin döşeğinden kalktıktan sonra ona dönüp yatacağı zaman, onu, üç kerre çırpsın. Çünkü, kendisinden sonra neler olduğunu, nelerin gelip yatak üzerinde yerini aldığını bilemez.
Döşeğine yatmak istediği zaman, sağ yanının üzerine yatsın. Yattığı, yanını döşeğe koyduğu zaman da "Allahım! Seni, tesbih ve tenzih ederim.
Ya Rab! Yanımı, döşeğe senin isminle koydum. Senin isminle de, kaldırırım. Eğer, ruhumu tutar, alıkorsan, ona rahmet ve mağfiret ihsan buyur. Eğer, geri salarsan, salih kullarını koruduğun gibi, onu koru!
Uyandığı zaman da "Hamd olsun Allaha ki, beni, cesedimde afiyetli kıldı, ruhumu, bana geri çevirdi ve zikri için bana izin verdi." desin." buyurmuştur.
Peygamber efendimiz, yüzü koyun yatan bir adama rastlayınca "İşte, bu, Allahın hiç sevmediği bir yatıştır!" buyurdu.
Şerid bin Süveyd'in bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz, yüzünün üzerine yatmış, uyuyan bir kimse görüp ona, ayağının ucu ile dokundu ve "Bu, yüce Allahın en sevmediği bir uyumadır!" buyurdu.
Uyuyan zat, Eshab-ı Suffa'dan Abdullah bin Tahfe olup demiştir ki "Ben, seher vakti Mescidde karnımın, yüzümün üzerine yatmış, uyurken, birisi, bana, ayağı ile dokundu.
-Kim bu, diye sordu.
- Ben, Abdullah bin Tahfe'yim!, dedim.
Bir de, ne göreyim? Kainatın efendisi, imiş!
- Bu, yüce Allahın, en sevmediği bir yatıştır! buyurdu."
Peygamber efendimiz, abdestsiz durmazdı.
Resulullah efendimizin, tuvalete çıkıp ta, abdest almadığı görülmemiştir.
Resulullah efendimizin oturuşu
Hanzala bin Hızyem "Peygamber efendimiza gittim de, kendisini bağdaş kurup oturmuş gördüm." demiştir.
Cabir bin Semüre de, Peygamber efendimizin, sabah nmazını kıldığı zaman, güneş doğuncaya kadar namazgahında bağdaş kurup oturduğunu bildirir.
Peygamber efendimizin hiçbir zaman, ayaklarını, meclisinde bulunanların önüne doğru uzattığı görülmemiştir.
Şerid bin Süveyd der ki "Kainatın efendisi, bana uğramıştı. O sırada, ben, şöylece, sol elimi arkama koymuş, elimin yarı avucu üzerine dayanmış bir halde oturuyordum. Kainatın efendisi "Sen, gazaba uğrayanların oturuşu ile mi oturuyorsun?!" buyurdu." Gazaba uğrayanlar, Yahudilerdir.
Kayle bint-i Mahreme anlatır: "Peygamber efendimizı, Kurfusa otururken gördüm. Peygamber efendimizı, böyle, huşu içinde oturur gördüm"
Kurfusa: Kalçalar, yere konulmak, dizler, dikilip karna yapıştırılmak ve eller, bacaklar üzerinde bağlanmak suretile oturuluş biçimine denir.
Peygamber efendimizin yemek yerken oturması da çok sadeydi. Ne kapalı kapılar ardına çekilir, ne perdeler arkasında dikilir, ne de, kendisinin önüne tabaklarla yemekler taşınırdı.
Peygamber efendimiz, toprak, üzerinde oturur, yemeğini de, yerde yerdi. "Ben, kulun oturduğu gibi oturur, kulun yediği gibi yerim. Ben, ancak, bir kulum! Sünnetimden yüz çeviren, benden değildir!" buyururdu.
Peygamber efendimiz, Mekke'nin yukarı taraflarında bir yere dayanmış olarak, yemek yediği sırada, Cebrail Aleyhisselam gelip "Ya Muhammed! Demek sen, kırallar gibi yiyorsun?!" deyince, Peygamber efendimiz, yere oturuvermiştir.
Peygamber efendimize, bir gün, Cebrail Aleyhisselamla birlikte bir melek gelmişti ki, daha önce o, hiç gelmemişti.
Melek, Peygamber efendimize "Rabbin, sana selam ediyor ve seni, ya bir Peygamber-Sultanlık veya bir Peygamber-Kulluk arasında serbet kılıyor; bunlardan birisini seçmekte serbest bırakıyor. "İstersen, senin için, Peygamber-Sultan, istersen Peygamber-Kul olma var!" buyuruyor." dedi.
Cebrail Aleyhisselam "Tevazu' göster!" diye işaret edince, Peygamber efendimiz "Peygamber-Kul olayım!" cevabını vermiştir. Bundan sonra, Peygamber efendimiz, ne ayak üzerinde, ne de, bir yere dayanarak, yaslanarak yemek yemiştir.
Ebu Cuhayfe anlatır: Kainatın efendisi "Ben, bir şeye dayandığım halde, yemek yemem." buyurdu. Dayanmak, üç türlüdür: Bir yanın üzerine dayanmak, bağdaş kurmak, ellerden birine dayanıp diğerile yemek yemek.
Bu üçüncü dayanma biçimi, yerilmiş, kınanmıştır.
Resullahın yemek yeyiş şekli
Resulullah efendimiz, yemeği üç parmakla, şehadet parmağı ile onun iki yanındaki parmaklar ile yerdi.
Peygamber efendimiz, buyururlar ki:
"Yemeğin bereketi: Yemekten önce abdest almakta, yemekten sonra da, abdest almak, el yıkamaktadır!"
"Kim, elindeki et, yağ, kokusunu, bulaşığını yıkamadan uyur da, kendisinin başına bir şey gelecek olursa, kendisinden başkasını suçlamasın!"
Peygamber efendimizin Garra diye anılan bir Karavanası vardı. Kuşluk vakti, kuşluk namazını kıldıktan sonra içinde Serid (Tirid) bulunan bu karavana getirilip ortaya konulurdu. (Tirid, Ufak ufak doğranmış ekmek ve çokça etle birlikte yapılan yemeği denir.)
Müslümanlar, Tirid Karavanasının başına toplandıkları zaman, Peygamber efendimizin, iki dizinin üzerine çöküp oturduğnu gören Bedevi (Çöl köylüsü) "Bu, ne biçim oturuş?!" demekten kendini alamadı.
Peygamber efendimiz "Şüphe yok ki, Allah, beni kerem sahibi bir kul kıldı, bir zorlayıcı ve inadçı kılmadı! Haydi, kıyısından yemeğe başlayınız! Tepesinden, ortasından yemeyi bırakınız.
Yemeğin bereketi, tepesinde, ortasındadır! Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, çanağın orta tarafından yemesin. Fakat, alt tarafından yesin. Çünkü, bereket, onun orta tarafından iner!" buyurdu.
Ömer bin Ebi Seleme der ki: Ben, Kainatın efendisiın terbiyesi altında bulunan bir çocuktum.
Yemek yerken, elim, yemek kabının içinde dolaşırdı. Kainatın efendisi, bana "Ey oğul! Besmele çek. Sağ elinle ye! Önünden ye!" buyurdu.
Bundan sonra, hep böyle yemeğe devam ettim.
Peygamber efendimiz "Biriniz için hizmetçisi, yemeğini, hazırlayıp getirdiği zaman ki, o hizmetçi, yemeğin sıcağına, dumanına katlanmıştır onu da, sofraya kendisiyle birlikte oturtsun, o da, yesin. Eğer, kaçınır, böyle yapmazsa, veya yemek az olursa eline, ondan, bir iki lokma koysun." buyurmuştur.
Peygamber efendimiz, hiçbir yemeği hor görmemiş, yermemiştir.
Bir yemeği, arzu ederse, yer, arzu etmezse, bırakır, susardı.
En ufak nimete bile saygı gösterir, hiçbir nimeti yermezdi.
Hiçbir nimeti, ne hoşuna gittiği için över, ne de, hoşlanmadığı için yererdi.
Yemeğe Besmele ile başlardı
Yemek, ortaya konulduğu zaman, Peygamber efendimiz:
"Allahümme barik lena fima rezaktena vekına azabennar. Bismillah!" diyerek düa ettikten sonra yemeğe başlardı.
Hz. Aişe validemiz bildirir: Kainatın efendisi "Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, Bismillah! desin, yüce Allah'ın ismini ansın.
Yemeğe başlamadan önce, bunu söylemeyi unutursa, "Yemeğin evveli ahiri için Bismillah!" desin." buyurdu.
Ümeyye bin Mahşi'nin bildirdiğine göre adamın biri, besmele çekmeksizin yemek yiyor, Peygamber efendimiz de, oturmuş, ona bakıyordu.
Yemeğin sonunda bir tek lokma kaldığı ve onu da, kaldırıp ağzına götürdüğü sırada, adam "Yemeğin evveli ve ahiri için Bismillah!" dedi.
Peygamber efendimiz, güldü. Sonra da "Şeytan, onunla birlikte yemeye devam ediyordu.
Adam, yüce Allah'ın ismini anınca, şeytan, karnında, bir şey bırakmayıp kustu!" buyurdu.
Peygamber efendimiz; abdest ve gusülde, ayakkabısını giymekte ve taranmakta, mümkin oldukça, hep sağdan başlamayı sever, bir şey alacağı zaman, sağ eli ile alır, bir şey vereceği zaman, sağ eli ile verir ve başlayacağı her şeye sağdan başlardı.
"Sizden biriniz, ayakkabısını giyeceği zaman, giymeğe sağdan başlasın!
Ayakkabısını çıkaracağı zaman da, çıkarmağa soldan başlasın!
Ayakkabı giyilirken, sağ ayak, ayakların evveli, ayakkabı çıkarılırken de, sağ ayak, ayakların ahiri olsun!" buyururdu.
Abdullah bin Ömer'in bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz "Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, sağ eli ile yesin. Bir şey içeceği zaman da, yine sağ eli ile içsin. Çünkü, şeytan, sol eli ile yer ve sol eli ile içer!" buyurmuştur.
Seleme bin Ekva'ın, babasından bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz, Eşca' kabilesinden Büsr bin Raiyül'ir diye anılan bir adamın yanında, sol eli ile yemek yediğini görünce, ona "Sağ elinle ye!" buyurdu.
Adam "Buna gücüm yetmiyor, sağ elimle yiyemiyorum!" diyerek yalan söyledi.
Peygamber efendimiz "Gücün yetemesin!
Bunu, sağ eli ile yemekten, ancak, kibr ve gururu men etmektedir!" buyurdu.
Bundan sonra, adam, bir daha elini ağzına kaldıramaz oldu!
"Bir gün tok bir güç aç olayım!"
Peygamber efendimiz "Aziz ve Celil olan Allah, yenilecek bir şeyi yeyip veya içilecek bir şeyi içip te, bundan dolayı kendisine hamd eden kulundan, muhakkak, razı olur!" buyururdu.
Ebu Said'ül'hudri der ki, Peygamber efendimiz, yeyip içtiği zaman, şöyle dua ederdi:
"Elhamdü lillahillezi at'amena ve sekana ve caalna Müslimin = Bize yediren, içiren ve bizi Müslümanlar zümresinden kılan Allah' hamd olsun."
Ebu Ümametülbahili'nin bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz, yemeğini yeyip sofra kaldırılacağı sırada şöyle de, dua ederdi:
"Elhamdü lillahi kesiren tayyiben mübareken fihi gayre mekfiyyin vela müveddain vela müstağnen anhu Rabbena = Hamd, Allah'a mahsustur.
Ey Rabbımız! Biz, sana pek çok, her pürüzden pak, içi feyzü bereket dolu, red ve terk olunmayan, kendisinden müstağni kalınmayan hamd ile hamd ederiz!"
"Elhamdü lillahillezi kefana ve ervana gayre mekfiyyin vela mekfurin = Bize yeterince yediren, içiren, bizi red etmeyen ve nankörlerden kılmayan Allah'a hamd ederiz."
Ebu Hüreyre'nin bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz, yemekten sonra ellerini yıkardı.
Peygamber efendimizin dünyaya ve dünyadaki şeylere ehemmiyet vermezdi.
Abdullah bin Mes'ud anlatır: Kainatın efendisi, bir hasırın üzerinde yatıp uyumuş ve hasır, böğründe iz yapmıştı.
Uyanınca, böğrünü oğuşturdum.
"Babam, anam, sana feda olsun ya Resulallah! Keşki bize bildirseydin de, hasırın üzerine, ondan koruyacak senin için bir şey serseydik?" dedim.
"Sana, yumuşak bir döşek edinsek?" dedik.
Kainatın efendisi "Dünyaya aid şeyler, benim neme gerek?
Benim, dünya ile olan misalim, halim: bir ağacın altında biraz gölgelendikten sonra onu bırakarak yoluna devam eden bir süvarinin misali, hali gibidir!" buyurdu.
Ebu Ümametülbahili'nin bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz "Aziz ve Celil olan Rabbim, bana Mekke vadisini altın yapmayı teklif buyurdu.
"Hayır! Ya Rab! Ben, bir gün tok olayım, bir gün de, aç olayım. Aç olduğum zaman, sana niyazda bulunayım ve seni, zikr edeyim.
Tok olduğum zaman da, sana hamd edeyim, şükredeyim! dedim." buyurmuştur.