Peygamberler Tarihi - YUSUF ALEYHİSSELÂM

Yusuf aleyhisselâm Yakûb aleyhisselâmın oğludur. Kur'an-ı kerimde Hz. Yusuf'un kıssası, başına gelen hâdiseler geniş olarak bildirilmiş; Yusuf suresi ile En'âm ve Mümin surelerinde ondan bahsedilmiştir. Yusuf aleyhisselâmın kıssası, birçok ibretleri, hikmetleri, incelikleri; âlimlerin, devlet adamlarının ve onların emirlerinde olanların hâllerini; düşmanın eziyetine sabretmeyi, gücü yettiği hâlde düşmanından intikam almamayı; iffet, tevhid, rüya tabiri, idarecilik, iktisadî tedbirlerle alâkalı dünya ve ahirete dair pek çok faydaları; hasedin noksanlık ve Allahü teâlânın yardımından mahrum kalmaya; sabrın ise, sıkıntı ve gamlardan kurtulmaya sebep olduğunu; Hz. Yakûb'un sabrettiği için maksuduna kavuştuğunu; Yusuf aleyhisselâmın da sabredenlerden olduğunu ihtiva etmektedir.
Kıssaların en güzeli
Yusuf aleyhisselâmın kıssasına, tarih kitaplarında ve başka eserlerde de yer verilmiştir. Ancak, Kur'an-ı kerimde, eşsiz bir ifade; benzeri olmayan bir fesahat ve belâgatla anlatılmıştır. Böylece başka kitapların anlatışları, Kur'an-ı kerimin yüksek fesahat ve belâgatı yanında pek sönük kalmıştır. Bu yüzden Yusuf aleyhisselâmın kıssasının anlatıldığı Yusuf suresi için, bizzat Allahü teâlâ mealen buyurmuştur ki:
(Bu sure-i celîleyi sana vahyetmemizle ahsen-ül-kasası [kıssaların en güzelini] anlatacağız. Hâlbuki, sen daha önce bundan [Yusuf aleyhisselâmın kıssasından] asla haberdar değildin.) [Yusuf 3]
Mekkeli müşrikler, Resûlullah efendimize suâl sorarak sıkıntı vermek, Onu zor durumda bırakmak için, Medine Yahudilerine adam gönderip, çeşitli suâller öğrendiler. Bu suâllerden biri de; "Yakûb aleyhisselâmın evlâdı ve ailesi neden Mısır'a göç etmiştir? Hz. Yusuf'un kıssası nedir?" şeklindeki suâllerdi. Mekkelilerin bu soruları üzerine Allahü teâlâ, Yusuf suresini gönderdi. Böylelikle, Yusuf aleyhisselâm hakkında en doğru ve en güzel bilgileri Müslümanlar öğrenmiş oldular.
Hz. Yusuf öksüz idi
Yakûb aleyhisselâmın 12 oğlu olmuştur. Bunlardan Hz. Yusuf ile kardeşi Bünyamin, Hz. Yakûb'un en küçük oğulları idi.
Yakûb aleyhisselâm, Hz. Yusuf doğunca, alnındaki nübüvvet nurunu görmüş, bu yüzden ona diğer oğullarından daha fazla ihtimam gösterir olmuştu.
Bilhassa annesinin, Bünyamin'in doğumundan sonra vefatı ve Yusuf ile kardeşinin öksüz kalması, babalarının onlara karşı olan ilgisini daha da artırdı. Diğer kardeşleri, onları kıskanmaya başladı.
Babası, Hz. Yusuf'u küçük olduğu için, halasının yanına bıraktı. Hz. Yusuf halası ölünceye kadar onun yanında kaldı. Yakûb aleyhisselâm, kız kardeşinin vefatından sonra kendi yanına alıp, bir an bile ayrı kalamaz oldu. Bu durum kardeşlerinin kıskançlıklarının iyice artmasına sebep oldu.
Secde eden yıldızlar
Yusuf aleyhisselâm büyüdükçe, Allahü teâlânın lütfuyla gittikçe güzelleşiyor, ahlâk ve yüz güzelliği ile insanların sevgisini cezbediyordu. Çünkü onda Allahü teâlânın verdiği ayrı bir güzellik vardı ve gerçekten çok güzeldi. Nitekim Resûlullah efendimiz, mirac gecesi semaya götürüldüğünde Hz. Yusuf'u gördü. Cebrail aleyhisselâma; "Bu kimdir?" diye sordu. Cebrail aleyhisselâm da; "Yusuf aleyhisselâmdır." dedi. Eshab-ı kiram da ; "Onu nasıl gördün?" diye suâl ettiler. Resûlullah efendimiz de; "Ondördüncü gecedeki ay gibi." buyurdular.
"Bir şey mi var?"
Yusuf aleyhisselâm, bir cuma gecesi, babasının yanında yatıyordu. Ansızın, heyecanla uyandı. Babası Yakûb aleyhisselâm, "Ne oldu, bir şey mi var?" diye sorunca, şöyle anlattı:
- Rüyamda, yüksek bir dağın tepesinde imişim. Etrafta ırmaklar, yeşil ağaçlar vardı. Bu sırada gökten, on bir yıldız, Güneş ve Ay gelip bana secde ettiler.
Hz. Yusuf'un anlattıklarını dinleyen Yakûb aleyhisselâm, on bir yıldızın Hz. Yusuf'un kardeşleri, Güneş'in kendisi ve Ay'ın da zevcesi olduğu şeklinde tabir etti. Yakûb aleyhisselâm, ilerde diğer oğullarının Hz. Yusuf'a itaat edeceklerini, hatta Hz. Yusuf'un, kendisini bile geçeceğini anladı. Rüya tabirinde mahir olan evlâtlarının, Yusuf aleyhisselâmın rüyasını duydukları takdirde onu kıskanacaklarını, hatta şeytanın vesvesesi ile ona bir kötülük bile yapmaya kalkışacaklarını düşündü. Hz. Yusuf'a tembih edip dedi ki:
- Ey oğulcuğum! Sakın rüyanı kardeşlerine anlatma! Sonra şeytanın vesvesesi ile helâkın için sana kötülük yapıp, tuzak kurarlar. Muhakkak ki şeytan, insanın apaçık düşmanıdır. Rabbin bu rüya ile dereceni yükselttiği gibi seni seçecek, peygamberlik verip, sana rüya tabiri ilmini öğretecek. Allahü teâlâ seni aziz eyleyip, sana devlet ve ululuk verecek, kardeşlerin sana muhtaç olacaklardır. Daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini peygamberlik ile tamamladığı gibi sana ve Yakûb'un soyuna da nimetlerini tamamlayacaktır. Şüphesiz ki, Rabbin bu nimetlere müstahak olanları bilir. Lâzım olan işlerde hikmetini icra eder.
Salih rüya
Yakûb aleyhisselâm, oğluna ihtiyatlı davranmayı bu şekilde tavsiye etmişti. Çünkü, Yusuf aleyhisselâmın kardeşleri rüya tabirini iyi bilirlerdi. Bu sebeple Yakûb aleyhisselâm, onların Yusuf'a haset etmelerinden korktuğu için, haset ederler, dedi. Bir baba evlâdının hayırlı olmasını ister, fakat kardeş kardeşin kendinden hayırlı ve daha iyi olmasını istemez. Yusuf aleyhisselâm gördüğü rüyayı kardeşlerine anlatsaydı, bu onların hoşuna gitmeyecekti. Çünkü rüyanın insan üzerinde tesiri vardır. Nitekim bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Sâlih, iyi rüyadan kalb sevinir. Bu rüya Allahü teâlâdandır. Kötü rüya hulmdür [korkulu rüyadır], kalb onu istemez. Böyle rüya şeytandandır. Biriniz, hoşuna giden bir rüya görürse, onu sevdiği kimseye anlatsın. Hoşuna gitmeyen bir rüya görürse, onu kimseye anlatmasın.)
"Babamıza daha faydalıyız!"
Yakûb aleyhisselâm Yusuf aleyhisselâmın rüyasını üç şeyle tabir etti: 1- Yusuf aleyhisselâma peygamberlik verileceği, 2- Rüya tabiri ilminin öğretileceği, 3- Allahü teâlânın, onun üzerindeki nimetlerini tamamlayacağı...
Bu rüya hâdisesinden sonra, Hz. Yakûb'un Hz. Yusuf'a karşı olan muhabbeti daha da arttı. Elinde olmadan ona ve dolayısıyla Hz. Yusuf'la anneleri aynı olan kardeşi Bünyamin'e daha çok ilgi göstermeye başladı. Hz. Yakûb'un diğer oğulları, babalarının Yusuf aleyhisselâm ve kardeşine olan bu sevgisini görüp, kıskanıyorlardı. Diyorlardı ki:
- Onlar daha küçükler, bir faydaları, iş yapabilecek durumları yok. Hâlbuki biz, güçlü kuvvetli kimseleriz. Geçim işlerini biz görüyoruz. Babamıza daha faydalıyız. Buna rağmen babamız, onu bizden fazla seviyor.
Bu sebeple, Yakûb aleyhisselâmın Hz. Yusuf'a olan sevgisini kendileri açısından hatalı buluyorlardı.
Kalben seviyordu
Fakat Yakûb aleyhisselâm, Yusuf aleyhisselâmı, elinde olmayarak ister istemez kalben seviyordu. Ayrıca Yusuf ve kardeşi Bünyamin'in anneleri, daha onlar çocuk iken öldüğü için onlara daha fazla sevgi ve şefkat göstermişti. Bir de Yakûb aleyhisselâm, Hz. Yusuf'ta, diğer oğullarında görmediği rüşd ve asaleti görmüştü. Sevgisinin bir sebebi de bu idi. Buna ilâveten Yusuf aleyhisselâm da, babasının rızasını celbedici güzel hizmetler yapıyordu.
Yakûb aleyhisselâmın diğer oğulları, şeytanın da vesvesesiyle Hz. Yusuf'u iyice kıskandılar. Zaten öteden beri babalarının ona gösterdiği sevgi ve verdiği kıymet, onları yakıp bitiriyor, babalarının sevgisini, Yusuf'un üzerinden alıp, kendilerine çekmeye çalışıyorlardı. Bunda başarılı olamıyorlardı. Bir de buna rüya hâdisesinden sonra Yakûb aleyhisselâmın Hz. Yusuf'a alâkasının biraz daha artması üzerine, haset ve kıskançlıkları had safhaya ulaştı.
"Uzak bir yere bırakırız."
Bunun üzerine toplanıp aralarında konuştular. Yusuf'u babalarından uzaklaştırmaya karar verdiler. Bunun için de; "Ya öldürürüz veya onu babamıza ulaşamayacağı çok uzak bir yere bırakırız. Burada onu yırtıcı hayvanlar yer veya ölür." dediler. Hz. Yusuf'u bu şekilde uzaklaştırmakla, babalarının sevgisini kendilerine çekeceklerini zannediyorlardı.
Ancak yaptıkları işin büyük günah olduğunu bilmiyor da değillerdi. Ancak Yusuf aleyhisselâmı uzaklaştırınca, babalarına güzel hizmetlerde bulunup, babalarının sevgisini kendi üzerlerine çekeceklerini umuyorlardı.
Neticede hepsi, Yusuf aleyhisselâmı kuyuya atmakta ittifak ettiler. Atmaya kararlaştırdıkları kuyu, bilinen bir kuyu idi. Ona gidip-gelen çok olurdu. Kuyuya attıklarında hemen ölmeyeceğini, oradan geçen yolcuların onu çıkarıp götüreceklerini, dolayısıyla oradan kurtulacağını kuvvetle umuyorlardı.
"Kurt yemesinden korkarım"
Yakûb aleyhisselâmın oğulları, Hz. Yusuf'u kuyuya atma kararını verdikten sonra, kardeşlerini babasından istemek işini Yehûda'ya havale ettiler. Çünkü Yakûb aleyhisselâm, diğer oğulları içinde en çok Yehûda'nın sözüne itibar ederdi. Ayrıca Yehûda, Yusuf'un öldürülmesine razı değildi. Kardeşlerinin ona bir kötülük yapmalarından korktu. Onlardan, öldürmeyip kuyuya atacaklarına dair kesin söz aldı. Hep birlikte Yakûb aleyhisselâmın huzuruna vardılar. Yehûda, kardeşleri adına babasından, Hz. Yusuf'la beraber kırlara gitmek için izin istedi.
"Onu muhafaza ederiz!"
Diğer kardeşler de babalarına diller döktü. Her zaman yaptıkları gibi, ertesi gün de koyunlarını otlatmak için kıra giderek, çayır ve çimenler üzerinde istirahat edip, koşu ve ok atma yarışı yapacaklarını ve yanlarında Yusuf'u da götürmek istediklerini söylediler ve dediler ki:
- Ey babamız! Kardeşimiz Yusuf'u da yarın bizimle kıra gönder, yesin, içsin, ok atmak ve koşmak suretiyle oynasın. Biz onu elbette muhafaza ederiz.
Yakûb aleyhisselâm, rüyasında on tane kurdun Hz. Yusuf'a hücum edip, öldürmeye çalıştıklarını görmüştü. O kurtlardan biri onu himaye etmiş, bu sırada yer yarılarak Yusuf aleyhisselâm oraya girmiş, üç gün sonra tekrar ortaya çıkmıştı. Yakûb aleyhisselâm, bu rüyadan sonra kardeşlerinin Yusuf'a bir şey yapmalarından korkar olmuştu. Bunun için Hz. Yusuf'u kardeşleriyle göndermek istemiyordu. Onlara dedi ki:
- Onu götürmeniz beni mahzun eder. Siz ondan habersiz iken kurt gelip, onu yemesinden korkarım.
- Biz kuvvetli bir cemaat iken onu kurt yerse, âciz ve güçsüz kimseler olmuş oluruz.
Yakûb aleyhisselâm, oğullarının teminat verip ısrar etmeleri ve Hz. Yusuf'un da onlarla beraber gitmek için meyletmesi üzerine, kazaya razı olup, izin verdi.
"Ağızdan çıkan söze bağlıdır"
Bu arada Yakûb aleyhisselâm; "Onu kurt yemesinden korkarım" sözü ile oğullarına ipucu verdi. Hz. Yusuf'un başına getirecekleri işten sonra, dönüşlerinde, babalarına verecekleri cevabı onun ağzından aldılar. Çünkü onlar, o zamana kadar, kurdun insanı yiyebileceğini bilmiyorlardı. Âlimlerimiz buradan, kişinin hasmına ipucu telkin etmesinin uygun olmadığını anlamışlardır. Nitekim hadis-i şerifte; "Belâ, ağızdan çıkan söze bağlıdır." buyuruldu.
Yakûb aleyhisselâm sabah olunca, Hz. Yusuf'a; "Gel şimdi seni bir kere öpeyim ve güzel kokunu koklayayım. Belki bir daha seni göremem. Zira dünya ayrılık evidir." dedi. Elbisesini giydirdi, güzel kokular sürdü. Bağrına basıp öptükten sonra kardeşlerine ısmarlayıp, "Yusuf'u iyi gözetin!" diye tembih etti. Onlar da gözetip koruyacaklarına dair söz verdiler.
Kardeşleri, Yusuf aleyhisselâmı alıp, gayet izzet ve ikram ile kıra doğru götürdüler. Yolculuk gerçekten güle oynaya başlamıştı. Yusuf aleyhisselâm, "Ne iyi ettim de kardeşlerimle beraber çıktım." diye düşünmeye başlamıştı. Ancak bu neşeli durum uzun sürmedi. Şehirden iyice uzaklaşıp, bağırmakla duyulamayacak kadar bir mesafeye gelince, kardeşleri Yusuf aleyhisselâma eziyet etmeye başladılar.
Hz. Yusuf'un kuyuya atılması
Ağabeyleri, Hz. Yusuf'a yaptıkları eziyetleri o kadar artırdılar ki, Yehûda, onu öldüreceklerinden korktu. Onlara dedi ki:
- Bana, onu öldürmeyeceğinize dair söz vermiştiniz!
Bunun üzerine eziyeti bıraktılar. Az sonra atmayı kararlaştırdıkları kuyunun yanına vardılar. Bu kuyunun üst tarafı dar, altı ise genişti. Kardeşleri, Yusuf aleyhisselâmı kuyunun başına getirdiler. Gömleğini çıkarıp aldılar. Yusuf aleyhisselâm kardeşlerine bakıyordu. Kardeşlerden biri dedi ki:
- Ey Yusuf! Şunu iyi bilesin ki bugünden sonra bizleri de, babanı da bir daha göremeyeceksin. Çünkü...
Bir başka kardeşi de bu sözü tamamladı:
- Çünkü seni şimdi şu kuyuya bırakacağız.
Suyun içine düştü
Bu sözler şaka ile söylenmiş sözler değildi. Böylece kararları Hz. Yusuf'a tebliğ edilmişti. Derhal kollarından tutarak kuyuya sarkıttılar. Yusuf aleyhisselâm kardeşlerine, yaptıkları hareketin, babalarının sevgisini kazandırmayacağını belirtmesine rağmen dinlemediler ve dediler ki:
- Haydi Yusuf yolun açık olsun, güle güle... Bir daha bizimle babamızın arasına gireyim deme sakın! Ayrıca öldürmediğimiz için bize teşekkür borçlu olduğunu da hiç unutma sevgili kardeşimiz...
Bu sözlerle kuyuya bıraktılar. Kuyuda su vardı. Yusuf aleyhisselâm suyun içine düştü. Bu sırada Yusuf aleyhisselâm şu duâyı okudu: "Ya şâhiden gayre gâibin ve ya karîben gayre baîdin ve ya gâliben gayre mağlûbin. Ic'al lî min emrî ferecen ve mahrecâ. = Ey gâib olmayan Şâhid! Ey uzak olmayan Karîb! Ey mağlûp olmayan Galip! Beni bu musibetten kurtar! Bunun için bana bir çıkış yolu nasip et!"
Bu esnada Allahü teâlâdan Cebrail aleyhisselâma; "Kuluma yetiş ey Cebrail!" hitabı geldi.
"Haber vereceksin!"
Cebrail aleyhisselâm derhal yetişerek onu boğulmaktan kurtardı ve onu, suyun içindeki bir kayanın üstüne oturttu. Sonra Yusuf aleyhisselâma Allahü teâlânın selâmını tebliğ etti ve "Sen kardeşlerine birgün bu yaptıklarını haber vereceksin!" dedi. Ayrıca duâ etmesini, Allahü teâlâya yalvarmasını, Allahü teâlânın yapılan duâları kabul edeceğini söyledi. Şöyle duâ etmesini bildirdi:
"Allahümme ya kâşife külli kürbetin ve ya mûcibe külli da'vetin ve ya câbire külli kesîrin ve ya müyessire külli asîrin ve ya sâhibe külli garîbin ve ya mûnise külli vahîdin ve ya lâ ilâhe illâ ente es'elüke en'tec'ale lî ferecen, mahrecen ve en takzife hubbeke fî kalbî hatta lâ yekûne lî hemmün ve lâ zikru gayrike ve en tehfezanî ve terhamenî ya Erhamerrâhimîn = Ey her belâyı kaldıran, her duâyı kabul eden, kırık kalbleri saran, iyileştiren, her güçlüğü kolaylaştıran, her garibin sahibi ve yalnızların teselli edicisi, ey kendisinden başka ilâh olmayan! Beni içinde bulunduğum sıkıntıdan kurtarmanı, onun için bana bir çıkış yolu nasip etmeni, muhabbetini kalbime koymanı, böylece benim için senden başka bir düşünce ve zikir olmamasını, her türlü musibetten muhafaza buyurmanı, bana merhametinle muamele etmeni isterim. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allahım!"
"Kurdun şefkati sizden fazla imiş!"
Yusuf aleyhisselâm kuyuda Cebrail aleyhisselâmın öğrettiği duâyı edip, Allahü teâlâyı zikretmeye başladı. Allahü teâlânın isimlerini (Esmâ-i hüsnâyı) söyledi. Melekler Yusuf aleyhisselâmın zikrini duyup, çevresine toplandılar. Yusuf aleyhisselâmla yakınlık peyda ettiler. Bu sebeple Yusuf aleyhisselâm kuyuda yalnızlık çekmedi.
"Onu kurt yemiş!"
Kardeşleri, Yusuf aleyhisselâmın sırtından çıkardıkları gömleği, kana buladılar ve Yakûb aleyhisselâma götürdüler. "Yusuf'u kurt yedi. Işte onun kanlı gömleği!" diye göstereceklerdi. Babalarının yanına akşam vakti geldiler. Çünkü onlar için bu zaman, mazeret için en müsait vakitti. Eve yaklaşırken, her biri yalancıktan ağlamaya, bağrışıp çığrışmaya başladı.
Yakûb aleyhisselâm onların ağlamalarını işitip dışarı çıktı, hepsini üzüntülü bir hâlde gördü. Onlara; "Sürülerinize mi bir şey oldu? Ne var?" dedi. Onlardan; "Hayır!" cevabını alınca, Hz. Yusuf'un nerede olduğunu sordu. Onlar da getirdikleri kanlı gömleği göstererek dediler ki:
- Ey babamız! Biz yarış yapmak üzere gitmiş, Yusuf'u da eşyalarımızın ve elbiselerimizin yanına bırakmıştık. Geri döndüğümüzde bir de ne görelim, onu kurt yemiş. Biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.
- Hayır, nefsleriniz sizi aldatıp böyle büyük bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen sabr-ı cemildir. Sizin bu yaptıklarınız üzerine sabrımla Allahü teâlâdan yardım isterim.
Yakûb aleyhisselâm, oğlu Yusuf'un kana bulanmış gömleğini yüzüne gözüne sürdü, gömleğe baktı. Kanlı gömleğin hiç yırtılmamış olduğunu görünce; "O kurdun Yusuf'uma karşı şefkati sizden fazla imiş. Vallahi bugüne kadar bu kurt gibi yumuşak huylusunu görmedim. Oğlumu yemiş de sırtındaki gömleğini bile yırtmamış." dedi ve takdîre razı olup, sabr-ı cemilin kendisi için en güzel yol olduğunu söyledi.
Bu sözü ile aslında onların yaptıkları hilenin farkına vardığını oğullarına hissettirmişti. Ayrıca ufak bir araştırma ile meselenin aslını da öğrenebilirdi. Ancak ilâhi takdîrin böyle olduğunu anladığı için, Allahü teâlâdan sabr-ı cemil diledi. Bu hâdise ayrıca göstermiştir ki; hile yapanlar mutlaka bir yerde açık vermekte ve hileleri ortaya çıkmaktadır.
Hayatta olduğunu biliyordu
Yakûb aleyhisselâm, oğullarının verdiği habere karşı tahammül gösterebilmek için, Allahü teâlâdan yardım istedi. Çünkü, sabredebilmek, musibete tahammül göstermek, ancak Allahü teâlânın yardımı ile mümkündür. Insanda nefsanî ve ruhî sebepler vardır. Nefsanî sebepler, insanı belâ ve musibete karşı feryada yöneltir. Ruhî sebepler ise, sabretmeye ve kadere rıza göstermeye sevkeder. Belâ ve musibete duçar olduğu zaman, insanın içinde, bu iki sınıf arasında mücadele başlar. Allahü teâlânın yardımı olmazsa, nefsanî sebeplere galip gelinemez. Çünkü insanın nefsi devamlı feryat eder, hiçbir zaman sabır ve rıza göstermez.
Aslında Yakûb aleyhisselâm, oğullarının Hz. Yusuf'a haset ettiklerini ve onun hayatta olduğunu biliyordu. Çünkü daha önce gördüğü rüyayı Yusuf'a; "Rabbin seni seçecek!" şeklinde tabir etmişti.
Hz. Yusuf'un Mısır'da satılması
Yusuf aleyhisselâm kuyuya atıldıktan bir müddet sonra, Medyen'den gelip Mısır'a gitmekte olan bir kervan, kuyunun yakınında konakladı. Su getirmesi için sakalarını kuyuya gönderdiler. Saka, kuyunun başına varıp, kovasını sarkıttı. Kova, kuyunun dibine inince, Yusuf aleyhisselâm da kovayla beraber dışarıya çıktı. Saka, su beklerken, gözün görmediği derecede güzel bir çocuk çıkmıştı. Heyecanla arkadaşlarına, "Müjde, işte bir civan!" diye seslendi.
Yusuf aleyhisselâm sükût etti. Hiç konuşmadı. "Ben Yakûb aleyhisselâmın oğluyum!" demedi. Zira kervancılar kendisini bıraksa bile, kardeşlerinin kendisini rahat bırakmayacaklarını biliyordu. Ayrıca kervancılar da onu köle olarak satıp üç beş kuruş menfaatlenmeyi umuyorlardı. Böyle bir durumda onu serbest bırakmazlardı.
Bu hâdiseden sonra, kardeşleri kuyuya gelip bakmışlar, Yusuf aleyhisselâmı bulamayınca, öldü diye kesin hüküm vermişlerdi.
Hz. Zeliha
Yusuf aleyhisselâmı kuyudan çıkaran kervancılar, onu Mısır'a götürüp pazara çıkardılar. Birçok kimse ona müşteri oldu. Fiyatı çok yükseldi. Yüzünde parlayan nur, herkesi celbediyor, görenleri hayran bırakıyordu. Herkes onu satın almak istiyordu. Hatta bir kocakarı bile iki yumak iplikle onu satın almak istedi. O sırada Mısır Firavunu, Reyyân bin Velîd Amâlikî idi. Onun, yetkilerini havale ettiği bir maliye vekili vardı. Ona "Azîz" denirdi. Azîz, Hz. Yusuf'u kervancılardan çok yüksek bir fiyata satın aldı. Ancak satın almak için verdiği para, Yusuf aleyhisselâm için çok az bir para idi.
Allahü teâlâ Azîzin kalbine, Yusuf aleyhisselâmın muhabbetini yerleştirdi. Eve varınca, hanımı Zeliha'ya dedi ki:
- Bu çocuğa iyi bak, ikramda kusur etme! Köle gibi, hizmetçi gibi küçük düşürücü işlerde kullanma ve azarlama! Ona izzet ve ikramda bulun! Umulur ki, bize faydası olur. Yahut onu evlât ediniriz.
Yusuf aleyhisselâmı satın alan Mısır Azîzinin, hanımı Zeliha (Farsça; Züleyha)'dan çocukları olmamıştı. Azîz, o yüzden Yusuf aleyhisselâmı evlât edinmeyi düşünmüştü.
Hz. Yusuf'a âşık oldu
Yusuf aleyhisselâm, Mısır Azîzinin evinde gayet rahattı. Azîz, hanımına sıkı sıkıya tembih etmiş, ona ihtimam göstermesini söylemişti. Bu arada Hz. Yusuf, babasından ve kardeşlerinden yıllar geçmesine rağmen hiç haber alamamıştı. Ancak şimdilik yapabileceği bir şey de yoktu.
Züleyha böyle tatlı ve sevimli çocuğu ömründe hiç görmemişti. Ona gerekli ihtimamı gösteriyor, yanından ayırmıyordu. Yusuf aleyhisselâm da bir aile ortamına kavuşmuştu. Aradan zaman geçip Hz. Yusuf büyüdükçe, Züleyha'da da bir hâller olmaya başlamıştı. Zaten Hz. Yusuf'un yüzünde parlayan nübüvvet nuru, herkesi hayran bırakırdı. Bu hâl, Züleyha'nın ona âşık olmasına yol açmıştı. Hz. Yusuf için süsleniyor, onu kendisine celbetmek için hâlden hâle giriyordu. Fakat Yusuf aleyhisselâm hiç itibar etmiyordu.
Azîzin hanımı Züleyha, genç ve güzel bir kadındı. Azîz ise ınnin, yani iktidarsız, güçsüz bir kimse idi. Yusuf aleyhisselâm ise akıllara durgunluk verecek derecede güzeldi.
Hz. Yusuf'un yırtılan gömleği
Birgün Züleyha evde kimse yokken, kapıları kapadı ve ondan murad almak istedi. "Hemen yanıma gel!" dedi. Daveti gayet açıktı. Ancak Yusuf aleyhisselâm bir peygamberdi ve Allahü teâlâdan korkar, böyle bir ihaneti yapamazdı. Bunun üzerine hemen dedi ki:
- Efendim iyi bakman için, beni sana bıraktı. Bunun karşılığında onun haremine hıyanet etmekten Allaha sığınırım. Zina ile nefsine zulmedenler felah bulmazlar, maksatlarına kavuşamazlar.
Züleyha peşinden koştu
Züleyha, arzusuna kavuşmayı kafasına koymuştu. Yusuf aleyhisselâmın reddetmesiyle pes edecek değildi. Yalvarıyor, çeşitli vaatlerde bulunuyordu. Ancak Allahü teâlânın koruması altında olan Yusuf aleyhisselâm hep reddediyordu. Bir ara fırsatını bulan Yusuf aleyhisselâm, kapıya atıldı. Züleyha da peşinden koştu. Ona yetişince, kapıdan çıkmaması için, arkasından gömleğini yakalayıp, kendisine doğru çekti. Çekmesi ile beraber gömleğin arkası yırtıldı. Bu hâlde kapıdan dışarı çıkınca, Züleyha'nın amcasının oğlu ve Azîz ile karşılaştılar. Her ikisi de orada duruyordu.
Züleyha, kocası olan Azîzi görünce, töhmet korkusu ile Yusuf aleyhisselâmdan önce söze başladı:
- Senin hanımına kastedenin cezası nedir?
Sonra da, kocasının, Yusuf aleyhisselâmı öldürmesinden korktu. Daha kocasının konuşmasına fırsat vermeden, sözüne şöyle devam etti:
- Onun bu cezası, ancak hapse atılması, tasarruftan men edilmesi yahut sopa ile dövülmesidir.
Züleyha, sopa ile dövülmesinden önce, hapsedilmesini söyledi. Çünkü Yusuf'u çok seviyordu. Seven, sevdiğinin acı çekmesini istemez. Ayrıca Yusuf aleyhisselâm hakkında hapis ve ona azap etmekten biri ile muamele edilmesi lâzım geleceğini açıkça beyan etmedi ve onu korumak için de umumî bir ifade kullandı. Yapılacak muamelenin de uzun değil, bir veya iki gün gibi kısa bir müddet olmasını istedi.
"Yusuf doğru söyleyicidir!"
Yusuf aleyhisselâm onun bu sözlerini işitince, kendisine isnat edilen bu töhmeti defetmek için dedi ki:
- O benim nefsimden murad almak istedi. Ben ise teklifini kabul etmeyip kaçtım.
Aslında, Yusuf aleyhisselâm, Züleyha'nın kendisine yaptıklarını ifşa etmek istemiyordu. Ancak Züleyha, onun hakkında bu sözleri sarfedip şerefine ve nezaketine yakışmayan sözler sarfedince, bu töhmetin altından kalkmak zorunda kaldı. Bu sebeple; "O benim nefsimden murad almak istedi." dedi. Yoksa, Züleyha'nın bu hâlini ifşa etmezdi.
Bu sırada Züleyha'nın akrabalarından biri şöyle hüküm verdi:
- Eğer Yusuf'un gömleği, önünden yırtılmışsa, Züleyha haklı; arkasından yırtılmışsa, Yusuf doğru söyleyicidir.