Politika Tespit Usulü, İsmet İnönü ve Türk Dış Politikasının Değişmez, Unsurları, Numan Menemencioğlu ve Dışişleri Bakanlığı, Bakanlar Kurulu, BMM ve CHP Parlamento Grubu, Türk Tarih Kurumu, II. Türkiye'de Basın ve Kamuoyu, Savaş Yıllarında Türkiye'de Basın, Savaş Yıllarında Türkiye'de Kamuoyu, III. Ekonomik Yapının Kısa Bir Çözümlemesi, Enflasyon Afeti, Önleyici İç Tedbirler, Türkiye'nin Almanya'yla Ekonomik Bağımlılığı, Almanya'dan Kopma Teşebbüsü, İngiliz-Amerikan Tercihli, Satın Alma Programı, Krom Sorunu ve Türk Tepkisi, Türk Pazarlıkçılığının Sonu.
ÖZET
İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk dış politikasının hedefi, savaşa katılmadan Türkiye'nin toprak bütünlüğünü
korumak oldu. Türk politikasının yönünü çizenler, yabancı askerleri Türk sınırlarından uzak tutarken, Türk askerlerini
de yabancı sınırlardan uzakta tutmaya yönelmiş bir tarafsızlık siyaseti izlediler. Türk önderleri, ne bir karış toprak
vermeyi, ne de bir karış daha toprak edinmeyi düşünüyordu. Türkiye'yi savaşa sürükleyecek serüvenci bir politika
izlememiş, bunun yerine, bir ''Müttefik'' ya da ''Mihver'' zaferine karşı ağırlık olarak Türkiye'nin güvenliğini sağlamayı
uygun bulmuşlardı. Türkiye'nin tarafsızlığı, bu bakımdan, küçük bir devletin bağımsız bir güç olarak kendisini
saldırıdan koruyup, dev ülkeler arasında bir denge unsuru olma politikasının uygulaması olmuştur.
Devlet Başkanı ve tek siyasal partinin önderi olarak oynadığı rolle, Ankara'nın mutlak egemeni İsmet İnönü, bu
uygulamanın başyöneticisi olmuştur. En önemli yardımcısı ise, dışişlerinde görevli Numan Menemencioğlu'ydu. Sınırlı
bir muhalefete izin veriliyor ve Cumhuriyet Halk Partisi Parlamento grubu, Bakanlar Kurulu'ndaki öbür üye bakanlarla,
basında ve üniversitede ileri gelen kişiler, danışmanlık görevlerini yerine getiriyorlardı.
Bu kişilerce çizilen politikanın yönü, Atatürk'ün yönetimi altında girişilen tarihsel denemenin geleneklerini
yansıtıyordu: Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünün dokunulmazlığı, Avrupa'daki güçler dengesinin korunması
ve her türlü serüvenci politikadan uzak durulması.
Ancak, tek bir kuşku bu geleneği bozdu. Atatürk, Sovyetler Birliği'yle bir modus vivendi (1) sağladığı halde, İnönü ve
yardımcıları bunu olanaksız gördüler. Bunun sonucu olarak da Türk önderleri, savaşın gidişi Müttefiklerden yana
gülmeye başladıktan sonra, şunlardan korkmaya başladılar:
1) Müttefikler, Almanya'yı bir güç olarak Avrupa'dan silmeye kalkışacaklardı; 2) İngilizler, Ruslarla etki alanları
anlaşmalarına girişecek ve bunun sonucu olarak Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa'yla Balkanlara egemen olabilecekti; 3)
İngiltere, Türkiye'yi savaşa girmeye zorlayacaktı; 4) Sovyetler, Türk havaalanlarının kullanılması da içinde, İngilizlere
tanınan hakların, Türk hükûmetince kendilerine de tanınmasını isteyeceklerdi.
1943 yılında olaylar geliştikçe, Türk politikasını çizenler bu görüşlerin geçerliğine daha çok inandılar ve Türkiye
savaşa girecek olursa, Sovyet Rusya'nın ülkelerini Mihver'e karşı koruma bahanesiyle istila edebileceği görüşünü
savundular.
Bu nedenle, İnönü ve Menemencioğlu, İngilizlerle işbirliğine yanaşmayı kabul etmediler. Çeşitli nedenlerle İngiliz ve
Amerikalıları, Sovyetler Birliği'nin savaş sonrası niyetleri konusunda uyardılar. Bu alanda başarısızlığa uğrayınca da,
İngilizlerin kendilerini savaşa sokma çabalarına ve Türk topraklarında hava üsleri kurma isteklerine set çektiler. Bu
alandaki görüşmeler, adım adım ilerlediği halde, dış bakanları düzeyinde hatta zirve toplantılarında bile başarısızlıkla
sonuçlandı. Türkler, İngilizlerin Stalin'in ekmeğine yağ sürdüğüne, gittikçe daha çok inanıyordu. İngilizler de, Türklerin
Müttefiklerden yana oldukları üzerine söylenenleri politik oyun sayıyordu. Sonuç olarak bu durum, 1944 yılı başlarında
bir güvensizlik bunalımına yol açtı.
Fakat Müttefiklerin savaşı kazanacakları kesinleşince, İnönü, Türkiye'nin tek başına kalmakta olduğunu anladı;
özellikle, ülkesinin Sovyetler Birliği karşısında yalnız bırakılmasından kuşkulandı. Bu kuşku, 1944 yılı ortalarında yeni
bir dönüşe yol açtı. Türk dış politikasını yeniden Müttefiklerin çizgisine sokma çabası içinde Türkiye, Mihver
devletleriyle olan diplomatik ve ekonomik ilişkilerini sertleştirdi, bunu da Numan Menemencioğlu'nun görevinden
ayrılması izledi. Türkiye, San Francisco Konferansı'na katılabilmek için 23 Şubat 1944'te Mihver devletlerine savaş
açtı. Savaş, Türk sözcülerinin Sovyetler Birliği'yle pek sıkı bir biçimde ilgilendikleri, fakat, endişelerini umut dolu bir
güven maskesi ardında sakladıkları hava içinde sona erdi.
TEŞEKKÜR (1)
Araştırmamın hazırlanışı sırasında bana vakitlerini ayıran, görüşlerini ve bildiklerini cömertçe aktaran birçok kişiye,
burada en içten teşekkürlerimi ifade etme fırsatı bulduğum için kıvanç duyuyorum.
Benim, Türk dış politikasıyla ilgilenmeme neden olan Stanford Üniversitesi Siyasal Bilgiler Bölümü'nden emekli
Profesör Christina Phelps Harris'e özel teşekkür borçluyum. Stanford Üniversitesi Siyasal Araştırmalar Enstitüsü
Direktör Yardımcısı Profesör Jan Triska ile Profesör Robert C. North da bana dış politika çözümlemelerinin dolambaçlı
yollarını ilk kez tanıtan, değerli kişilerdir. İkisini de burada anmam gerekir.
Türkiye'de de pek çok kimse bana karşı çok kibarca davrandı ve yardımcı oldu. Dış sorunlarda en eski Türk uzmanı
Profesör Ahmet Şükrü Esmer'le Siyasal Bilgiler Fakültesi Eski Dekanı Profesör Fahir Armaoğlu da benim için çetin
olan birçok sorunu çözdüler. Türk Dışişleri Bakanlığı Hukuk Dairesi Şefi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi Öğretim Üyesi, Uluslararası Hukuk Profesörü A. Suat Bilge ile Siyasal Bilgiler Fakültesi profesörlerinden
Mehmet Gönlübol ve Haluk Ülman da, bana değerli bilgiler sağladılar. Benimle birlikte geçirdiği uzun ve aydınlatıcı
saatler için Ankara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Profesör Enver Ziya Karal'a da teşekkür etmek
isterim. Profesör Karal, Türk kültürü ve tarihini aydınlatmak için o kadar çok şey yapmıştır ki, Türkiye ile ilgilenen
hepimiz kendisine minnet borçluyuz.
Diplomatlarla hükûmet memurlarına gelince: Türk Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği'nden yeni ayrılan ve bugün
Londra'da Türkiye Büyükelçisi olarak görevli bulunan Zeki Kuneralp, anlatılan dönemde Türk Dışişleri Bakanlığı