FELSEFE - IRK KURAMLARI - IRKÇILIK

"Yeryüzünde değişik iklimler bulunduğuna göre, değişik fiziksel özellikleri olan ırkların bulunması doğaldır."
İbn Haldun
Önce, "ırk kuramları" ile, ne kadar bilimsel kuramlar oldukları öne sürülürse sürülsün, ırkçılık kuramlarının, daha doğrusu "ırkçılık
öğretileri" denen şeyin farklı, hatta birbirleriyle uzlaşmaz 5 düşünce dizgeleri olduklarını belirtmek gerek. Doğa bilimlerinin
gelişmeye başladığı 17. yüzyıldan önce bilimsel bir ırk kuranımın varlığından söz etmek olanağı yoktur.6 Bu yolda ortaya atılan
görüşlerin ırk kuramları olmaktan çok ırkçılık öğretileri olma niteliklerinin ağır bastığını, ırkçılık öğretilerini incelerken göreceğiz.
A. İLK BİLİMSEL IRK KURAMLARI
Onyedinci yüzyılda, kapitalizmin gelişmeye başlamasıyla birlikte sosyal bilimlerin de hızlı bir gelişme süreci içine girdiklerini
görüyoruz. Daha 1684 gibi erken bir tarihte, Fransız gezgini ve bilgini François Bernier (1620-1688) antropolojik anlamda bir ırk
tanımlaması yapmak girişiminde bulunmuştu. Irk kavramını bugünkü anlamında ilk kullanan düşünür ise Kant olmuştu.7
Biyolojinin gelişmesine büyük katkılarda bulunan bilim adamlarından biri de İsveçli botanikçi Linnaeus'dur (1707-1778).
Linnaeus, Systeme Naturae (1735) adlı yapıtında, doğanın üç alanındaki canlıları sınıflandırmıştır; bu ara insanları da,
1. Homo sapiens africanus negrus (Afrikalı Siyah)
2. Homo sapiens americanus rubesces (Amerikalı Kızıl)
3. Homo sapiens asiaticus fuscusens (Asyalı Kahverengi)
4. Homo sapiens europeaus albescens (Avrupalı Beyaz)
ırklarına ayırmıştır. Sınıflandırma, bilimlerin gelişmesinin bir öngereği olduğu için, onun bu yoldaki katkıları bilim tarihinde her
zaman saygıyla anılır ve anılacaktır. Ama ne yazık ki yaptığı katkıların arasına bazı sahte bilimsel kırıntılar da karışmıştı. Amerika
yerlilerini kızıl derili, düz saçlı; Avrupalılar'ı beyaz; Afrikalılar'ı siyah renkli insanlar olarak sınıflandırırken, demek ki ırklara
ayırırken, Batılılar'ın öteki halklar hakkındaki geleneksel düşünceleriyle ırklar arasında bağlantı kurarak, Avrupalılar'ı aktif,
becerikli; Asyalılar'ı sert, kibirli, cimri; Amerikalılar'ı becerikli ama tembel vb. niteliklerle betimlemeye kalkmıştı.8 Böylece ilk
biçimiyle bile ırk kuramı, ileride ırkçılık öğretilerine doğru gelişecek yan filizlerini vermiş oluyordu.
1775 yılında, antropoloji biliminin kurucusu olan Alman doktoru ve doğa bilgini Friedrich Blumenbach (1758-1840) insanları
derilerinin rengine göre, Kafkasyalı ya da Beyaz, Moğol ya da Sarı, Etyopyalı ya da Siyah, Amerikalı ya da Kızıl, Malayalı ya da
Kahverengi insanlar olarak beş ırka ayırdı.9 Böylece ırk kavramı, bugün benimsenene yakın bir bilimsel düzeyde ortaya konmuş
oluyordu. Bazen Kızılderililer Moğol ırkının; Malayalılar, Avustralyalılar siyah ırkın içine alınarak, ana ırkların sayısı üçe kadar
indirildi; bazen dokuza kadar çıkarıldı. Daha sonra bu ırkların, kafa, saç, burun vb. biçimlerine göre yüzü aşkın altayrımları
yapıldı.10
B. ÇEVRECi IRK KURAMLARI
Linnaeus, ırksal özellikleri az çok değişmez, sürekli nitelikler olarak görürken, Fransız doğa bilimcisi George Louis Buffon (1707-
1788) l'Histoire naturele et des Epoques de la nature (1749-1788) (Doğa Tarihi ve Doğanın Çağları] adlı otuz altı ciltlik yapıtında,
türlerin değişimi (evrim) kavramına (Darwin'den önce) varıp, iklimi ve diyeti ırksal farklılıkların temel nedeni olarak gördü. O da
Linnaeus gibi psikolojik ve kültürel nitelikleri ırksal farklılıklarla ilişkilendirmişse de, nedenleri ortadan kalkınca bu farklılıkların
da ortadan kalkabileceğini söyleyecek kadar çevresel koşullara önem veriyordu.11
Irk kuramlannda ağırlığını duyuran aristokrasinin kalıtıma verdiği önemin yerini, Fransız Devrimi öncesi düşüncelerin ve Fransız
devriminin düşüncelerinin etkisiyle, burjuvazinin eğitime ve çevreye önem veren dünya görüşü alınca, ırksal farklılıkları
önemsememe yolunda, deri renginin kalıtımsal olmadığını söyleyecek kadar ileri giden görüşler ortaya atıldı.
Çevreci ırk kuramı, Fransız biyologu Jean-Baptiste Lamarck (1774-1829) tarafından öne sürülen "evrim kuramı" yoluyla dile
getirildi. Lamarck'a göre evrim, kullanılmayan organların körelip yok olmaları, kullanılan organların gelişmeleri ve böylece
kazanılan özelliklerin kalıtımıyla ilerliyordu.12 Çağdaş genetik biliminin, özünde (canlıların evrindiği noktasında) doğrulayıp,
biçiminde (evrimin organlann kullanılmasıyla sağlanan gelişmenin kalıtımla yavrulara aktarılması yoluyla ilerlediği noktasında)
yıktığı bu görüşün ve onu izleyen Darwin'in evrim kuramının, ırk kuramlan üzerinde, giderek ırkçılık öğretileri üzerinde (bu
kuramlan ortaya atanların belki hiç akıllarından geçirmedikleri) olumsuz etkileri oldu.13
C. KALITIMCI IRK KURAMLARI
Fransız Devrimi'ni hazırlayan düşüncelerin ilk hızlarını yitirmeleriyle ve bundan da önemlisi, dünya pazarlarına gittikçe daha fazla
açılan burjuvazinin, dünya görüşünde yaptığı "düzeltmeler" nedeniyle olacak, yeniden kalıtıma ve ırka önem verilmeye
başlandığını görüyoruz. Bunun sonucu olarak ve 19.yüzyılın bilimi ölçmekle özdeşleştiren anlayışının etkisiyle, ırkları kafa
ölçülerine göre sınıflandıran kalıtımcı kuramlar belirdi.
Daha onsekizinci yüzyılın ikinci yarısında, Alman anatomisti Petrus Camper'in (1772-1789) insan yüzünün ileriye doğru
"fırlaklık" derecesini ölçen, buna göre, "yüz açısı" 70 derece olan zencilerin, yüz açısı 58 derece olan maymuna, 80 derece olan
Avrupalıdan (Beyazdan) daha yakın oldukları sonucuna götüren çalışmalar yaptığını görüyoruz.14
1840 yılında Profesör Andres Retzius, elinde koca bir kumpas (kraniometre, beyin çanağı ölçeri) ile ortaya çıktı ve insanların
kafataslarını ölçmeye başladı. Kafatasının, daha doğrusu cranium'un (beyin çanağının) eninin boyuna olan oranını "kafatası
endeksi" olarak niteledi. Bu oranı yüze yakın (demek ki kafatasının eni boyuna yakın) olanları brakisefaller (yuvarlak kafalılar)
endeks oranı seksenin altında olanları ise dolikosefaller (uzun kafalılar) olarak sınıflandırdı. Ama bundan insanların kafataslarına
göre ırklara ayrılabileceği gibi bir sonuç çıkarmadı. 1842'de yayımlanan ölçmelerinin amacı yerli Finliler ile Orta Asya kökenli
Isveçliler'i karşılaştırmaktı.15
Ne var ki izleyicileri ve öğrencileri, onun gösterdiği bilimsel erdemi gösteremeyip, acele bir genellemeyle, brakisefal ve
dolikosefal ırkların varlığını öne sürdüler, örneğin W.L.H. Duckworth, insanlığı, kafataslarına göre yedi gruba böldü. Karl Pearson