Anne Sütü ve Bebek Emzirme

Bebek Emzirme: Bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesi, o toplumu oluşturan bireylerin, zihin beden ve ruh bakımından sağlıklı olmalarına bağlıdır. Bu da bireyin doğduğu günden itibaren yeterli ve dengeli beslenmesi ve bakım gereksinimlerinin karşılanmasıyla olasıdır. Doğada yaşayan her memeli canlının sütü, kendi yavrusunun gelişimi için en ideal besin kaynağıdır. İnsan yavrusunun özellikle ilk aylarındaki besin gereksinimi ise onun için en ideal besin kaynağı olan anne sütüyle karşılanmalıdır (37). Son yıllarda besin endüstrisinin gelişmesiyle suni beslenmenin üstünlükleri göz ardı edilemez (1).
Emzirme, bebeklerin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için en uygun, eşi bulunmaz bir beslenme yöntemidir ve anne ile bebeğin sağlığı üzerinde çok özel biyolojik ve duygusal bir etkiye sahiptir (20).
Emzirmenin çocuk sağlığı üzerindeki etkileri arasında; anne sütünün daima taze, hazır, steril ve sindirimi kolay bir besin olması, bebeği enfeksiyonlara karşı koruması, anne ile çocuk arasında yakın ilişkinin kurulması sayılmaktadır. Emzirme ile doğum sonu dönemde uterus kasılmalarının devamlılığı sağlanarak uterusun küçülmesi ve laktasyon periyodunun uzun sürmesi ve tekrarlaması durumunda meme kanseri insidansının düşük olması ana sağlığı üzerindeki olumlu etkileridir (1).
World Health Organization (WHO) ve United Nations Children’s Fund (UNICEF), her bebeğin doğumdan itibaren 4-6 aya kadar anne sütüyle beslenmesini bundan sonra da ek besinlerle birlikte olmak koşuluyla en az 2 yaşına kadar anne sütüyle beslenmesini önermektedir (4). Buna rağmen dünyada ve ülkemizde tek başına anne sütü verme süresi istenilen düzeyin altındadır. Türkiye 1998 Nüfus ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre annelerimizin %95’i doğumdan sonra bebeklerini emzirmeye başlamakta ve bebekler ortalama 12 ay süreyle emzirilmektedir. Ancak 4 ay süreyle yalnız anne sütü verme oranı % 2’dir. Emzirmeye başlama oranının yüksek ve ortalama emzirme süresinin uzunluğu annelerimizin anne sütü verme konusunda istekli olduklarını göstermektedir. Emzirmenin bu kadar yaygın olduğu bir toplumda tek başına anne sütü verme süresinin çok kısa oluş dikkat çekicidir (36). Bu durumun sık rastlanılan nedenleri annelerin sütlerinin yeterli olmadığına inanmaları veya emzirmede bazı güçlüklerle karşılaşmalarıdır. Bazen de bu durum, annenin ev dışında çalışması ve işine devam ederken aynı zamanda nasıl emzireceğini bilmemesinden kaynaklanmaktadır (4). Gerek yeni doğanın anne sütünden sağlıklı bir biçimde yararlanabilmesi ve gerekse annenin emzirme süresinde memeleri ile ilgili bir sorunla karşılaşmaması için laktasyon periyodunda memelere özel bir bakım verilmesi ve emzirme tekniğinin bilinmesi gerekmektedir (37). Tek başına anne sütü verme süresini 4-6 aya kadar uzatabilmek için uygulanmakta olan programların başarısı, ancak toplumun bebek beslenmesi hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını bilmek, sağlık sistemi içindeki engelleri en aza indirmekle mümkündür (4).

1.1. Meme Yapısı

Şekil 1. Memenin Anatomisi

Memeler, sekretuvar özellikleri olan, ikinci altıncı kostalar seviyesinde iki yarım küre şeklinde yer alan organlardır. Meme kısmen salgı dokusu, kısmen destek ve yağ dokusundan oluşmuştur. Meme dokusu, 15-20 lobülden oluşmuş loblara ayrılır. Her bir lobda süt kanalları, meme ucuna doğru süt sinüsleri şeklinde devam eder. Memelerin dıştan gözlenen yapıları ise meme başı ile çevresindeki koyu renkli alan olan areoladır. Meme başı ve areolada yer alan küçük, kabarcık şeklindeki yapılara Montgomery Tüberkülleri denir. Montgomery tüberkülleri emzirme esnasında memenin bebeğin ağzından kaymadan emmesine yardımcı olur. Meme ucunda pek çok sinir ucu bulunduğu için çok hassas olup bu, sütün akışına yardım eden refleksler yönünden önemlidir (18,16,33).

1.2. Süt Oluşumu

Anne sütü hormonlar ve refleksler sonucu oluşur. Gebelik süresince salgı bezleri süt yapımına hazırlanır. Doğumdan sonra hormonal değişiklikler ile süt yapımı başlar. Anne bebeğini emzirmeye başladığında ya da bebeğini düşündüğünde oksitosin ve prolaktin hormonları faaliyete geçerek süt salgısı başlar (16). Prolaktin hormonu beynin hipofiz adı verilen bölgesinden salgılanır. Bu hormon memede süt oluşumunu sağlar. Bebeğin her emişinde meme başı sinir uçları uyarılır. Beyine sinirsel yolla iletilen mesajlar ile hipofiz bezinin ön kısmından prolaktin yapımı başlar. Kan dolaşımı ile prolaktin memeye ulaşarak süt yapımını başlatır. Meme ucunun uyarılmasından başlayarak süt salgılanmasına kadar varan bu olay süt oluşumu refleksi yada “prolaktin refleksi” olarak adlandırılır (18).

Erken ve sık emzirme, göğüslerin boşalmasını ve süt yapımının artmasını sağlayan en önemli faktörlerdir. Bebek daha çok emdikçe, süt yapımı daha çok olacaktır. Bebek göğüsleri boşalttıkça, süt keseleri boşalan yeri doldurmak için daha fazla süt yapar. Süt yapımı bir anlamda “arz-talep” kurallarına göre gerçekleşir (2,18,21).

Süt memede yapılır yapılmaz dışarıya salınmaz, süt akımı için bebeğin emmesi gerekir. Bebek emerken, meme başındaki sinirlerden, başka uyarılarda çıkar ve bu uyarılarla annenin beyninin başka bir bölümünden Oksitosin adlı bir diğer hormon salgılanır. Oksitosin, hipofiz bezinin arka kısmından salgılanır. Prolaktin gibi oksitosin de emme ile meme başındaki sinirlerin uyarılması sonucu taşınan mesajlarla oluşur. Oksitosin süt adacıklarının etrafındaki küçük kasları etkiler. Bu etki ile kaslar kasılır ve süt, süt adacıklarından meme başındaki kanallara taşınır. Bebeğin emmesi ile meme ucunda bulunan sinüslerden süt dışarıya akar. Oksitosin refleksi emzirmeden önce veya emzirme sırasında oluşur. Sütün akmasını ve uterus kasılmasını sağlar (19,18,4).

Anne sütünde süt üretimini azaltan veya sonlandıran bir madde (inhibitör) vardır. Eğer memede çok süt varsa inhibitör madde süt salgılayan hücrelerden süt salgılanmasını durdurur. Bu da memeyi çok dolu olmanın zararlı etkilerinden korur. Bebek bir memeden emmeyi bırakırsa bu meme süt yapmayı keser, bebek bir memeden daha fazla emerse, bu meme daha fazla süt yapar (4,16).