SANAT

İNANCA GÖRE SANAT
Sanatın Mâhiyeti
Sanat, insanların inanç, düşünce ve duygularını söz, ses, renk, çizgi, biçim gibi araçlarla güzel bir biçimde ve kişisel bir ifâde ile
anlatma çabasından doğan rûhî bir faâliyettir.
"Sanat" Arapça'dan dilimize geçmiş bir kelimedir. Sözlük anlamı işlemek, yapmak anlamına gelen sun' (s-n-a) kökünden
türemiştir. Sanat; ustalık, hüner, mârifet anlamlarında kullanılır. Batı dillerinde "art" kelimesiyle karşılanır.
Sanat kelimesi dilimizde zanaat anlamında da kullanılır (Aslı: Arapça sınâat). Yani, insanlar için gerekli olan maddî şeylerden
birinin yapımına dayanan ve el yatkınlığı isteyen işe de sanat denir. "Onun sanatı terziliktir" örneğinde ve "sanat altın bileziktir"
atasözünde kullanıldığı gibi.
Bir şeyi güzel yapmak için uygulanan kuralların tümüne de sanat denir: "Konuşma sanatı", "öğretmenlik sanatı" örneklerinde
olduğu gibi.
Bir şey yapmada gösterilen ustalık ve kabiliyete de sanat denir: "Hoşa gitme sanatı" gibi.
Sanatı zanaattan ayırmak için bazı sanatlar "güzel sanatlar" terimiyle ifâde edilir. Bu anlayışa göre edebiyat, mimarî,
heykeltıraşlık, resim ve gravür güzel sanat kabul edilir. Sonra bunlara müzik ve dans da eklendi.
Güzel sanatlar ikiye ayrılır:
1. Göze hitap eden plastik sanatlar,
2. Kulağa hitap eden fonetik sanatlar.
Resim, heykel ve mimarlık birinci bölümü; edebiyat ve müzik de ikinci bölümü teşkil eder. Bugün bunlara hem göze hem kulağa
hitap eden tiyatro ve sinema da ilâve edilir. Dans da güzel sanatlar içinde daha çok göze hitap eder, müziksiz düşünülemediği
halde. İş o noktaya geldi ki, bugün operadan baleye, modelistlikten mankenliğe kadar yeni sanat(!) türleri güzel sanat kabul
edilmeye, hatta spor gösterilerine katılan figürlere (buz dansı, su balesi...) güzel sanat anlayışıyla bakılmaya başlandı.
Çok eski dönemlerden beri zanaatlar ve el sanatları da sanatın içinde değerlendirilirdi. Bu hem İslâm âlemi, hem batı dünyası için
geçerlidir. Batıda sanat kelimesi, bugün ona verilen anlamı ancak 19. yüzyılda almış ve sanat kavramı çağlara göre çok değişik
anlamlar kazanmıştır. Geçmişte sanat kelimesine basit ve sınırlı bir mânâ verilirdi. Bir el işini kusursuz yapabilmek; ustalık ve
hüner göstermek bir "sanat"tı. Sanatçı üstün bir işçiydi sadece. Bugün arandığı gibi orijinal bir eser "yaratıcı"sı olma şartı
aranmazdı. Zamanla sanat ve sanatçı kelimelerine daha seçkin bir anlam verilmeye başlandı. Değer ölçüleri artık değişmişti.
Sanatçı ile usta veya işçi arasında bir fark olduğu belirlendi. İşçi olağan işler yapardı. Sanatçının ise "olağanüstü" bir bilgi veya bir
yetenek gerektiren eserler "yaratma"sı gerekiyordu.
Bir nesnenin sanat ürünü sayılabilmesi için belirli özellikleri olması gerekir. Bu özelliklerden en önemlisi onun özgün ve tek
oluşudur. Yani daha önce başkası tarafından yapılmış bir ürünü taklit ederek ortaya çıkarılan bir nesne güzel olsa da, kişinin kendi
duygu ve düşüncelerini yansıtmadığı, yoğun "düşünsel yaratıcılık" sürecinden geçmediği için sanat eseri sayılmaz. Fabrikada seri
olarak çok sayıda birbirinin eşi ürünler de sanat eseri değildir. Onun için sanat; düş gücü, yaratıcılık ve yetenek gerektiren bir insan
etkinliği olarak tanımlanır.
Bu tanımlama ve değerlendirmelerin bir kısmının câhiliyye anlayışının ürünü olduğunu belirtmeye gerek var mı bilmiyorum.
"Allah'tan başka tüm ilâhları reddetme"nin pratik hayatta uzantısı olan, câhiliyyeyi tüm alanlarda kurum ve kavramlarıyla
dışlamamamız için, sanat anlayışını da yakından incelememiz gerekecek.