İkinci Meşrutiyet ve Döneminin Önemli Olayları (1908-1914) 41Nezareti'ni basmaya kalkıştılar. Bunlar, şeriatın tam olarak uygulanmasından başka, hükümetin istifa etmesini, Meclis'ten bazı milletvekillerinin uzaklaştırılmasını, bir süre önce görevlerinden alman "Alaylı" subayların yeniden yerlerine atanmalarını istiyorlardı. Bu arada, bazı kişilerle, "Mektepli" subaylar ve bir milletvekili öldürüldü. Olayların önünü alamayan Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti istifa etti. Böylece, İttihat ve Terakki Cemi-yeti'nin en güvendiği birliklerin harekete geçmesiyle başlayan olay, hızla gelişerek tam bir isyan haline geldi42.
İstanbul'daki bu gelişmeler, ülkede ve özellikle Makedonya'da büyük bir heyecan doğurdu. İttihat ve Terakki taraftarlarınca olay "Meşrutiyetin mah-volduğu" şeklinde görüldü. Bunun üzerine, özellikle Rumeli'nin çeşitli yerlerinden, olayı protesto eden telgraflar Padişaha ve hükümete gönderilmeye başlandı. Diğer taraftan olayı bastırmak üzere Selanik'te hazırlıklara girişildi. 15 Nisan 1909 günü, adına "Hareket Ordusu" denilen kuvvetlerin öncü birlikleri İstanbul'a doğru yola çıkarıldı. Arkadan asıl kuvvetlerin harekete geçmesi ve öncülerin Çatalca'ya, yani İstanbul'a yaklaşması, olayların akışını hızla değiştirmeye başladı43.
31 Mart Olayı'nı bastırmak için hazırlanan bu özel ordunun kurulmasında Mustafa Kemal (Atatürk) önemli çalışmalarda bulundu. İstanbul'a gönderilen "birinci kademe" birliklerin Kurmay Başkanlığı'nı yaptı ve bu kuvvete "Hareket Ordusu" adı onun önermesiyle verildi. Ancak, askeri olduğu kadar siyasi nitelik taşıyan bu harekâtın, ordunun politikaya bulaşmadan başarıya ulaşmasına gayret etti44.
Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu, 21 Nisan 190gününden itibaren İstanbul'a girmek üzere hazırlıklara başladı ve 24 Nisan'da
şehre hakim olarak ayaklanmayı bastırdı. Böylece, bir bakıma İttihat ve Te
rakki Cemiyeti'ne ve meşrutiyete karşı yapılan hareket, dolayısıyla da önemli
bir iç sorun, sonuçlanmış oldu. v
3. Padişah ve Anayasa Değişikliği:
Hareket Ordusu İstanbul önlerine geldiği sıralarda, Ayan ve Mebusan Meclisleri, başkentten daha güvenli görülen Ayastafanos (Yeşilköy)'ta, 22 Nisan 1909'da "Milli Meclis" olarak toplanmış ve burada II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi konusunu görüşmeye başlamıştı. Ancak, Hareket Ordusu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın bu konuda zamanın daha erken olduğunu belirtmesi üzerine, karar geriye bırakılmıştı.
İstanbul'daki olayların yatıştırılmasından ve başkentte güvenliğin sağlanmasından sonra, 27 Nisan 1909 günü "Milli Meclis", bu defa İstanbul'da
42) Ali Cevat, aynı eser, s. 48 vd; Sina Aksin, aynı eser, s. 31 vd; Osman Nuri, aynı eser,
c. III., s. 1182vd.
43) Rifat Uçarol, aynı eser, s. 273.
44) (Cihat Akçakayalıoğlu), "1906-1915 Döneminde Mustafa Kemal", Konferanslar Serisi
No. 3, Ankara 1977, s. 5-6.
16olağanüstü bir toplantı yaparak, II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine ve yerine 65 yaşındaki kardeşi Mehmet Reşat'ın, V. Mehmet (1909-1918) adıyla padişah yapılmasına karar verdi45. Ertesi günü de II. Abdülhamit, oturmak üzere Selânik'e gönderildi.
Bu gelişmelerden sonra, 19 Ağustos 1909'da kabul edilen bir kanunla, İkinci Meşrutiyet'in dayandığı 1876 tarihli Anayasa'nın yirmi bir maddesi değiştirildi, bazı maddeleri kaldırıldı ve yeniden üç madde eklendi. Bunlarla, Padişahın yetkileri belirlendi ve kısıtlandı, yasama ve yürütme organlarının yetkileri ise çoğaltıldı46.
Bütün bunlarla beraber, görünürde olmasa da, gerçekte, devlet yönetimini ele almış bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti, 31 Mart Olayı'ndan sonra yönetimde baskı yoluna saptı. Bu ise, 1910 yılının başlarından itibaren Meclis içinde ve dışında iktidara karşı güçlü bir muhalefetin doğmasına, gelişmesine ve yeni iç bunalımların meydana gelmesine neden oldu.
Bu sıralarda ise dış politikada önemli gelişmeler oluyordu. Ancak bunlara geçmeden, Osmanlı İmparatorluğu'nu iç ve dış politikasında bir süreden beri uğraştıran başka bir konuya, Ermeni sorununa değinmek gerekecektir.
4. Ermeni Sorunu (1908 -1914):
Daha önceki konularda Ermeni sorununun başlangıcı ve 1908 yılına kadar olan gelişmeleri belirtilmişti. İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra da, Osmanlı İmparatorluğu, yukarıda belirtilen iç ve dış sorunlarla uğraşırken, devletin bu durumunu fırsat bilen Ermeniler ve bunlardan yararlanmak isteyen Büyük Devletler, yeni olaylar ve sorunlar meydana getirdiler. Bu suretle Ermeni sorunu, bu dönemde de önemli bir iç ve dış politika konusu olarak sürdü. 1908 yılından sonraki olay ve gelişmeler içerisinde, özellikle Adana Olayı ve ıslahat konuları yeni gelişmelere neden oldu.
— Adana Olayı:
Ermeniler, özellikle Rusların da kışkırtmalarıyla ayaklanarak, Kilikya Bölgesi'ni ele geçirmek ve buralarda yeniden bir devlet kurmak amacınday-dılar. Bunun için, bu bölgede nüfuslarını çoğaltmak çabasına girişmişlerdi. Nitekim, özellikle Doğu Anadolu illerinden buraya Ermeni göçü başlamıştı. Bununla birlikte Adana ilinde, İngiliz kaynaklarına göre, 290.000 Müslüman 75.000 Ermeni, Türk kaynaklarına göre ise, 341.903 Müslümana karşılık ancak 57.686 Ermeni bulunuyordu. Yine İngiliz kaynaklarına göre, İkinci Meşrutiyet Anayasası'nın herkese silah taşıma izni vermesinden de yararlanan Ermeniler, binlerce silah alarak, silahlanmışlardı ve Türklere karşı taşkınlıklara başlamışlardı. Bu arada bunlar arasında, diğer yer ve olaylarda
45) Rifat Uçarol, aynı eser, s. 273-276.
46) "1876 Kanun-u Esasîsi'nin" değişen maddeleri ile genel durumu hakkında geniş bilgi ve
yorum için bkz. Recai G. Okandan, aynı eser, s. 285 vd. Ayrıca değişen maddeler için
A. Şeref Gözübüyük, Suna Kili, Türk Anayasa Metinleri, Ankara 1957, s. 69-73.
İkinci Meşrutiyet ve Döneminin Önemli Olayları (1908-1914) 41olduğu gibi, yerli ve yabancı ülkelerden gelen Ermeni Komitacıları ve din adamları sürekli olarak Türkler aleyhinde propaganda yapmakta ve silahlanma çalışmaları hızlanmaktaydı. Ermenilerin, Türklere karşı tutum ve davranışları ile onları kışkırtmaları ve huzursuz etmeleri, ortamı gittikçe gerginleştirmekteydi. 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909)'nın ülkede meydana getirdiği bunalımlı ve karışık günlerde ise, Adana'da Türk-Ermeni ilişkileri çok kritik hale gelmiş bulunuyordu.
İşte bu hava içerisinde, hazırlıklı olan Ermenilerin, 14 Nisan 1909 günü Türklere karşı başlattıkları saldırılarla "Adana Olayı" ortaya çıktı. Türkler ile Ermeniler arasında Adana ve ilçelerinde çarpışmalar üç gün sürdü. Bunun yanı sıra çarpışmalar Maraş, Payas, Erzin, Dörtyol, Antakya, Tarsus ve öteki yerlere yayıldı. Bu arada Halep, Antep ve dolaylarındaki ilçelerde, Konya, Kayseri ve hatta Beyrut'ta gerginlik çoğaldı ve buralarda tehlikeli bir durum ortaya çıktı. Böylece devlet, geniş kapsamlı bir olayla karşı karşıya kaldı. Sonuçta alınan idari ve askeri önlemlerle Adana'daki olaylar bastırıldı, yakalanan suçlular askeri mahkeme tarafından cezalandırıldı.
Bu olaydan on bir gün sonra (25 Nisan'da) bu defa sadece Adana merkezinde, bazı Ermenilerin askeri ordugâha ateş açması üzerine "İkinci Adana Olayı" meydana geldi. Bu da kısa sürede bastırıldı47.
Ermeni komitaları, Adana Olayı'nı da abartarak Avrupa'ya yaymaya ve böylece lehlerine bir hareketin başlamasına çalıştılar. Fakat Avrupa devletlerinin dikkatleri başka önemli konulara çevrilmiş olduğundan, umdukları ilgiyi bu defa da göremediler.
Bu arada, Adana Olayı'ndan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Taş-naksutyun Cemiyeti arasında 1909 yılı içinde bir anlaşma yapıldı. Buna göre, "Söz konusu iki cemiyet, meşrutiyeti güçlendirmek ve halkın kültürel eğitimini en sağlam esaslar üzerinde kurmak... Kutsal Osmanlı vatanını bölünme ve ayrılıktan uzak bulundurmak... için el ele vererek çalışmaya karar verdiler)"48.
Ancak, Taşnaksutyun örgütüne göre, bu anlaşma, anlaşmayı yapan Cemiyetin İstanbul Sorumlu Heyeti'nin bölgesinde geçerliydi ve örgütün genelini bağlamıyordu. Nitekim anlaşmaya rağmen, Taşnaksutyun Komitası kendi çalışmalarını sürdürmekteydi. Diğer yandan belirtildiğine göre,
47) Geniş bilgi için bkz. Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1976,
s. 551-570; Ahmet Hulki Saral, Ermeni Meselesi, (- tarihsiz), s. 115-123; Kâmuran Gürün,
Ermeni Dosyası, Ankara 1983, s. 173-176; Mehmet Asaf, 1909 Adana Ermeni Olayları
ve Anılarım, Ankara 1982, s. 4 vd. Salâhi R. Sonyel, "İngiliz Gizli Belgelerine Göre Adana'da Vuku Bulan Türk-Ermeni Olayları (Temmuz 1908-Aralık 1909)" Belleten, c. LL, Sayı 201, Ankara (Aralık) 1988, s. 1266 vd.
48) Anlaşma metni için bkz. Tanin (Gazetesi), 3 Eylül 1909. Nakleden Esat Uras, aynı eser,
s. 574-575.
Ffe-218yapılan anlaşma ile Komita, aslında kendi hesabına propaganda için, İttihat ve Terakki örgütünü de kullanmış oluyordu49.
Bunlarla birlikte, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, bazı beklentiler nedeniyle, Adana Olayı dışında, Ermeni komitalarının hareketlerinde bir yavaşlama görüldü fakat bu da, kısa sürdü. Bu sıralarda ise Büyük Devletler, Ermeni sorununu yeniden geliştirmek istediler.
— Islahat Projesi, Gelişmeleri ve Büyük Devletler:
Bu tarihten, yani 1909 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğu'nda, II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi, 1910'da Arnavutluk İsyanı, 1911'de Os-manlı-İtalyan Savaşı, 1912'de Balkan Savaşı gibi önemli olaylar birbirini izlediğinden, Ermeni sorunu görünürde bir süre geri planda kaldı.
Ancak Osmanlı İmparatorluğu, yukarıda belirtilen savaşlarda yenildiğinden, durumu daha da kötüleşti ve yeni sorunlarla karşılaştı. Bu da Ermeni faaliyetlerini hızlandırdı, aynı zamanda Büyük Devletleri harekete geçirdi50. Bu nedenlerle Babıâli, doğabilecek Avrupa baskısını önlemek üzere, bazı önlemler almayı düşündü.
Bu amaçla Osmanlı Hükümeti, 1913 yılı Mart ve Nisan aylarında yerel yönetimlerin yetkilerini çoğaltan düzenlemeler yaptı ve Avrupa devletlerinin hoşuna gideceğini umduğundan, Doğu Anadolu'da ve Osmanlı İçişleri Ba-kanlığı'nda çalışmak üzere İngiltere'den uzman ve jandarma subay lan istedi.
Osmanlı İmparatorluğu'nun 24 Nisan 1913'te yaptığı bu isteğe, Rusya'nın Doğu Anadolu'daki etkisi ve emelleri nedeniyle şiddetle karşı çıkması, Ermeni sorununun yeniden gündeme gelmesine neden oldu51.
Rusya, Osmanlı İmparatorluğu'na Ermeni konusuyla uğraşacak yabancı uzmanlar gönderilmesi işinin, 1878 Berlin Andlaşması'na göre genel ıslahat projesi içinde ve Rusya, İngiltere, Fransa arasında görüşülmesi gereken bir konu olduğunu öne sürdü. Almanya ise, konunun bütün büyük devletleri ilgilendirdiğini, bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu'nun da katılacağı bir toplantının yapılmasını istedi. Rusya, Türklerin toplantıya katılmasına karşı çıktı.
Sonuçta Rusya'nın isteği kabul edilerek, Doğu Anadolu'da yapılacak ıslahat ve Ermeni konusunu görüşmek üzere, büyük devletlerin İstanbul'daki elçileri 30 Haziran 1913'de toplandılar. Rusya, İngiltere ve Fransa'nın da görüşlerini alarak hazırladığı bir ıslahat projesini toplantıya sundu. Buna karşılık Osmanlı Hükümeti de ayrı bir ıslahat tasarısını 1 Temmuz 1913'te Büyükelçilere verdi. Bu tasarıyı Almanya, Avusturya ve İtalya destekledi, ancak bir sonuca varılamadı.
49) Esat Uras, aynı eser, s. 575.
50) Balkan Savaşı sırasında Ermeni Sorunu ve Büyük Devletlerle ilişkileri hakkında geniş
bilgi için bkz. Yusuf Hikmet Bayur, aynı eser, c. II., K. III., s. 22 vd.
51) Yusuf Hikmet Bayur, aynı eser, c. II., K. III., s. 52.
İkinci Meşrutiyet ve Döneminin Önemli Olayları (1908-1914) 41Bunun üzerine yeni bir tasarı hazırlandı. Rusya, bu tasarıyı Almanya'nın ve diğer devletlerin onayını aldıktan sonra Babıâli'ye verdi. Böylece ıslahat konusunda yapılan çalışma ve görüşmelerde inisiyatif Rusya'ya geçmiş oldu.
Nitekim Rus Elçisi ile Sadrazam arasında sürdürülen görüşmeler sonucunda hazırlanan ıslahat konusundaki ortak metin, 8 Şubat 1914'te imzalandı. Bu anlaşmanın bazı maddelefine göre: Doğu Anadolu iki kesime ayrılarak başlarına iki yabancı genel müfettiş getirilecek; genel müfettişler kendi kesimlerinin, idare, adliye, polis ve jandarmasını denetleyecekler; kanun, nizamname ve resmi tebliğler her kesimde yerel dillerle ilan olunacak; İdare Meclisleri'nin seçilmiş üyeleri eskiden olduğu gibi yarı yarıya Müslüman ve Müslüman olmayanlardan seçilecekti.
Böylece Rusya'nın girişimi ve diğer büyük devletlerin onu desteklemesi ile, Doğu Anadolu'daki Ermenilerin lehine olarak yapılan ıslahat anlaşması, Osmanlı İmparatorluğu tarafından kabul edilmiş oldu. Bu da Ermeni sorununu bir defa daha, Osmanlı iç ve dış politikasını etkileyen konu haline getirdi. Ayrıca bu anlaşma Rusya ile yapıldığı için, uygulanmasında da bu devlet tek başına söz sahibi oluyordu. Bu suretle diğer beş büyük devlet, Doğu Anadolu üzerinde Rusya'yı serbest bırakıyordu. Bununla da, Doğu Anadolu, Rus çıkarlarının üstün durumda bulunduğu bir bölge olarak kabul ediliyor ve böylelikle Büyük Devletler arasında Osmanlı Devleti'ni paylaşma hareketi başlatılmış oluyordu.
Yukarıda belirtilen Osmanlı-Rus Anlaşması'ndan sonra, büyük devletlerin onayı ile Van, Bitlis, Harput ve Diyarbakır bölgesi için bir Norveçli; Trabzon, Erzurum ve Sivas bölgesi için bir Hollandalı genel müfettiş olarak seçildiler. 25 Mayıs 1914'te de Osmanlı Hükümeti bunlarla sözleşme imzaladı. Ancak bundan bir süre sonra Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ve Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girmesi nedeniyle, genel müfettişler görevlerine başlayamadılar. 31 Aralık 1914'te de Babıâli, bunların işlerine resmen son verdi52.
Bütün bu olaylara ve gelişmelere rağmen, Osmanlı Hükümeti, ülke içindeki Ermeni ayaklanmalarına son vermek amacıyla, onlarla anlaşmaya varmak üzere, 1896 yılından itibaren birçok girişimde bulunmuştur. Ancak yapılan görüşmelerden, Ermenilerin aşırı istekler ileri sürmeleri nedeniyle bir sonuca varılamamıştır.
Diğer yandan Osmanlı Hükümeti, 1878 Berlin Andlaşması'nın 61'inci maddesine göre, gerekli ıslahat projesini yapmış; ancak görünüşte Ermenilerin çıkardığı bir olay veya ayaklanmadan, gerçekteyse Büyük Devletler'in politik ve ekonomik çıkarlarından dolayı bunu uygulaması gecikmiştir. Bu gecikme ise, sürekli istismar konusu olmuştur.
52) Islahat konusunda daha geniş bilgi için bkz. Kâmuran Gürün, aynı eser, s. 176-192; Belgelerle Ermeni Sorunu, Ankara 1983, s. 135-165; Yusuf Hikmet Bayur, aynı eser, c. II., K. III., s. 53 vd; Esat Uras, aynı eser, s. 374 vd.
20Bunun yanı sıra, Berlin Andlaşması'nın 23'üncü maddesi Makedonyalılara bağımsızlık yolunu açtığından, Ermeniler de bu andlaşmanın 61'inci maddesi ile aynı işi başaracakları ümidine kapılmışlardır. Bu nedenle onlar için anlaşmak değil, anlaşmamak esastı. Nitekim 1908 yılından sonra da Osmanlı Hükümeti'nin Ermenilerle anlaşma girişimleri sonuçsuz kalmıştır.
Ancak Ermeniler arasında komitacıların görüşlerine aykırı düşünenler de vardı. Bunlar da komitacıların hedefleri arasına alınmıştı. Türklere karşı olan Ermeniler ise, amaçlan doğrultusunda çalışmalarını sürdürmüşler ve Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasında çıkarları olan devletler tarafından sürekli olarak kışkırtılmışlar ve onlardan yardım almaya devam etmişlerdir.
Bunlarla beraber, Osmanlı İmparatorluğu içerisinde, genel anlamda, eskiden olduğu gibi Türklerle Ermeniler yine bir arada oturmuşlar ve olumlu ilişkilerini sürdürmüşlerdir.
Yine 19'uncu yüzyılın sonlan ile 20'inci yüzyılın başlarında, yani Ermeni sorununun başlayıp geliştiği dönemde, Türkler tarafından Ermenilere devlet hizmetlerinde önemli görevler verilmesine devam edilmiştir. Bunların sayısı ise oldukça fazladır. Nitekim bunlar arasında, Ayan Meclisi ve Mebusan Meclisi üyelikleri, Maliye ve Dışişleri dahil çeşitli bakanlıklar (Örnek olarak, 1912 de Dışişleri Bakanı Gabriyel Noradonkyan Efendi idi), bakan-lıklann müsteşarlıkları ve üst düzey yöneticilikleri, büyükelçilikler, konsolosluklar ve diğer memurluklardan bazılan sayılabilir53.
Sonuç olarak, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra da ülkede önemli Ermeni olayları meydana gelmiş ve Ermeni konusu bir sorun olarak devletlerarası niteliğini korumuştur. Bu haliyle de Osmanlı İmparatorluğu'nun iç ve dış politikasını etkileyen başlıca konulardan birisi olmaya devam etmiştir. Bu arada Ermeniler de, daha büyük olaylar için hazırlıklarını sürdürmüşlerdir.
İşte bu durum ve gelişmeler sürerken, 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başlamıştır. Savaş içerisinde ise, ileride belirtileceği üzere, Ermeni sorunu daha geniş boyutlara ulaşmıştır.
İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, yukanda belirtilen olay ve gelişmelerle Osmanlı İmparatorluğu sıkıntılı bir dönem yaşarken, İtalya ve Balkan devletleri de Osmanlılara karşı savaş hazırlıklan yapmaktaydılar. Bunlar da, Osmanlı dış politikasında yeni ve önemli gelişmelere neden olmuştur.
5. Trablusgarp Savaşı (1911-1912):
İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, Osmanlı Devleti ile yabancı devletler arasındaki ilişkilerde meydana gelen gelişmeler içerisinde savaşla so-
53) Bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu'nda yüksek görevlerde bulunan Ermenilerin bazılarını, görev yerleriyle birlikte gösteren liste için bkz. Ahmet Hulki Saral, aynı eser, s. 298-306.
Yeni yorum gönder