Dünya Siyasi Tarihi (3 . bölüm)

434durumdan ümitsizliğe düşmüş bulunuyordu. Ordu ise için için kaynamaktaydı. Subaylar arasında gruplaşmalar meydana gelmeye başlamış, hatta bazıları Manastır civarında, Haziran 1912'de dağa çekilmişler, böylece siyasi bunalımı bir askeri ihtilale çevirerek hükümetin istifa etmesini istemişlerdir. Hükümet ise bunlara karşı bir şey yapamamıştır.
Bütün bu gelişmeler sonucunda da İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidarı, Mebusan Meclisi'nde çok büyük çoğunluğa sahip olmasına rağmen, hükümet olma otoritesini kaybetti. Üstelik bu durum, İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisindeki ikiliği daha da çoğalttı. Nitekim, başta bulunan Sait Paşa kabinesinden Harbiye, Bahriye ve Maliye Nazırları istifa ettiler. Bunların yerine atanmak istenenler de görevi kabul etmediler. Böylece kabinede de düzen ve birlik kalmadı. Bunun üzerine Sadrazam Sait Paşa, 15 Temmuz 1912'de, Mebusan Meclisi'nden güvenoyu istedi. Yapılan oylamada, 4'e karşı 196 oyla güvenoyu aldı. Ancak bu da, onun iktidarda kalmasına yeterli olmadı. Nitekim, güvenoyu aldığının ertesi günü, yani 16 Temmuz 1912 gecesi istifa etmek zorunda kaldı.
İttihat ve Terakki iktidarının bu şekilde sona ermesi üzerine, ülkenin içinde bulunduğu iç ve dış duruma bir çare bulabilmek, sarsılan hükümet otoritesini yeniden sağlamak amacıyla, tarafsız bir hükümet kurulmasına karar verildi. Bunun üzerine, herkesin takdir ve güvenini kazanmış, hiçbir siyasi partiye girmemiş olan ve ordu üzerinde de büyük nüfuza sahip bulunan, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ünlü komutanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa Sadrazamlığa getirildi. O da, 22 Temmuz 1912'de tarafsız "Büyük Kabine" yi kurdu79.
İşte ülkede, "düzenin çığırından çıktığı ve sözün ayağa düştüğü"80, dış durumun ise çok kritik bir hale geldiği sırada, "Büyük Kabine" iş başına büyük ümitlerle getirilmiş oldu. Ancak bu tarihlerde, Trablusgarp Savaşı sürmekte, bu arada İtalyanlar Çanakkale'yi zorlamaktaydı. Diğer taraftan da, Balkan devletleri, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı açacakları savaşın son hazırlıklarını yapmaktaydılar.
Ancak Osmanlı Devleti, iç çekişmelerden ve diğer sorunlardan dolayı, 1912 yaz aylarında bile, Balkanlar'daki bu gelişmeleri değerlendiremedi. Öyle ki, İttihat ve Terakki iktidarının Dışişleri Bakanı Asım Bey, 15 Temmuz 1912'de, Mebusan Meclisi'nde yaptığı konuşmada, "Balkanlardan vicdanım kadar eminim"81 diyebilecek kadar olaylardan habersizdi.
Nitekim bu bilgisizliğin ve ilgisizliğin sonucu olarak, Sırbistan, Avrupa'dan aldığı silahları Avusturya'dan geçiremeyince, Osmanlı Devleti'nden
79) Üyeleri arasında üç eski sadrazam bulunduğu için adına "Büyük Kabine" denilen hükümetin
kuruluşu, kuruluş nedenleri, programı ve üyeleri hakkında geniş bilgi için bkz. Rifat
Uçarol, aynı eser, s. 289-325.
80) Lütfi Simavi, Sultan Mehmet Reşad Han'ın ve Halefinin Sarayında Gördüklerim, K.2.,
İstanbul 1340, s. 83.
81) Ahmet Bedevi Kuran, İnkılâp Tarihimiz ve Jön Türkler, İstanbul 1945, s. 313.

İkinci Meşrutiyet ve Döneminin Önemli Olayları (1908-1914) 43aldığı izinle Selanik'ten Belgrad'a taşımıştır. Bu taşıma 1 Ekim 1912'ye kadar bütün yaz ayları boyunca sürmüştür. Böylece de Sırbistan silahlanmasını tamamlamıştır82.
"Büyük Kabine" ise iktidara geldiğinin ilk günlerinde, 29 Temmuz 1912'de, 65.000 civarında eğitimli askerin terhis edilmesine karar vermiştir. Gerçi, bazı nedenlere dayandırılan bu karar, İttihat ve Terakki iktidarı döneminde alınmış, uygulaması bu hükümete kalmıştı. Bir taraftan Trablus-garp Savaşı'nın sürdüğü, diğer taraftan Balkanlar'da bunalımlı bir dönemin başlamak üzere olduğu sırada, bu talimli askerlerin terhisi, büyük bir hata ve orduya vurulmuş bir darbe olarak kabul edilmektedir83. Ancak terhis emrini verenlere göre, ordunun o sıralardaki durumu, bu şekilde bir uygulamayı zorunlu kılmıştı84.
Görülüyor ki, Osmanlı Hükümetleri, 1912 yaz aylarında bile, Balkan-lar'daki durumu bütün açıklığıyla görüp, gerekli önlemleri zamanında alamamıştır. Buna karşılık Balkan devletleri, Osmanlı Devleti'nin bu durumundan da yararlanarak, yoğun bir çalışmayla savaş hazırlıklarını tamamlamışlardır.
Nitekim yukarıda kurulduğu belirtilen Balkan birliği; Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Savaşı ile uğradığı maddi ve manevi kayıplardan, Yemen ve Arnavutluk gibi iç isyanlardan ve parti kavgalarından zor duruma düşmüş olmasından yararlanarak, harekete geçme anının geldiğine karar vermiştir.
c. Savaşı Hazırlayan Yakın Nedenler:
s
Balkan devletleri, 1912 yılı yaz mevsiminin başlarından itibaren Makedonya ve Trakya'da ıslahat yapılması ve buraların kendi koruyuculukları altına verilmesi gibi, bazı isteklerle harekete geçtiler. Sırp, Bulgar, Yunan çeteleri aracılığıyla bunun sağlanması için yaptıkları girişimler, Makedonya'da havanın daha da gerginleşmesine, bu da savaş ihtimalinin her gün çoğalmasına yol açtı.
Nitekim, 1912 yılı Ağustos ayı ortalarına gelindiğinde, Bulgar kamuoyu açıkça savaş istemeye başladı. Karadağ, 1878 Berlin Andlaşması'ndan beri göz diktiği Osmanlı sınırlarına saldırdı. Eylül ayında ise Balkanlar iyice karıştı. Bunun üzerine Osmanlı Devleti de, bölgede yarı seferberlik yapma kararını aldı.
82) Rifat Uçarol, aynı eser, s. 375-376.
83) Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, (II. Basılış) Ankara 1951, s. 57; Cavit Baysun,
"Muhtar Paşa", İslâm Ansiklopedisi, c. VIII., İstanbul 1959, s. 528.
84) Daha sonra tartışma ve Yüce Divan'da dava konusu olan "Terhis Olayı" hakkında ayrıntılı
bilgi için bkz. Rifat Uçarol, "Balkan Savaşı Öncesinde Terhis Olayı ve Seferberlik İlanı
Sorunu", Dördüncü Askeri Tarih Semineri - Bildiriler, Ankara 1989, s. 257 vd.
36Balkanlar'daki bu bunalım, Büyük Devletler'in de bu konu üzerine eğilmelerine neden oldu. Ancak, her devletin kendine göre hesaplan vardı ve Balkan devletlerinin her biri de bunlardan birine dayanıyordu. Bu da bunalımı bir Avrupa sorunu haline getirdi.
Rusya, Avusturya'nın işe karışmasından, dolayısıyla bu devletle savaşa girmekten çekinmekteydi. Ancak, Balkan birliğinin kurulması sırasında bölgede sağladığı üstünlüğü de kaybetmek istemiyordu. Fransa ise, Balkan birliğini, Almanları zor duruma düşüreceğinden memnunlukla karşılamıştı. Bundan dolayı Avusturya ve Almanya'nın Rusya'ya savaş ,açması halinde, kendisinin de bu devletin yanında yer alacağını açıkladı, Rusya'ya bu konuda garanti verdi. İngiltere de, Balkanlar'daki statükonun değişmesini ve savaş çıkmasını istemiyordu.
Böylece, Üçlü İttifak ve Üçlü İtilaf devletleri, Balkanlar'da bir defa daha karşı karşıya gelmiş bulunuyordu. Fakat aralarındaki güç dengesi bunların etkili şekilde harekete geçmesini önlüyordu. Bu nedenle de, görünüşte Balkanlar'da barışın korunmasından yanaydılar. Ancak bunun için hiçbir etkili önlem alma yoluna gitmiyorlardı. Bu açıdan, "Hepsi fikir vermeye hazırdı. Fakat iş sorunu çözümleyecek esas adımları atmaya gelince, hiçbiri hazır değildi"85.
Büyük Devletlerin bu tutumlarından da cesaret alan Balkan devletleri, 30 Eylül 1912'de seferberlik ilan ettiler. 1 Ekim 1912'de de, Osmanlı Devleti aynı işi yaptı ve bazı önlemler almaya başladı. Bu arada Balkanlıların yaptıkları kışkırtmalar, Türk kamuoyunda duyulan tepkiyi şiddetlendirdi. İstanbul'da, Hükümetin savaş karan alması için gösteriler yapılmaya, yani baskılara başlandı.
İşte bu hava içerisinde, Gazi Ahmet Muhtar Paşa Hükümeti, barışı korumaya çalışırken, 7 Ekim 1912 günü Karadağ Osmanlı Devleti'ne resmen savaş ilan etti. Bunun üzerine aynı gün Osmanlı Devleti de Karadağ'a savaş ilan ederek karşılık verdi.
Böylece gittikçe yaklaşan Balkan Savaşı'nın ilk işareti, 8 Ekim 1912'de Osmanlı-Karadağ Savaşı'nın fiilen başlamasıyla ortaya çıkmış oldu. Artık savaş kaçınılmaz hale gelmişti. Bunu Büyük Devletler de anlamıştı. Ancak, Balkanlar'da geniş çapta çıkacak savaşın, bir dünya savaşı olmaması ve Avrupa'ya sıçramamasına çalışıyorlardı.
v Nitekim, Balkanlar'daki durumun bu şekilde şiddetlenmesi üzerine, Osmanlı Devleti'nin Balkanlıları yenebileceğini düşünen Avusturya ve Rusya,
85) Ernest Christian Helmreich, The Diplomacy of the Balkan Wars, London 1938, s. 98; Ayrıca bkz. Mahmut Muhtar Paşa, Acı Bir Hatıra, Kahire 1932, s. 2; Yusuf Hikmet Ba-yur, aynı eser, c. II., K. L, s. 306-312.

İkinci Meşrutiyet ve Döneminin Önemli Olayları (1908-1914) 43bütün Büyük Devletler adına, 8 Ekim 1912'de bir bildiri yayınlayarak, Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında savaş çıkacak olursa, bu savaşın sonunda Rumeli'de sınır değişikliğini kabul etmeyeceklerini, yani Balkan-lar'da statükonun devam edeceğini açıkladılar86. Bu arada da, Osmanlı Dev-leti'nden, 1878 Berlin Andlaşması'nın 23. maddesinin ve buna göre 1880'de hazırlanan reformların Balkanlar'da uygulanmasını istediler.
"— Osmanlı Devleti, Büyük Devletlerin bu isteklerine olumlu yönde cevap hazırlarken, bu defa, Balkan devletleri de aynı istekleri, 13 Ekim 1912'de, bir ültimatomla Osmanlı Devleti'ne bildirdiler. Buna ek olarak da seferberliğin kaldırılmasını istediler. Babıâli, çok ağır koşullar taşıyan bu ültimatomu reddetti. Bunun üzerine, 17 Ekim 1912'de, Bulgaristan ile Sırbistan, bir gün sonra da Yunanistan Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ettiler. Böylece, "Balkan devletlerinin ötedenberi istedikleri oldu. Savaş başladı..."87.
Gerçekte, Osmanlı Hükümeti, böyle bir savaşa girmeye taraftar olmamıştı. Ancak, Balkan devletlerinin uzlaşmaz hareket ve tutumları ile, iç baskıların sonucunda, daha önceden hazırlıkları yapılmış olan bu savaşı önleyememiş ve savaşa girmeye mecbur kalmıştır88. Bu savaş ise iki dönemli olmuştur.
d. Birinci Balkan Savaşı (1912-1913):
Osmanlı Devleti, yukarıda açıklanan nedenlerin de sonucu olarak, savaşa yeterli şekilde hazırlanamadan girmiştir. Gerçi ordunun donatımı oldukça iyiydi. Fakat Rumeli'de bu ordunun yığınağı ve savaş düzeni zamanında yapılamamış ve gerekli önlemler alınamamış, alınan önlemler de yanlış yapılmıştı. Öyle ki, seferberlik ilanından sonra bile, ordunun bu bölgede yapacağı harekât için elde doğru dürüst bir planı yoktu89. Ayrıca erzak durumu iyi değildi. Nitekim savaşın başladığı sırada, piyasada yerel ihtiyaçları bir haftadan fazla idare edecek ölçüde tahıl bile yoktu. Diğer taraftan ordunun ulaşım ve ikmal durumu da kötüydü. Ordunun eğitim ve öğretimi eksikti. Subaylar arasında particilik yayılmıştı ve bundan doğan çekişmeler vardı, bu da disiplini bozmuştu. Üstelik ordunun ve halkın morali de iyi değildi. İşte böyle bir ordu ve uygun olmayan askeri ve siyasi durumda Balkan Savaşı'na girilmiştir90.
86) Halil Menteşe, "Hatıraları", Cumhuriyet, 27 Ekim 1946, Tefrika 14.
87) İkdam (Gazetesi), 18 Ekim 1912 (1328), Sayı 5624; Tasvir-i Efkâr (Gazetesi), 19 Ekim
1912 (1328), Sayı 562.
88) Geniş bilgi için bkz. Rifat Uçarol, Gazi Ahmet Muhtar Paşa (1839-1919), (Askeri ve
Siyasi Hayat), (İkinci Baskı), İstanbul 1989, s. 372-391.
89) Mahmut Muhtar Paşa, aynı eser, s. 7-8; Birinci Ferik Zeki, 1912 Balkan Harbine Ait
Hatıralarım, İstanbul 1337, s. 4; Ahmet Reşit Rey, Gördüklerim-Yaptıklarım, İstanbul
1945, s. 164-165.
90) Birinci Ferik Zeki, aynı eser, s. 5-6; Kâzım Özalp, "Özalp Atatürk'ü Anlatıyor", Mil
liyet, 12 Kasım 1969, Sayı 7893, Tefrika No. 3; Talât Paşa, Hatıraları, İstanbul 1946, s.
18; Rifat Uçarol, aynı eser, s. 391-394.
38Osmanlı Devleti savaş için ordusunu ikiye ayırmıştı. "Doğu Ordusu" Trakya'da Bulgarlara karşı, "Batı Ordusu"da, Makedonya ve Arnavutluk'ta Yunan, Sırp ve Karadağlılara karşı çarpışacaktı. Bu bakımdan savaş, "Doğu Cephesi" ve " Batı Cephesi" olmak üzere iki cephede yapıldı.
Balkan Savaşı'nın başlamasıyla Osmanlı Ordusunun bir kolu, hemen Filibe'ye hücum ederek, Edirne karşısındaki Bulgar ordusunun arkasını çevirmek istedi. Fakat 19-20 Ekim 1912 tarihleri arasında yapılan savaşlarda yenilerek geri çekildi. Bunun üzerine, henüz hazırlıklarını tamamlamamış bulunan "Doğu Ordusu", 22 Ekim'de harekete geçirildi. Ancak bu ordu kısa zamanda bozulmaya ve her tarafta geriye çekilmeye başladı. Bu durum karşısında Osmanlı Hükümeti, 25 Ekim 1912'de Çatalca'da bir savunma hattı kurmaya karar verdi ve Bulgarlar ancak burada durdurulabildi.
Böylece, daha savaşın başlarında, "Doğu Ordusu" yenilerek Çatalca'ya kadar çekilmiş oldu. Bu arada Yunan donanması Ege Denizi'nde üstünlük kurdu. Bu durum da, "Doğu Ordusu"nun ve Osmanlı Devleti'nin, "Batı Ordusu" ve Makedonya ile bağlantısının kesilmesine neden oldu.
"Batı Ordusu"da, 26 Ekim'de Kumanova'da Sırplara yenildi. Bundan sonra dört Balkan devleti Makedonya'yı işgale başladılar. Selanik ise, 8 Kasım 1912 günü kendiliğinden Yunan ordusuna teslim oldu.
Bu suretle, Balkan birliğine dahil olan devletler, savaşın başlamasından kısa bir süre sonra bütün Rumeli'yi ellerine geçirdiler. Bu arada özellikle Bulgarlar; işgal ettikleri yerlerde Türklere karşı, tarihte eşine ender rastlanan şiddet hareketleri yaptılar. Genel olarak Balkan devletleri, Türklere karşı besledikleri aleyhteki düşüncelerini açığa vuracak fırsatı bularak, bunları uyguladılar. Ancak bu feci yenilgi içerisinde; sadece Edirne Bulgarların, Yanya Yunanlıların, İşkodra da Karadağlıların kuşatmalarına karşı savunmalarını sürdürdüler91.
Deniz harekâtına gelince: Osmanlı donanması, daha savaşın başlarında Marmara Denizi ile Karadeniz'e bağlandığından, aslında daha güçlü olan Yunan donanması savaşsız olarak Ege Denizi'nin kontrolünü eline geçirdi92. Bundan da yararlanan Yunanlılar, Çanakkale Boğazı önündeki adalar dahil, Ege adalarını işgal ettiler. Sadece Rauf (Orbay) Bey komutasındaki "Hami-diye" Kruvazörü Ege'de düşmanla kahramanca çarpıştı. Ancak bu da savaşın genel durumunu etkileyemedi. Osmanlı donanması, Karadeniz ve Adriyatik'te
91) Osmanlı Devleti ile Balkan devletlerinin askeri durumları ile savaşın gelişmeleri hakkında
bkz. Mehmet Nihat, Balkan Harbi, İstanbul 1340; Mirliva Pertev, Balkan Harbinde
Büyük Karargâh-ı Umumî, İstanbul 1927; Cemil Conk, Hatiraları-Balkan Harbi,
İstanbul 1947; Ahmet Reşit Rey, aynı eser; İsmail Hami Danişmend, aynı eser, c. IV., s.
388 vd; Mahmut Muhtar Paşa, Üçüncü Kolordunun ve İkinci Şark Ordusunun Muha-
rebatı, İstanbul 1331, s. 4 vd; Fahri Belen, Balkan Savaşı, İstanbul 1971; (Reşat Halli),
aynı eser, s. 73 vd.
92) Ali Haydar Emir, Balkan Harbinde Türk Filosu, İstanbul 1932, s. 176.

İkinci Meşrutiyet ve Döneminin Önemli Olayları (1908-1914) 43yaptığı harekâtta da bir varlık gösteremedi93. Denizlerdeki bu başarısızlıklar, kara savaşlarındaki yenilgilerin de bir diğer nedeni oldu.
Balkan Savaşı'nın başlamasından hemen sonra, Osmanlı Devleti'nin uğradığı bu ağır yenilgi, iç politikada büyük tepkilere yol açtı. Zaten kurulduğu günden itibaren yıkılacak gözüyle bakılan "Büyük Kabine", Sadrazam Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın zorlanarak, 29 Ekim 1912'de istifa ettirilmesi üzerine düştü. Yeni hükümeti, dış politikada İngiltere yanlısı olarak bilinen Kâmil Paşa kurdu. Ancak bu da savaşın aleyhteki gelişimini değiştiremedi.
Bu durum karşısında Osmanlı Devleti, savaşın durdurulmasını istemeye başladı. Ancak buna olumlu cevap, Bulgarların Çatalca'ya yaptıkları saldırada yenilmesinden sonra geldi. Bunun üzerine, 28 Kasım 1912'de Osmanlı Devleti ile Balkan Devletleri arasında Çatalca'da görüşmeler başladı. 3 Aralık 1912'de de ateşkes anlaşması imzalandı. Fakat Yanya ve İşkodra savunmaları sürdüğünden Yunanistan ile Karadağ bu anlaşmaya katılmadılar. Dolayısıyla, sadece Bulgarlar ile gerçekleştirilen bu anlaşmaya göre Osmanlı Devleti, Bulgarların kuşatması altında bulunan Edirne'ye yardım göndermeyecek ve barış andlaşması Londra'da toplanacak bir konferansta yapılacaktı.
Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti arasında bu gelişmeler olurken, İtalya ve Avusturya'nın da kışkırtmaları ile durumdan yararlanan Arnavutluk, 28 Kasım 1912'de bağımsızlığını ilan etti. Ancak bu sırada, Kuzey Arnavut-luk'un Sırbistan tarafından işgal edilmiş olması, devletlerarası yeni sorunlara neden oldu.
Sırbistan'ın Arnavutluk'a yerleşmesi, Adriyatik Denizi'ne çıkması ve büyük bir devlet haline gelmesi, Avusturya'nın politikasına aykırıydı. Bu nedenle Viyana Hükümeti, Sırbistan'a karşı baskı aracı olarak kullanabileceği, bağımsız ve güçlü bir Arnavutluk devletinin varlığından yanaydı. Buna karşılık İtalya, kendisi Adriyatik kıyılarını ele geçirip burayı bir iç deniz haline getirmek istediğinden, güçlü bir Arnavutluk devleti ile Sırbistan'ın burada kalmasını istemiyordu. Ancak Rusya'nın Sırbistan'ı desteklemesi, İtalya ile Avusturya arasında görüş farkları olduğu halde, bu iki devletin birlikte hareket etmesine neden oldu94.
Nitekim Avusturya ve İtalya; Sırplar'dan, Arnavutluk'tan çekilmelerini istemeye başladılar. Avusturya, Sırbistan'a karşı savaş hazırlıklarına girişti. Bu da Avusturya-Rusya ilişkilerini gerginleştirdi. Fransa, Rusya'yı destekle-
93) Deniz harekâtı için bkz. (Afif Büyüktuğrul), Balkan Harbi Tarihi, VII nd Cilt Osmanlı
Deniz Harekâtı 1912-1913, İstanbul 1965, s. 10 vd; Ali Haydar Emir, aynı eser, s. 14 vd;
O. Ramis-Y. Teofanidiş, (Çev. Lütfı), Türk ve Yunan Dz. Harbi Hatıratı ve 1909-191Yunan Bahrî Tarihi, İstanbul 1930, s. 13 vd; İsmail. Hami Danişmend, aynı eser, c. IV.,
s. 394-395.
94) Hans Rohde, aynı eser, s. 60-61.
40diğini bildirdi. Almanya, Avusturya'yı tutmakla beraber, savaştan yana değildi. İngiltere ise sorunun barışçı yollardan çözümlenmesini istiyordu. Böylece Balkan bunalımı, Büyük Devletleri bir defa daha karşı karşıya getirmiş oldu. Ancak, bu sorunun bir Avrupa savaşı haline gelmesini istemeyen İngiltere ve Almanya'nın çabalarıyla Avusturya; Sırbistan'ın Adriyatik kıyılarına çıkmaması koşuluyla, sorunun bir konferansta ele alınmasını kabul etti. Bunun üzerine bunalımın ağırlık noktası diplomatik alana kaydı.
e. Londra Andlaşması (30 Mayıs 1913):
Balkan bunalımına çözüm yolu bulmak ve barışı korumak amacıyla, görüşmeler yapmak üzere, 17 Aralık 1912'de Londra'da uluslararası "Büyükelçiler Konferansı" toplandı.
Konferansın çalışmaları iki konu etrafında toplanmıştı. Bunlardan birincisi, Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasındaki sınırı ve barış esaslarını saptamak; ikincisi, Osmanlı Devleti'nden ele geçirilen toprakların Balkan devletleri arasında bölüşülmesinden doğan ve aynı zamanda Büyük Devletleri karşı karşıya getiren anlaşmazlığı çözümlemekti.
Londra Konferansı, bu esaslar üzerinde çalışmalara başladıktan sonra, bazı güçlükler ortaya çıktı. Yunanistan Ege adalarından Karadağ İşkodra'dan, Bulgaristan Edirne'den çekilmek istemiyordu. Osmanlı Devleti de Ege adalan ile Edirne'den vazgeçmeye yanaşmıyordu. Diğer taraftan Rusya ile Avusturya arasında gerginlik giderilemiyordu. Bu arada Rusya, Kafkasya'ya asker yığmaya ve Anadolu'yu tehdit etmeye başlamıştı. Ancak, Almanya'nın baskısı üzerine gerilemek zorunda kalmıştı. Bu nedenlerle barış görüşmeleri uzun sürdü. Balkan devletleri, Tekirdağ'dan Midye'ye uzanan hattın batısının kendilerine bırakılmasında ısrar ediyorlardı. Fakat Osmanlı Devleti Edirne'yi vermemekte direniyordu. Bu nedenlerle konferans sonuçsuz kaldı.
Bunun üzerine Büyük Devletler; savaşın yeniden başlamaması için, 17 Ocak 1913'te, Osmanlı Devleti'ne ortak bir nota vererek, Edirne'nin Balkanlılara verilmesini, Ege adalarının geleceğinin tayin edilmesinin kendilerine bırakılmasını istediler. Aksi halde de, çıkacak bir savaşta Osmanlı Devle-ti'nin zor duruma düşeceğini bildirdiler. Böylece, Balkan Savaşı'nın hemen öncesinde ve savaş sonrasında bu bölgede statükonun değişmeyeceği garantisini veren Büyük Devletler, bu garantiyi bir tarafa bırakarak, Balkan devletlerini desteklediklerini ve sınır değişikliğini kabul ettiklerini göstermiş oldular.
Bu sıralarda ise, meydana gelen yenilgi ve gelişmeler, İstanbul'da Kâmil Paşa Hükümeti'ni yıpratmıştı. Bundan da yararlanan İttihat ve Terakki Partisi, 23 Ocak 1913'te, "Babıâli Baskını"nı yaparak yeniden iktidara geldi. Mahmut Şevket Paşa başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu95.
95) Ali Fuad Türkgeldi, aynı eser, s. 77-83.

İkinci Meşrutiyet ve Döneminin Önemli Olayları (1908-1914) 44i
Yeni İttihat ve Terakki Hükümeti, ilk iş olarak Büyük Devletlerin vermiş olduğu notayı reddetti. Bunun üzerine, 3 Şubat 1913'te, Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında savaş yeniden başladı. Ancak bu defa da başarı sağlanamadı. Üstelik kendilerini savunmakta devam eden İşkodra Kara-dağlılar'ın, Yanya Yunanlılar'ın, Edirne de Bulgarlar'ın eline geçti.
Bu durum karşısında Osmanlı Hükümeti, Büyük Devletlere başvurarak, barış görüşmelerine yeniden başlanmasını istedi. Bunun üzerine de, Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti arasında, 30 Mayıs 1913'te, Londra Barış Andlaşması imzalandı. Buna göre:
1) Osmanlı Devletinin batı sınırı Midye-Enez hattı olacaktı.
2) Osmanlı Devleti, Arnavutluk ile Ege adalarının geleceğinin sap
tanmasını Büyük Devletler'e bırakacaktı.
3) Yunanistan; Selanik, Güney Makedonya ve Girit'i alacaktı.
4) Bulgaristan; Kavala, Dedeağaç ile birlikte, bütün Trakya'yı sınır
ları içerisine katacaktı.
5) Sırbistan, Orta ve Kuzey Makedonya'ya sahip olacaktı96.
Görüldüğü gibi, bu andlaşmayla Osmanlı Devleti, Midye-Enez sınırının batısında kalan biftün topraklarını Balkan devletlerine terk ediyor ve buraları bu devletler arasında bölüşülüyordu. Ege adalarının geleceğini Büyük Dev-letler'in kararına bırakmakla da, Ege Denizi üzerindeki egemenliğini dolaylı olarak kaybediyordu. Bulgaristan ise, geniş şekilde Ege Denizi'ne çıkıyor ve büyük bir devlet haline geliyordu. Yunanistan, Selânik'i de alarak, kuzeye doğru genişliyor ve Ege Denizi'ne yerleşmek için büyük bir olanağa sahip oluyordu. Aynı şekilde Sırbistan da sınırlarını genişletiyordu.
Ancak Balkanlar'da kurulan bu statü, Balkan devletlerini memnun etmedi. Bu da yeni bir bunalımın doğmasına yol açtı.
f. İkinci Balkan Savaşı (1913):
Yukarıda belirtilen 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Andlaşması'nın getirmiş olduğu koşullar, bu tarihe kadar Osmanlı Devleti'ne karşı, aralarındaki çekişmeleri bir tarafa bırakarak birleşen ve birlikte hareket eden Balkan devletlerinin, birbirlerine düşmelerine neden oldu.
Birinci Balkan Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin umulmadık şekilde ve sürede yenilerek Balkanlar'dan çekilmesi, bölgede bir güç boşluğu meydana getirdi. Balkan devletleri; bu durum üzerine, bu boşluğu, kendi çıkar ve emelleri doğrultusunda doldurmak için çalışmaya başladılar. Zaten daha
96) A. Şükrü Esmer, aynı eser, s. 420; İsmail Hami Danişmend, aynı eser, c IV., s. 401-402.

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <b> <center> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Use <!--pagebreak--> to create page breaks.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Güvenlik kodunu yazıp yorumunuzu gönderin.
Not: Yorumlarınız yönetici onayından sonra eklenecektir.
Image CAPTCHA
Copy the characters (respecting upper/lower case) from the image.

Gözde içerik