YAKINÇAĞ BAŞLARINDA AVRUPA (1789-1815): Yakınçağ başlarının en önemli olay ve gelişmeleri, bu çağı başlatan 1789 Fransız İhtilali ile İhtilal sonucunda toplanan Viyana Kongresi (1814-1815)'dir.
1789 Fransız İhtilali, 18. yüzyılın sonlarına kadar gelen Avrupa (etkileri dolayısıyla dünya) siyasi haritasını ve güçler dengesini büyük ölçüde yıkmış, özellikle Birinci İmparatorluk döneminde(1804-1815), Fransa'ya bağlı olmak üzere yeni bir Avrupa siyasi haritası ve güçler dengesi oluşturmuştur.Bu İmparatorluğun 1814 yılında yıkılmasıyla da Avrupa'da bir güçler boşluğu doğmuştur. Bu boşluk ise, 1815 Viyana Kongresi kararlarıyla Avrupa'da yeni bir siyasi harita ve güçler dengesi kurularak doldurulmuştur. Bu durum da, genel hatlarıyla, Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)'na kadar sürmüştür.
Bu genel çerçevede 1789 Fransız İhtilali ve 1815 Viyana Kongresi, siyasi gelişmelerin yanısıra, düşünceden ekonomiye kadar çeşitli alanlarda getirdikleriyle önce Avrupa'yı sonra Dünya'yı derinden etkileyerek, 1789 ve öncesine göre, her alanda yeni bir dünyanın oluşmasında en önemli rolü oynamışlardır. Bu nedenlerle, bu iki büyük olay ve gelişmeyi ana hatlarıyla ayrı bir bölümde ele almak gerekecektir.
A. FRANSIZ İHTİLALİ :
1. İhtilalden Önce Fransa'nın Genel Durumu :
Yeniçağın sonlarında Avrupa'nın en büyük ve güçlü devletlerinden biri olan Fransa, diğer Avrupa ülkelerinin çoğunluğunda olduğu gibi, mutlakiyetle yönetilmekteydi.Fransız halkı kralın kişiliğinde birleşiyordu.Kral, ülkenin siyasi, sosyal, ekonomik, hukuk alanlarındaki bütün güçlerini elinde toplamıştı. Bu nedenle, ülkenin yönetimi ve geleceği üzerinde mutlak söz sahibiydi. Bu durum özellikle XIV. Louis (1643-1715) döneminde en üst düzeye ulaşmıştı. Krallar, bu hükümdarın Paris'in dışında büyük masraflarla yaptırdığı Versailles Sarayı'nda, ihtişam içerisinde yaşarlardı. Çevrelerinde
yüksek aristokratlar bulunurdu. Sarayı İsviçreli ve Fransız muhafız alayları korurdu. Bu hali ile Versailles, başlıbaşına bir şehir görünümündeydi.
18. yüzyılın sonlarında Fransa, ulusal bir devlet olmakla beraber, Or-taçağ'dan kalma feodalite yönetiminin izlerini de taşımaktaydı. Bu da devlet yapısına etki ediyordu.
Bilindiği gibi, Ortaçağlarda derebeyler âdeta birer küçük bağımsız hükümdardı. Ancak, bunlardan birisi zamanla güçlenerek diğerlerini egemenliği altına almış, böylece güçlü krallıklar kurulmuştu. Bu aşamada, derebeyler siyasi bağımsızlıklarını kaybetmişler, fakat kurulan devlet içerisinde ekonomik, sosyal ve siyasi hak ve yetkilerinin birçoğunu korumuşlardı. Bu halleri ile de ülkenin en etkili sınıfı haline gelmişlerdi.
Yukarıda açıklanan durum, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Fransa için de geçerliydi. Yine feodalite döneminden kalma, iller arasında gümrük duvarları vardı. Bu nedenle de, Fransa'nın bir yanından diğer yanına götürülen eşyadan gümrük vergisi alınmakta devam ediliyordu. Bu da, ister istemez ülkenin illeri arasındaki ilişkileri kısıtlıyor ve bölgeciliğin devam etmesine neden oluyordu. Bu nedenle ülkede ulusal birlik ve bütün Fransa'yı kapsayan bir yurtseverlik duygusu yoktu. Fransızlan bir arada tutan güç ise, yukarıda da belirtildiği gibi, krallık kurumuydu.
Fransa, bazı yerel yönetimlerin bulunmasına rağmen, koyu bir merkeziyetçilik örgütüne sahipti. Merkezi de Paris'teki Versailles Sarayı idi. Devletin bugünkü anlamda bir bütçesi yoktu. Bütçe geliri olarak, doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki çeşit vergi alınıyordu. Vergiler iltizam usulü ile toplanıyordu. Bu da çeşitli baskı ve şikâyetlere yol açıyordu. Fransa'da adalet sistemi ise şöyleydi: Paris'te bir yüksek mahkeme ile çeşitli şehirlerde on iki mahkeme vardı. Ayrıca birçok yerde de yöresel mahkemeler bulunuyordu. Yargıçlık ya babadan oğula geçiyor veya satın alınıyordu. Kilise örgütü ise, hükümet içinde ayrı bir hükümetti. Toplumun ve devletin üzerinde büyük etkiye sahipti.
Toplum ise, Ortaçağlardan gelen sosyal eşitsizliğe dayanan bir yapıya sahip olmakta devam ediyordu. Ancak, Fransa'da düşünce alanında büyük gelişmeler meydana gelmişti. Bu da toplumu etkilemekteydi.
Genel iç durumu bu şekilde olan Fransa'nın dış siyasi ilişkileri ise özetle şöyleydi:
Fransa, 18. yüzyılın başlarından itibaren, Avrupa'nın en büyük devleti olmak için çeşitli girişimlerde bulunmuştu. Bu arada yapılan Veraset Savaşlarına girerek, gelişmeye çalışmıştı. Özellikle XIV. Louis döneminde bunda oldukça başarıya da ulaşmıştı. Ne var ki, bu uzun savaşlar, Fransa'yı maddeten ve manen yıpratmıştı. Nitekim 18. yüzyılın ikinci yarısının başlarında, Avusturya Veraset Savaşları'nın (1740-1748) devamı sayılan Ye-
Yakınçağ Başlarında Avrupa (1789-1815) diyıl Savaşları'na ( 1756-1763) Avusturya'nın müttefiki olarak girmiş, Prusya ve İngiltere'ye karşı savaşmış, fakat karada ve denizde yenilmişti. Savaş sonucunda yapılan 1763 Paris Andlaşması ile de, Avrupa'daki sınırlarını korumakla beraber Kuzey Amerika ve Hindistan'daki sömürgelerini İngiltere'ye bırakmak zorunda kalmıştı. Böylece Okyanuslarda İngiltere'nin üstünlüğünü kabul ettiği gibi, sömürgeler yönünden büyük bir darbe yemişti. Ayrıca yanı başında büyük bir Prusya devletinin kurulmasına tanık olmuştu. İngiltere ve Prusya'nın sağladıkları bu avantajlar ise, Fransız kamuoyunda kendi hükümetlerine karşı duyulan tepkiyi çoğaltmıştı.
Fransa, bundan sonra Yediyıl Savaşları'nda uğradığı bu kayıpların acısını İngiltere'den çıkarmak için fırsat kollamaya başladı. Kendisine bu fırsatı da, Kuzey Amerika'daki on üç İngiliz Kolonisi'nin İngiltere'ye karşı 1774'te ayaklanması verdi. İlerideki konularda geniş olarak ele alınacak olan bu savaşta, Fransa, Kolonilere önce gizlice para ve silah yardımı yaptı. 1778 yılında da Amerika ile bir ittifak imzalayarak, Amerika'nın bağımsızlığını kazanmasına kadar beraber savaşmayı kabul etti, böylece resmen İngiltere'nin karşısında yer aldı. 1779 yılında da, aynı kendisi gibi İngiltere'ye hıncı bulunan İspanya ile bir ittifak anlaşması imzaladı. Bu arada Hollanda ile de işbirliği yaptı. İngiltere ile müttefikler arasında savaş, İngiltere'nin yenilgisine ve Kuzey Amerika'daki on üç Koloni'nin bağımsızlığının bu devlet tarafından kabul edilmesine yani, 1783 Paris Andlaşması'nın imzalanmasına kadar sürdü. Ne var ki, Fransa, bu savaş sonucunda umduğu şekilde büyük bir kazanç sağlayamadı. Üstelik maddi bakımdan oldukça yıprandı.
Fransa'nın Doğu, yani Osmanlı siyasetine gelince: Bu iki devlet arasında, kökleri 16. yüzyılın ortalarına varan, sıkı bir işbirliği vardı. Siyasi, fakat daha çok ekonomik alanlarda olan bu işbirliği, Fransa'nın lehine çalışıyordu. Özellikle Fransa, 1740 yılında sağladığı kapitülasyonlarla, Osmanlı İmparatorluğu üzerine çok yönlü çıkarlar sağlamıştı. Bu genel çerçeve içerisinde ise, iki devlet arasında, Yeniçağın sonlarına kadar büyük bir siyasi anlaşmazlık, hele silahlı bir çatışma söz konusu olmamıştı.
Görüldüğü gibi, 18. yüzyılın, yani Yeniçağların sonlarında Fransa, iç yapısı ve dış ilişkileri yönünden yine büyük bir Avrupa devleti görünümünü korumaktaydı. Ne var ki, iç bünyesinde meydana gelen gelişmeler, bu devleti yeni ve büyük bir olaya sürüklemiştir. Bu da Fransız İhtilali idi. İhtilal ise çeşitli nedenlerin bir sonucuydu.
2. İhtilalin Nedenleri:
Başlangıç tarihi 5 Mayıs 1789 olarak kabul edilen Fransız İhtilali; meydana getirdiği gelişme ve olaylarla çeyrek yüzyıl bütün Avrupa'nın siyasi, sosyal, ekonomik hayatını altüst etmiş, sonuçları bakımından da etkileri bütündünyada çok yönlü duyulmuş büyük bir olaydır. Çok geniş kapsamlı olan bu ihtilalin Fransa'da meydana gelmesi ve başlamasının da çeşitli nedenleri vardı. Bunları iç ve dış nedenler olmak üzere iki grupta toplamak mümkündür.
a. İç Nedenler:
Fransa'nın iç yapısının bir sonucu olan bu nedenleri siyasi, düşünce, sosyal ve ekonomik alanlarda olmak üzere dört kısımda incelemek gerekecektir.
— Siyasi Nedenler:
Yukarıda da belirtildiği gibi, Fransa, krallık tacı çevresinde toplanmış bir siyasi kuruluştu. Kral, ülkeye mutlak olarak egemendi. Fransız halkı, krala ve hükümetine itaati, uzun yılların da alışkanlığı ile gelenek haline getirmişti. Öyle ki, 18. yüzyıla gelindiğinde Fransa'da devlet kurumlarının hemen hepsi kralın elinde toplanmıştı.Nitekim XIV.Louis bu durumun da bir sonucu olarak "Devlet benim."demiştir.Bununla beraber, 18.yüzyılın başlarından itibaren krallık, halkla ve onun çıkarları ile ilişkilerini kesmiş, dikkatini daha çok dış politikaya çevirmiştir. Bunun da bir sonucu olarak, XIV. Louis döneminin sonlarına doğru, Fransa'nın iç yıkılışı başlamıştır.Ancak bu kralın kişisel gücü,bunu bir süre gizleyebilrniştir. Ne var ki, XIV. Louis'den sonra gelen XV. Louis (1715-1774) ile XVI.Louis (1774-1792)'in kişiliklerinin zayıflığı, var olan çöküşü ve çözülmeyi gizleyemediği gibi, aksine hızlandırmıştır. Bu durumda bile kral, Versailles Sarayı'nda çevresi ile gayet lüks bir hayat yaşamaktaydı. XV. Louis döneminde daha da artan bu durum, krallık kurumu ile çevresindekilere karşı, halkın nefretini çoğaltıyordu.Krahn çevresinde bulunan Aristokrat sınıf; Sarayın bu kargaşalığından, israfından, entrikalarından ve sorumsuzluğundan üzülmek şöyle dursun, aksine bunları taklit ediyordu. Halk ise birçok yönden derebeylik zamanından daha kötü durumda idi. Bu çelişkinin de bir sonucu olarak, 16 Mayıs 1750 tarihinde meydana gelen olayların, bir ihtilale dönüşmesine az kalmıştı. Bu olaydan itibaren kral, Paris sokaklarından geçmeye bile cesaret edememeye başlamıştı. Böylece, 18. yüzyılın sonlarına doğru siyasi yönetim ile halkın arasındaki ilişkiler kopma noktasına gelmiş bulunuyordu.
Diğer taraftan, Krallık yönetiminin dış siyasette uğradığı başarısızlıklar ve ortaya çıkan güçlükler Fransa'daki huzursuzluğu daha da çoğaltmış, krallık kurumuna karşı olan düşünceleri güçlendirmiştir. Bunda ise Fransız düşünürlerinin önemli rolü olmuştur.
— Düşünce Alanındaki Gelişmeler :
Fransa'nın siyasi ve iç yapısının durumu bu şekildeyken, 18: yüzyılın
Yakınçağ Başlarında Avrupa (1789-1815) 1"Akılcı düşünüşü" Fransa'da hızla gelişmeye başlamıştı. Bu düşünce sisteminin ortaya çıkardığı durum, o günkü Fransız düzenine karşıydı. Bu bakımdan da ihtilalin meydana gelmesinde önemli rol oynamıştır. Nitekim, ihtilalin Avrupa'nın diğer bir ülkesinde değil de Fransa'da çıkması, halka yön verebilecek çok sayıda üstün düşünürün bu ülkede var olmasındandı.İhtilale etki yapan bu düşünürlerden bazıları şunlardı:
Montesquieu (1689-1755), krallık istibdadının karşısındaydı. Ülkesinde, İngiltere örneği Anayasalı Monarşi kurulmasından yanaydı. Güçler ayrılığı prensibini savunmuş, iktidar yetkisinin yasama, yürütme, yargı organları arasında bölünmesini istemiştir. Bunun için de, 1712'de yazdığı "Acem Mektupları", 1747'de basılan "Kanunların Ruhu"gibi eserlerinde, Fransa'nın o günlerdeki sosyal durumunu yermiş, siyasi ve dini kurumlara hücum ederek, mutlakiyet rejimini sarsmaya çalışmıştır.
Voltaire (1694-1778), vicdan ve düşünce özgürlüğünden yanaydı. Bu bakımdan eserlerinde özellikle kiliseye ve mevcut kurumlara hücum etmiştir. Böylece krallığın Tanrısal haklara dayanmadığım göstermeye çalışarak, onun bu gücünü yıkmaya, bununla da mutlakiyet rejimini yıpratmaya gayret etmiştir.
Jean - Jacques Rousseau (1712-1778), toplum hayatının yeni baştan düzenlenmesinden yanaydı. Siyasi düşüncelerini 1746 yılında basılan "Toplumsal Sözleşme" adlı ünlü eserinde yayınlamıştır. Ona göre, devlet , toplumsal bir sözleşmeden ibarettir. Kişiler arasında eşitlik esastır. Bu bakımdan O, hükümet hakkının sadece halkta bulunması gerektiğini söylüyordu. Bunun için halkın egemenliği üzerine kurulu Cenevre tipi bir Cumhuriyet istiyordu.
Diderot (1713-1784), dönemin hemen bütün Fransız düşünürlerinin makaleler yazdığı bir ansiklopedi çıkarmış, bununla siyasi, sosyal konularda ve düşünce alanında halkı aydınlatmaya çalışmıştır.
— Sosyal Yapı :
İhtilalden önce Fransa'da, Ortaçağlardan gelen toplumsal eşitsizliğe dayanan bir yapı vardı. Buna göre, halk genel olarak ayrıcalıklı (imtiyazlı) ve ayrıcalıksız (imtiyazsız) olmak üzere iki sınıfa ayrılıyordu. Ayrıcalıklı sınıf, Soylular ve Papazlardan; ayrıcalıksız sınıf da, Burjuvalar ve Köylülerden oluşuyordu. Bu dört sınıfın yapıları ile durumları özetle şöyleydi:
Soylular: Toplumun en üstünde bulunan sınıfı meydana getirmekteydiler. Sayıları Fransız nüfusunun ancak yüzde ikisi kadardı. Buna karşılık ülke topraklarının yaklaşık dörtte birine sahiptiler.Feodalite döneminden kalma haklan vardı. En çok ayrıcalığa sahip sınıftı. Başlıca ayrıcalıkları, orduda yüksek rütbelere sahip olmak, Papazlığın ve her çeşit devlet görevlerinin enyükseklerine atanmak, vergi bağışıklığından yararlanmaktı. Ancak, ihtilal arefesine gelindiğinde, değişen ve gelişen ekonomik yapı dolayısıyla, bu sınıfın durumu oldukça sarsılmıştı. Bu arada hükümet de para darlığına düştüğünden, bütün taşınmaz mallara vergi konmasını istemeye başlamıştı. Buna ise soylular şiddetle karşı çıkarak, vergi adaletsizliğinin devamını, yani ayrıcalıklarının korunmasını istemekteydiler.
Papazlar: Ayrıcalıklılar arasında ikinci sınıfı papazlar (Ruhban) meydana getiriyordu. Bunların sayılan nüfusun yüzde birinden az olduğu halde, ülke topraklarının yüzde onu kiliseye aitti. Ayrıca papazların birçok ayrıcalığı vardı. Ancak papazlar da kendi aralarında rütbe ve mevkilerine göre çeşitli sınıflara ayrılmışlardı. Bu farklardan doğan birçok huzursuzlukları vardı.
Burjuvalar: Bunlar genellikle büyük yerleşme merkezlerinde otururlardı. Ticaret, sanayi v.b. ile uğraşırlardı. Aydınlar genellikle bunlardandı. 17. ve 18. yüzyıllarda maddi ve manevi bakımlardan çok güçlenen bu sınıf, Fransa'nın geleceği üzerinde etkili bir duruma gelmişti. Ancak, bunlar vergi verdikleri, yani devletin ve kilisenin giderlerine katıldıkları halde, siyasi haklardan yoksundular. İşte güçlenen bu sınıf, soylularla aralarındaki farklılığın kalkmasını,eşitliğin sağlanmasını istemeye başlamıştı. Bu da ihtilalin meydana gelmesinde temel nedenlerden biri olacaktır.
Köylüler: Nüfusun en büyük bölümünü meydana getirdikleri halde, toprakların ancak yüzde yirmisi kadarına sahiptiler. Her türlü vergi ve ülkenin yükü bunların üzerindeydi.Hukuk yönünden genellikle özgürdüler. Ancak her çeşit siyasi haktan yoksundular. Ayrıca Ortaçağlardan kalma, eski senyörüne vergi vermek gibi, birçok yükümlülükleri vardı. Bu bakımdan köylünün elinde, kazandığı paranın pek az bir kısmı kalıyordu. Durumlarının ağırlığı köylüleri, mevcut düzene karşı gittikçe artan bir tepkiye itiyordu.
— Ekonomik Nedenler :
18.yüzyıl boyunca süren uzun savaşlar ve israf, Fransa'nın mali ve ekonomik durumunu iyice zayıflatmıştı. Diğer yönden, özellikle bu yüzyılda sanayide büyük gelişmeler olmuş, bu da, toplumsal olduğu kadar, ekonomik dengesizliğe de sahip olan Fransa'yı etkilemişti. Genel olarak toprak zenginliğine dayanan ayrıcalıklı sınıfların durumu gittikçe fenalaşırken, ticaret ve sanayi ile uğraşan burjuvaların ülke ekonomisindeki etkileri çoğalmıştı. Ancak, bu sınıfın siyasi ve sosyal haklar yönünden durumları, eski statüsünü, görünürde de olsa sürdürüyordu. İşte, ayrıcalıklı sınıflara üstünlük sağlayan bu duruma, burjuvalar son vermenin çabası içindeydiler.
b. Dış Nedenler:
Fransız İhtilali'nin meydana gelmesinde önemli rol oynayan dış nedenler ikiye ayrılabilir. Birincisi, düşünce alanında 18. yüzyılda görülen gelişme-
Yakınçağ Başlarında Avrupa (1789-1815) 1lerdir ki, bu yüzyıla "Aydınlanma Çağı"denir. İkincisi, Amerika'daki İngiliz kolonilerinin İngiltere'ye karşı ayaklanarak bağımsızlıklarına kavuşmalarının Fransa üzerindeki siyasi, mali ve düşünce alanlarındaki etkileridir.
— Aydınlanma Çağı ve Fransa'ya Etkileri:
Avrupa'da Yeniçağ içerisinde düşünce alanında iki büyük olay önemli rol oynamıştı; bunlar Rönesans ve Reformdu. Rönesans, insan düşüncesini skolastik kalıpların dar çerçevesinden kurtararak, serbestçe gelişmesini sağlamıştı. Nitekim bu nedenden Rönesans, insan düşüncesine özgürlüğün egemen olması şeklinde de tanımlanabilir. Reform ise, insan düşüncesine din alanında özgürlüğü belli oranda getirmiştir. Fakat bu gelişmeler, insanın toplum içerisindeki yerini belirleyememiş, bu alandaki özgürlüğü de getirememiştir. Bu bakımdan Ortaçağın statik düşünce sistemi bir ölçüde devam etmişti.
İşte 18. yüzyılda, her çeşit düşünce sisteminde Akıl'ın önem kazandığı dönemde, bu boşluk doldurulmaya çalışılmıştır. Bu yüzyılda en çok işlenen ana konular "Akıl", "Tabiat kanunu" ve "Gelişme"olmuştur. Bu nedenden de 18. yüzyıla, "Aydınlanma veya Işıklar Yüzyılı" da denir. Bu yüzyılın Fransız düşünürleri, akıl ilkesini mevcut olan ekonomik ve sosyal kurumlara da uygulayarak , onları eleştirdiler. Serbest düşünme ve inceleme metodu, insanları özgürlüğe götürmüştür. Bu ise, mevcut mutlakiyetçi ve eşitsizliğe dayanan düzenin karşısında yer almıştır. Böylece, akılcı metodun etkisi altında kalan siyaset, ekonomi, hukuk, eğitim alanlarındaki gelişmeler, bütün Avrupa'da olduğu gibi Fransa'da da etkili oldu.
Avrupa'nın diğer monarşileri de bu akımın etkisinde kaldılar. Nitekim, Prusya'da Kral Büyük II. Frederick (1740-1786), Rusya'da Çariçe II Katerina (1762-1796) ülkelerinde aydınlanma ilkeleri doğrultusunda bir yönetime giderek, "Aydın Mutlakiyet" denilen bir şekli kurmaya çalıştılar. Bu hükümdarlar, mutlak yetkilerinden vazgeçmemişler, fakat yetkilerini bir oranda uyruklarının daha iyi şekilde yönetilmeleri doğrultusunda kullanmışlardır. Bu bakımdan da bu ülkelerde yönetimde köklü bir değişme yapılamamıştır.
— Amerika Birleşik Devletleri'nin Bağımsızlığa Kavuşması:
İlerideki konularda görüleceği üzere, Amerika'daki on üç İngiliz Koloni-si'nm önce vergi, sonra da siyasi bağımsızlıklarına kavuşmak için, 1774 yılından itibaren bağlı oldukları İngiltere'ye karşı savaşmaya başlamaları, Fransızlar tarafından kişi hak ve özgürlüğünün savunulması için açılan bir mücadele olarak nitelendirilmiştir. Bu bakımdan Amerikalıların 1776'da yayınladıkları "Bağımsızlık Bildirisi" ve 1783'de bağımsızlıklarına kavuşmaları, Fransa'da sempati ile karşılanmıştı. Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na
4*katılan Fransızlar, Bağımsızlık Bildirisi'nde öngörülen düşünceleri dönüşte ülkelerine getirdiler. Bu düşünceler ise, Fransa'nın mevcut mutlakiyetçi düzeni ile çatışmada önemli bir etken oldu.
Diğer yönden Amerika'nın bağımsızlığı için Fransa'nın da İngiltere'ye karşı savaşa girmesi, bu ülkenin zaten bozuk olan mali durumunu daha da fenalaştırdı. Bu da Fransa'nın iç çalkantısını hızlandırması yönünden olumsuz etki yaptı.
3. İhtilalin Başlaması ve Gelişmeleri:
Fransa'da ihtilal ortamı, yukarıda belirtilen nedenlerden, 18.yüzyılda hazırlanmış bulunmaktaydı. Ancak ihtilal, görünürde, ülkenin mali iflasa sürüklenmesi üzerine, bu duruma bir çözüm yolu bulunması amacıyla Etats Generaux (Eta Jenero )'nun toplanması ile başlamıştır.
a. Etats Generaux'un Toplanması ( 5 Mayıs 1789) :
XVI. Louis, 1774 yılında kral olduğunda Fransa'nın mali durumu karmakarışık durumda idi. Halk, vergilerin ağırlığından şikayet ediyordu.Kral ise bu durumu düzeltecek güç ve ehliyetten yoksundu. Maliye Bakanlığına getirilen kişiler de köklü bir çözüm sağlayamadılar. Sonuçta, kral çaresizliğinin de bir sonucu olarak, mali bunalıma bir çözüm bulabilmek amacı ile, 1614 yılından beri toplanmayan Etats Generaux'yu toplantıya çağırmak zorunda kaldı.
Etats Generaux, soylular, papazlar ve halk temsilcilerinden meydana gelen ve hükümet tarafından belirlenen zamanlarda toplanan bir meclisti. Ancak, herhangi bir yasama ve yürütme yetkisi yoktu. Sadece Krala halkın şikayet ve dileklerini duyurmakta aracı bir organdı. Mecliste üç sınf temsil edilmekteydi. Bunlar sırasıyla Papazlar, Soylular ve Burjuvalardı. Her sınıfın birer oyu vardı. Böylece çıkarları birbirine yakın olan Papazlar ve Soylular daima çoğunluğu sağlarlardı. Meclisin ilk toplantılarına kralın başkanlık etmesi gelenektendi.
İşte bu nitelikte olan ve toplanmasından hemen herkesin kendi durumunun iyileştirilmesi için birşeyler beklediği Etats Generaux, XVI.Louis'in çağrısı üzerine 5 Mayıs 1789 günü Versailles Sarayında 300 Papaz, 300 Soylu ve 600 Halk temsilcisi olduğu halde toplandı. Kral, merakla beklenen açış konuşmasını yaptı. Bunda, Meclisin başlıca görevinin, mali durumun düzeltilmesine çalışmaktan ibaret olduğunu söyledi. Ancak beklenen reformlardan hiç söz etmedi. Bu da, daha başlangıçta mecliste hoşnutsuzluk yarattı. Arkasından da önemli bir sorun olarak, oy vermenin ne şekilde olacağı çıktı. Papazlar ve Soylular eski kural üzere, yani sınıf esasına göre oy verilmesini istediler. Halk temsilcileri ise kişisel oy sistemini savundular. Böylece sınıflar arasında bir güç ve üstünlük mücadelesi başladı.Ortay a çıkan bu sorun üzerinde Meclis altı hafta çalıştı. Fakat bir sonuç alınamadı.
Yakınçağ Başlarında Avrupa (1789-1815) 1Bunun üzerine, 17 Haziran 1789 günü, üçüncü sınıfın temsilcileri, kendilerinin halkın yüzde doksan altısını temsil ettiklerini söyleyerek, kendilerinden meydana gelen meclisi, "Ulusal Meclis"olarak ilan ettiler. Ayrıca halk adına, egemenlik hakkını hemen ele alarak, bu meclisin rızası olmadan, halktan hiçbir vergi toplanamayacağını bildirdiler. Diğer taraftan ayrıcalıklıları da bu meclise katılmaya davet ettiler. Ancak bu davete olumlu bir cevap alamadılar. Üstelik Kral, bu meclisin toplanmasına engel olmak üzere, Versailles Sarayındaki toplantı salonunu kapattırdı. Bu ise Ulusal Meclis üyelerinin birbirlerine daha çok bağlanmalarına neden oldu. 20 Haziran 1789 günü Top Salonu denilen yerde toplanan Ulusal Meclis üyeleri, bir anayasa yapıncaya kadar dağılmamaya and içtiler.
Ulusal Meclis'in Fransa krallığı için bir anayasa hazırlamak üzere harekete geçmesi, yüzyıllardan beri süre gelen monarşi yönetimini değiştirmeyi hedef alan bir hareketti. Bu bakımdan krala karşı gelmekti. İşte bununla da ihtilal başlamış oluyordu.
Böylece, Fransa'nın içine düştüğü mali bunalıma bir çözüm yolu bulmak için toplanan Etats Generaux, ilk anlarından itibaren nitelik değiştirerek, ihtilalci bir şekil almış oldu. Bundan sonra da olaylar hızla gelişmeye başladı.
Başkanlığına Bailly (Bayyi)'nin getirildiği Ulusal Meclis'e, durumlarından memnun olmayan küçük papaz sınıfından ve soylulardan bazı üyeler de katıldılar. Kral bu durum karşısında diğer papaz ve soylu üyelerin de meclise katılmasını istedi. Bunun üzerine Ulusal Meclis bir anayasa hazırlamaya başladı.kendisini 9 Temmuz 1789'da Kurucu Meclis olarak ilan etti.
b. Kurucu Meclis Dönemi:
Ortaya çıkan bu gelişmelerden ayrıcalıklılar korktular ve meclisi dağıtmak istediler. Kralı da yanlarına aldılar. Bu sırada ise Paris'te halk büyük heyecan içerisindeydi.Meclisin dağıtılacağı söylentileri üzerine de halk, 14 Temmuz 1789'da, mutlakiyetin sembolü haline gelmiş olan Bastille Hapishanesi'ni basarak yaktı. Aynı zamanda Paris Belediyesi'ni ele geçirerek, Commune (Komün) adı ile yeni bir şehir yönetimi kurdu. Diğer taraftan da kralın yabancı koruma askerlerine karşı, Ulusal Ordu kuruldu, başına Lafayette getirildi.
Paris'te meydana gelen bu gelişmeler, hızla Fransa'nın diğer yerlerine de yayılmaya başladı. Buralarda da Commune'ler ve Ulusal Ordular kuruldu. Böylece Fransa'da yeni bir yönetim şekline geçiş başlamış oldu. Bu gelişmelerin sonucu olarak, kralın gücü büyük oranda azaldı. Ayrıcalıklı sınıflardan olanların birçoğu yurt dışına kaçtı.
Kurucu Meclis son gelişmeler üzerine, 4 Ağustos 1789 gecesi, feodalite döneminden beri süre gelen ayrıcalıkları ortadan kaldıran bazı temel kararlaraldı. Buna göre; Fransa'da derebeylik sistemi kaldırılacaktı, papazlar ve soylular feodal hakları ile aldıkları vergilerden kendi istekleri ile vazgeçeceklerdi, herkesten eşit vergi alınacaktı, memuriyetler ve rütbeler herkese eşit olarak açık bulunacaktı. Böylece, Fransa'da "absolutizme" ve feodaliteye, yani siyasi, sosyal ve ekonomik yönlerden eşitsizliğe dayalı eski sistem yıkılarak, yerine eşitliğe dayanan yeni bir toplum düzenine geçmenin esasları sağlanmış oldu.
Kurucu Meclis'in ikinci büyük aşaması ise, hazırlanmakta olan anayasanın baş tarafına konulmak üzere, 28 Ağustos 1789'da kabul ve ilan ettiği "İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi"oldu. Bu bildiri, yurttaşların özgür ve eşit olarak doğduğunu ve öyle kaldığını, egemenliğin esasının ulus olduğunu, yani yurttaşların hak ve özgürlüklerinin neler olduğunu ilan ediyordu.
Fransa'da bu temel gelişmeler meydana gelirken, ülkede iç kaynaşmalar da sürmekteydi. Kral XVI. Louis ise, ülkede mevcut mutlak monarşiye rağmen meydana gelen bu köklü değişiklere karşı çıkacak gücü kendisinde göremiyordu. Bu nedenle eski düzeni, dışarıdan alacağı yardımlarla yeniden kurabilmek ümidiyle 20 Haziran 1791 günü ailesi ile Fransa'dan kaçma girişiminde bulundu. Ancak Varrene'de yakalanarak Paris'e tekrar geri getirildi. Kralın bu hareketi, ülkeyi kral olmadan da yönetmenin mümkün olacağını ispatlamış olduğundan, Cumhuriyetçilerin işine yaradı.
Kurucu Meclis, "İnsan ve Yurttaş Haklan Bildirisi"ni ilan ettikten sonra, Anayasayı görüşmeye başlamıştı. İki yıl süren uzun ve çekişmeli çalışmadan sonra Meclis, bir Anayasa hazırladı. Bu Anayasa 14 Eylül 1791'de kral tarafından da onaylanarak yürürlüğe girdi.
Meydana getirilen bu ilk Anayasa, egemenlik hakkının halka ait olduğunu kabul etmiş ve güçler ayrılığı prensibine göre hazırlanmıştı. Kral, yine yürütme gücünün başında bulunuyor, fakat yetkileri Anayasa ile sınırlandırılıyordu. Yasama gücü Meclise, yargı gücü de halk tarafından seçilen yargıçlara verilmişti.
Böylece Fransa'da mutlak monarşi sona ermiş, meşruti monarşi dönemi başlamış oldu. Kurucu Meclis de, anayasayı yapmakla görevini tamamlamış olduğundan kendisini feshederek, yeni seçimlere gitti.
c. Yasama Meclisi Dönemi (1 Ekim 1791 - 22 Eylül 1792):
Tek meclisli parlamenter sisteme göre, iki dereceli seçimle seçilmiş 745 üyeden meydana gelen Yasama Meclisi 1 Ekim 1791 tarihinde toplandı. Meclis, tutucular ve ilericiler olmak üzere iki büyük gruba ayrılmış bulunuyordu.
Bu Meclis dönemi; içte ayaklanmalar ve parti çekişmeleri ile, dışta yeni rejimi yıkarak eski "Kutsal Krallığı"yeniden kurmak isteyen komşu devlet-
çok süper olmuş
çok süper olmuş emeğinize sağlık
Yeni yorum gönder