Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 5— Osmanlı - Rus İlişkileri:
Bilindiği gibi Rusya Devleti, uzun süre (1240-1480 yılları arasında) Altınordu (Altın Orda) Devleti'nin egemenliği altında kalan Moskova Knez-liği'nin, 15. yüzyılın ortalarından itibaren güçlenmesi ve gelişmesi sonucu ortaya çıkmıştır.
Osmanlı-Rus ilişkileri de, Moskova Knezi'nin bir elçilik heyetini Kırım Hanı'nın aracılığı ile 1492 yılında İstanbul'a göndermesiyle başlamıştır.
Moskova Knezi, bu elçisi ile Osmanlı İmparatorluğu'ndan Kuzey Karadeniz limanlarından Rus tüccarlarının serbest olarak ticaret yapmalarına izin verilmesini ve komşuluk ilişkilerinin kurulmasını istemiştir. Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun siyaseti daha çok Orta Avrupa ve Akdeniz'e dönük olduğundan, Osmanlılar tarafından Rusların ticaretle ilgili istekleri kabul edilmesine karşılık, resmen siyasi ilişki kurmak ve anlaşma yapmak istekleri reddedilmiştir. Bundan sonraki yıllarda Rusların bu konuda yaptıkları başvurulara da olumlu cevap verilmemiştir.
Bu arada Rusya, 16. yüzyılın başlarından itibaren gittikçe büyümeye başlamış, 1552'de Kazan, 1556'da Astrahan Hanlıklarını, 1678'de Ukrayna'yı ele geçirmiş ve bir büyük "kara devleti" haline gelmiştir. Bundan sonra da "sıcak denizlere" açılmak siyasetini gütmeye başlamıştır.
17. yüzyılın sonları ile 18. yüzyılın başlarında Rusya'nın "sıcak denizlere" çıkabilmesi iki yönde olabilirdi: Bunlardan birincisi, bir İsveç gölü halinde bulunan Baltık Denizi; ikincisi bir Osmanlı gölü halinde olan Karadeniz idi. Nitekim Rusya, özellikle 17. yüzyılın sonlarından itibaren bu iki deniz yönünde ilerlemek ve bu denizlere çıkmak çalışmalarına ağırlık vermiştir. Onun bu yayılma siyaseti de gittikçe şiddetlenen Osmanlı-Rus, İsveç-Rus çatışmasına yol açmıştır.
İlk Osmanlı-Rus çatışması (Ejderhan Seferi) 1569'da olmuş, ilk barış da (Bahçesaray Andlaşması) 1681'de yapılmıştır. Bundan kısa bir süre sonra (1687 yılında) Rusya, İkinci Viyana kuşatmasından sonra Türklere karşı Avrupa devletlerinin kurduğu Kutsal İttifak'a girerek Osmanlı İmparatorluğu ile savaşmaya başlamıştır. Diğer devletlerle 1683 yılından beri süren bu savaşlar sonucunda, Kutsal İttifak üyeleri ile Osmanlı İmaparatorluğu arasında 1699'da Karlofça Andlaşması yapılmıştır. Bunun arkasından da, buna paralel olarak İstanbul'da 13 Temmuz 1700 tarihinde Osmanlı-Rus andlaşması imzalanmıştır. Buna göre: Osmanlı İmparatorluğu, Azak'ı Rusya'ya bırakmak zorunda kaldığı gibi, İstanbul'da daimi Rus elçiliğinin açılmasını da kabul etmiştir.
Böylece Rusya, çok uzun süreden beri istediği ve gerçekleşmesi için sürekli uğraştığı iki amacına ulaşmış oldu. Bunlardan birincisi, "Güneyeinmek" ve "sıcak denizlere" açılmak için, Azak'ı alarak Karadeniz'e bir pencere açarak çıkmak, ikincisi de, Osmanlı İmparatorluğu ile resmi diplomatik ilişki kurmaktı.
Rusya, Osmanlılar'a karşı elde ettiği bu başarılara rağmen, Azak Boğa-zı'na sahip olamamıştı. Bu nedenle de tam anlamıyla Karadeniz'e çıkamamıştı. Üstelik Karadeniz'de deniz üstünlüğü ile İstanbul ve Çanakkale boğazları Osmanlılar'ın elinde bulunduğundan, bu yönden Avrupa ile ilişki kurması mümkün değildi. Bunun için de, 18. yüzyılın başlarında, İsveç'ten Güney Baltık kıyılarını almak üzere harekete geçti.
Bunun üzerine İsveç Kralı Demirbaş Şarl (XII. Şarl), Rusya'ya girerek Rusları arka arkaya yendi, fakat 1708 yılında Poltava Meydan Savaşı'nda Rus Çarı I. Petro'ya yenildi ve Osmanlı İmparatorluğu'na sığındı.
Poltava galibiyeti, Rusya'nın İsveç tehlikesinden kurtulmasını, Baltık kıyılarına yerleşmesini, Lehistan'ın bir bölümünü ele geçirerek Doğu Avrupa'da egemenlik kurmasını sağlamıştır. Bundan sonra Rusya, yeniden güneye Karadeniz'e yönelmiş, bu da yeni bir Osmanlı-Rus savaşına yol açmıştır.
Rusya'nın gittikçe büyümesi, bundan doğan tehlikenin çoğalması, Azak'ı alması, Demirbaş Şarl'ın kışkırtması ve diğer nedenlerden dolayı Osmanlı İmparatorluğu 1711 yılında Rusya'ya savaş ilan etti. Aynı yılda yapılan Prut Savaşı'nda Rusya, Osmanlı İmaparatorluğu'na yenildi ve Prut Andlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı. Bununla da Azak kalesini Türkler'e iade etti. Böylece Karadeniz'den ayağını çekti ve bu deniz yeniden bir Türk gölü haline geldi.
Böylece Rusya, 18. yüzyılın başlarında, yayılma hedeflerinden Baltık Denizi kıyılarına yerleşmeyi gerçekleştirmiş, fakat Karadeniz'e çıkmayı başaramamıştır. Ancak bundan sonra, sürekli olarak bu hedefe yönelmiştir.
Rusya, önce Karadeniz'e sonra da Akdeniz'e inmeyi hedef aldıktan sonra, buna bir de dini kılıf uydurmuştur. Şöyle ki: Rus çarlarından III. İvan 1472 yılında, son Bizans İmparatoru XIII. Konstantin'in o sıralarda İtalya'da bulunan yeğeni Sofia (Zoya) Paleologos ile evlenmiştir. Bu olaydan sonra Moskova Knezleri, Moskova'nın Bizans İmparatorluğu'nun "mirasçısı" olduğunu iddia etmeye başlamışlardır. Bu iddia, bir süre sonra Moskova'nınJ'Üçüncü Roma" olduğu şeklinde tamamiyle siyasi bir görüş haline getirilmek istenmiştir. Bu görüşe göre, Rusya hükümdarları "Bizans İmparatorlarının mirasçısı ve Ortodoksluk'un yüksek koruyucusudurlar". I. Roma ve II. Roma (Tsargrad dedikleri İstanbul) sona ermiştir, o halde "Üçüncü Roma" dedikleri Moskova, diğer iki Roma gibi, dünyaya egemen olacaktır. Dolayısıyla Rusya Bizans'ın "mirasçısı" olacak ve İstanbul'u alacaktır9. Bu suretle Rusya'nın
9) Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara 1970, s. 2-3, Rusya Tarihi, Ankara 1948, s. 139-141.
Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 5Osmanlı başkenti olan İstanbul ile ilgili emelleri önceleri dini yönden başlamış veya öyle görünmüş, ancak bu devletin kuvvetlenmesiyle siyasi bir şekil ve amaç haline gelmiştir.
Nitekim Rusya, özellikle 18. yüzyılın başlarından itibaren, Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamasından da yararlanarak, önce Karadeniz'in kuzeyini ele geçirmek, sonra da Kafkaslar'a, Boğazlar'a ve Balkanlar'a inmek politikasını gütmeye başlamıştır. Bunu yaparken de hareketlerine dini bir nitelik vermeyi esas almıştır. Bu amaçlarla Osmanlı İmparatorluğu'na karşı sürdürdüğü hareketler içinde, iki devlet arasında 1768-1774 Savaşı sonucunda 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Andlaşması bir dönüm noktası olmuştur. Daha önce de belirtildiği gibi, bu andlaşma ile Rusya, Karadeniz'e çıkma tasarısında önemli gelişmelerle birlikte, Osmanlıların Fransızlara verdiği kapitülasyonlardaki haklan kendisine de sağlamış, ayrıca Osmanlı sınırları içerisinde bulunan Ortodoksları koruma hakkını elde ettiğini iddia edecek hale gelmiştir.
Böylece Rusya, 18. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Osmanlı İmparator-luğu'ndan önemli topraklar ile ticari hak ve çıkarlar kazanarak güneye doğru genişlemiş, gittikçe büyüyen bir tehlike olarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığını tehdit etmeye başlamıştı. Bu haliyle de, daha güneye inmek ve İstanbul'u almak politikasını gerçekleştirmeye çalışıyordu.
Rusya'nın gittikçe güçlenmesi ve güneye doğru daha etkili şekilde yayılarak inmeye başlaması ise, bu devletin karşısına Balkanlar'da Avusturya'yı, genel olarak ve özellikle Boğazlar'da da İngiltere ile Fransa'yı çıkarmıştır. Ancak 18. yüzyıl içinde, Avusturya, Osmanlı Avrupası'nm parçalanmasında Rusya ile işbirliği yapmıştır.
Bu genel çerçeve içerisinde Osmanlı İmparatorluğu, 18. yüzyılın sonlarında gittikçe zayıflayan gücü ile ve tek başına, komşusu Rusya'ya karşı varlığını sürdürme mücadelesi yapıyordu. Bu nedenle de Osmanlı-Rus ilişkileri, genel olarak karşılıklı çekişme ve gittikçe artan bir gerginlik halinde bulunuyordu.
Görüldüğü gibi, Osmanlı İmparatorluğu ile dönemin büyük devletleri olan İngiltere, Fransa, Avusturya, Rusya arasındaki resmi ilişkiler,10 geniş topraklara ve denizlere sahip olan güçlü Osmanlı İmparatorluğu'nun ticari ve ekonomik olanaklarından yararlanmak için, adı belirtilen Avrupa devletleri-
10) Bu konuda ayrıca geniş bilgi için bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II., Ankara 1949, s.465 vd; Mufassal Osmanlı Tarihi, c.II., İstanbul 1958, s. 817 vd; İsmail Hami Danişmend, Osmanlı Tarihi Kronolojisi c.II., İstanbul, 1972 s. 108 vd; Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara 1970, s. 15 vd., Rusya Tarihi, Ankara 1948, 89 vd., Türk-İngiliz Münasebetlerinin Başlangıcı ve Gelişmesi (1553-1610), Ankara 1953, s.l vd; Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı-İngiliz İktisadî Münasebetleri (1580-1838), c.L, Ankara 1974, s.6 vd; Gündüz Akınca, Türk-Fransız Kültür İlişkileri (1071-1859), Ankara 1973 s.7 vd.nin istekleri ile başlamıştır. Ancak İmparatorluğun zayıflamasıyla da bu ilişkiler, çok yönlü olarak onun aleyhine gelişmiştir. Nitekim 18. yüzyılın sonlarına kadar, Avrupa'nın dört büyük devleti, Osmanlı İmparatorluğu'ndan çok büyük hak ve çıkarlar sağlamışlardır.
Yeniçağ'ın sonlarına gelindiğinde, Avrupa'nın bu dört büyük devletinden İngiltere ile Fransa, Osmanlı İmparatorluğu'ndan sağladıkları bu hak ve çıkarları korumak ve geliştirmek çabasını sürdürürlerken, kendilerine rakip ve tehlike olarak beliren diğer iki büyük devlete karşı Osmanlı İmparatorluğu'ndan yana bir politika izler görünmekteydiler.
Avusturya ve Rusya ise, iki komşu devlet olarak elde ettikleri hak ve çıkarları korumanın yanısıra, Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamak ve "Doğu Sorunu"nu kendi çıkar ve amaçları doğrultusunda çözümlemenin hesabı içindeydiler. Ancak, yukarıda belirtildiği gibi, bu iki devletin hedefleri arasında Osmanlı Avrupası önemli yer tutuyordu. Bu nedenle de bölgede çıkarları çatışıyordu. Bununla beraber, ortak hedefleri olan Osmanlı İmpa-ratorluğu'na karşı zaman zaman işbirliği yapmaktan da geri kalmıyorlardı. Osmanlılar da tek başlarına bu iki devlete karşı koymaya çalışıyordu. Nitekim Rusya ve Avusturya, Yakınçağ'a girerken, Osmanlı İmparatorluğu ile yine savaş halinde bulunuyorlardı.
2. 1787 - 1791,1792 Osmanlı - Rus, Avusturya Savaşı: a. Savaşın Nedenleri:
Yeniçağ'ın sonlarında yapılan ve Osmanlı Devleti için önemli dönüm noktalarından olan 1768-1774 Osmanh-Rus Savaşı ve bu savaşta uğranılan yenilgi ile, Kırım ve çevresinin Rusya tarafından ilhak edilmesi, bu ilhak olayı sırasında Rusya'nın tutum ve davranışları, Osmanlı Imparatorluğu'nun Müslüman halkı tarafından şiddetli tepki ve üzüntüyle karşılanmıştı.
Rusya ise, 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması'ndan sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nun eski gücünün kalmadığını anladığından Kuzey Karadeniz kıyılarında, Kafkaslar'da ve Balkanlar'da yeni hareketlerde bulunmaya başladı. Diğer taraftan Osmanlı Avrupası'ndaki emellerini gerçekleştirmek üzere, kendisi gibi bu bölgede yayılmak amacı bulunan Avusturya ile anlaşmak yolunu tuttu. Böylece de Osmanlı İmparatorluğu'na ikinci büyük darbeyi vurmak istedi.
Bu amaçla Rusya Çariçesi II. Katerina, Avusturya İmparatoru II. Joseph ile 1780 yılı Mayıs ayında Mohilefte görüştü. İki hükümdar bu görüşmede, Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarının paylaşılması konusunu ele aldılar ve bir plan yaptılar. Bir yıl sonra da St. Petersburg'da tekrar bir araya geldiler.
Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 6Sonuçta, 1782 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun paylaşılma projesine son şeklini verdiler ve kendi aralarında bu konuda gizli bir anlaşma yaptılar.
Rusya ile Avusturya'nın gerçekleştirdikleri bu anlaşmaya göre, eğer Osmanlı İmparatorluğu'nu bir savaşta yenecek olurlarsa, "Yunan veya Grek Projesi" adı verilen tasarılarını uygulayacaklardı. Buna göre; Rusya, Özi, Aksu ve Turla (Dinyester) nehirleri arasındaki yerleri, aynca Akdeniz'deki bazı adaları alacak, Eflâk-Boğdan ile Besarabya Rusya'nın himayesinde özerk bir prenslik olacaktı. Diğer taraftan, İstanbul merkez olmak üzere Bizans İmparatorluğu yeniden kurulacak ve başına II. Katerina'nın torunu Konstantin getirilecekti. Bunlara karşılık Avusturya ise, Küçük Eflâk, Belgrad, Orsova, Vi-din, Niğbolu ve Hotin ile Venediklilerin elinde bulunan İstirya ve Dalmaçya'yı alacaktı. Venedikliler de verdikleri bu yerlere karşılık Mora, Girit ve Kıbns ile bazı adalara yerleşeceklerdi. Bunların yanı sıra, Avusturya, çıkacak bir Os-manlı-Rus savaşında, Rusya'ya yardım edecek ve Osmanlı İmparatorluğu'nu Küçük Kaynarca Andlaşması'nın şartlarına uymaya zorlayacak, bunda başarı sağlayamazsa bu savaşa Rusya'nın yanında katılacaktı11.
Rusya, Doğu Avrupa konusunda aynı zamanda rakibi olan Avusturya'yı böylece ittifak yaparak yanına aldıktan sonra, Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkilerini daha da sertleştirecek hareketlere başladı. Bu bakımdan iki devlet arasındaki problemler, Rus tehdit ve isteklerinin arkasının kesilmemesinden dolayı çoğaldı.
Osmanlı Hükümeti, Rus isteklerine, iki devlet arasındaki ilişkileri hemen koparmamak için oldukça yumuşak cevaplar verirken, bir taraftan da sınıra asker yığmakta olan Ruslara karşılık aynı şekilde hareket ederek sınıra asker göndermeye başladı. Öte taraftan da anlaşmazlıkların görüşmeler yoluyla çözümlenmesi için gerekli girişimlerde bulundu.
Ancak, Osmanlı Hükümeti'nin bu ılımlı tutumu ile iki devlet arasındaki anlaşmazlık konuları çözümlenmek yoluna girerken, İskenderiye'deki Rus konsolosunun, bazı Kölemen beylerini Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtması, İstanbul'da büyük tepkilere neden oldu. Bu da, bardağı taşıran son damla oldu ve Osmanlı-Rus ilişkileri sertleşti.
Bu sıralarda ise, Rusya'nın sürekli olarak genişlemesinden ve Avusturya ile ittifak yapmasından endileşelenen Prusya ile İngiltere de, Osmanlı Hükümetini Rusya'ya karşı bir savaş açmaya teşvik ediyorlardı.
^Sonuçta, Rusya'nın bu taciz hareketlerinden bıkan ve Ruslara karşı savaşa taraftar olan Sadrâzam Koca Yusuf Paşa, bu duruma son vermek üzere harekete
11) İsmail Hakkı Uzunçarşılı, aynı eser, c. IV. l.B. (2.Baskı), Ankara 1978, s.521-522; Mufassal Osmanlı Tarihi, c.V., İstanbul 1962, s. 2636-2637.geçti. Bu amaçla Rus elçisine, 27 Temmuz 1787 günü aşağıdaki konulan taşıyan ültimatomu resmen vererek bunların Rusya tarafından kabul edilmesini istedi:
1) Buğdan voyvodası firari Aleksandr Mavrokordato Osmanlı Dev-
leti'ne teslim edilecektir.
2) Osmanlı Devleti aleyhine faaliyette bulunan Eflak-Buğdan'daki
konsolos vekili görevinden alınacaktır.
3) Kuburun göllerindeki tuzlalardan Özi halkına verilmesi gereken
tuz verilecektir.
4) İki taraf tüccarlarına eşit muamele edilecektir.
4) Rusya 'daki Osmanlı tüccarlarının haklarının korunması için uygun yerlere konsoloslar (Şehbenderler) atanmasına izin verilecektir.
6) Rus tüccar gemileri yasak eşya nakletmekte olduklarından, bun
dan sonra Boğazlar'dan geçerlerken yoklanacaklardır.
7) Rus askerleri, Tiflis'ten çekilecekler ve Rusya Gürcü Prenslerini
himaye etmekten vazgeçecektir12.
Osmanlı Devleti'nin bu ültimatomu, Rusya tarafından reddedildi. Bunun üzerine Osmanlı-Rus ilişkileri daha da gerginleşti. Rusya, Osmanlı Devle-ti'ni kışkırtan ve endişelendiren girişimlerini sürdürdü.
b. Savaşın Başlaması ve Gelişmeleri:
Bu gelişmeler üzerine sabrı taşan Osmanlı Hükümeti, savaş taraftarlarının da ağır basmasıyla, 19 Ağustos 1787 günü Rusya'ya savaş ilan etti13. Bundan biraz sonra da, Avusturya, 9 Şubat 1788'de Babıâli'ye bir nota göndererek, Rusya ile arasındaki ittifak nedeniyle onunla birlikte savaşa katılacağını, yani Avusturya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş açtığını bildir-diI4.Böylece Osmanlı Devleti iki cepheli bir savaşa girmiş oldu.
Üç devlet arasında asıl savaş harekâtı 1788 yılı ilkbahar aylarında başladı. Osmanlı orduları, savaşın başlarında Avusturya kuvvetleri karşısında galibiyetler elde ederek üstünlük sağladı. Ancak, 1788 yılı sonbahar aylarında bu üstünlüğünü kaybetti ve zor duruma düştü. Rus cephesinde ise büyük ye-
12) Ahmet Rasim, Osmanlı Tarihi, c. III., İstanbul 1329, s. 1118-1119; İsmail Hakkı Uzun-
çarşılı, aynı eser, c. IV. B.I., s. 503-504.
13) Kâmil Paşa, Tarih-i Siyasî Devlet-i Âliyye-i Osmâniyye, c.II., İstanbul 1325, s.225.
14) İsmail Hami Danişmend, aynı eser, c. IV., s. 66; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, aynı eser, c.II,
B.l, s. 522-523.
Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 6nilgiler aldı. Ruslar, 17 Aralık 1788'de stratejik önemi büyük olan Özi kalesini ele geçirdiler. Bu arada, Özi kalesinin düşmesi üzerine hastalanan I. Abdül-hamit, 7 Nisan 1789'da öldü. Yerine yeğeni III. Selim (1789-1807) padişah oldu.
III. Selim'in tahta çıkması, halk arasında, şehzadeliği sırasındaki olumlu tutum ve davranışlarından dolayı, imparatorluğu içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtaracağı düşüncesini yarattığından ümitle ve memnunlukla karşılandı.
Ancak, Osmanlı orduları, 1789 yılı yaz ve sonbahar aylarında düşman karşısında yine birçok yenilgi aldı. Ruslar, Akkerman'ı, Bender'i, Besarab-ya'yı, Avusturyalılar da Belgrad ile Semendre'yi ele geçirdiler 15.
Böylece, III. Selim'in tahta çıkmasıyla, savaşın kaderinin Osmanlı İmparatorluğu lehine döneceği umulan 1789 yaz ayı savaş harekâtı, birçok bozgun ve kayıplarla sona erdi. Cephelerdeki bu başarısızlıklar karşısında da Osmanlı Devleti, bu defa yabancı devletlerle Rusya ve Avusturya'ya karşı anlaşma yoluna gitti. Bunlardan ilki İsveç'le, ikincisi de Prusya ile yaptığı anlaşmalar oldu.
c. Osmanlı İmparatorluğu'nun İsveç ve Prusya ile İttifak Andlaş-maları Yapması:
— Osmanlı - İsveç İttifak Andlaşması (11 Temmuz 1789):
Daha önceki konularda, 18. yüzyılın başlarından itibaren Rusya'nın, Karadeniz kıyılarına olduğu gibi Baltık Denizi kıyılarına da yerleşmek için çalıştığı ve bunlarda oldukça başarı kazandığı belirtilmişti. Bu da, Rusya'yı Osmanlı İmparatorluğu ile İsveç'in ortak düşmanı haline getirmişti. Bu devletin, Avusturya ve Prusya ile birlikte, 18. yüzyılın sonlarına doğru Lehistan'ı aralarında paylaşması ve arkasından da 1787 yılında Avusturya ile birlik olarak Osmanlı İmparatorluğu'na savaş açması, sıranın kendine geldiğini anlayan İsveç'i endişelendirmiş, bunun sonucunda da İsveç Kralı III. Güstav, 1788 yılında Rusya'ya savaş ilan etmişti.
Ancak bu tarihlerde İsveç mali ve askeri yönlerden zayıf bir devletti. Buna rağmen İngiltere'nin teşviki, para ve asker vaadi üzerine de Rusya'ya savaş açmıştı. Bu arada da İsveç Kralı, Rusya ile savaş halinde bulunan Osmanlı Devleti'ne başvurarak, Rusları hem deniz hem de karadan meşgul ederek, onların bir kısım kuvvetlerini ve donanmasını Baltık Denizi'nde tutmayı; buna karşılık, Osrrtanlı Devleti'nin İsveç'e savaş boyunca sekiz bin, savaştan sonra da on yıl süreyle yılda üç bin kese akçe vermesini önermişti. Osmanlı Devleti de bunu olumlu karşılamıştı.
15) Savaşın gelişmeleri için bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, aynı eser, c.II. B.I., s. 527 vd; Kâmil Paşa, aynı eser, c.II., s. 230 vd; Yorga (Çev. B. S. Baykal), Osmanlı Tarihi, c.V., Ankara 1948, s. 74 vd; İsmail Hami Danişmend, aynı eser, c. IV. s. 66 vd.Nitekim İsveç'in 1788'de savaşa girmesi, Rusya'nın Baltık donanmasını Akdeniz'e gönderme girişimini durdurmuştur. Bu da, Osmanlı-Rus, Avusturya savaşının Akdeniz'e yayılmasına engel olmuş ve böylece Osmanlı Devleti Akdeniz'de güven içinde kalmıştır. Aynı zamanda Rusya'yı iki cepheli bir savaşı sürdürmek zorunda bırakmıştır.
Buna karşılık Rusya da, Danimarka'yı İsveç'in aleyhine savaşa kışkırtarak, onu iki cepheli bir savaşla sıkıştırmak istemişti. Ancak İngiltere ve Prusya'nın Danimarka'yı tehdit etmesi üzerine bu devlet İsveç'e savaş açmaktan çekinmiştir.
Olayların bu şekilde geliştiği sıralarda Osmanlı Devleti, Avusturya'nın da Rusya'nın yanında kendisine savaş açması üzerine mali sıkıntıya düştüğünden, İsveç'e vaat ettiği parayı veremedi. Bu da ortak düşman Rusya'ya karşı iki devlet arasında yapılması düşünülen ittifak anlaşmasının görüşmelerini uzattı. Ancak, ikisi için de gittikçe büyüyen Rus tehlikesi karşısında, sonuçta 11 Temmuz 1789 tarihinde Osmanlı-İsveç İttifak Andlaşması imzalandı16.
Osmanlı-İsveç Andlaşması, Reisülküttap ile İsveç'in İstanbul elçisi tarafından hazırlandı. Tamamı dört madde olan bu andlaşmaya göre: Osmanlı Devleti, İsveç'e savaşa devam etmesine karşılık yılda ikişer bin olmak üzere toplam yirmi bin kese akçe verecek; iki devlet Rusya ile ayrı ayrı andlaşma yapmayacak; barış görüşmelerinde, Rusya'nın eline geçen topraklarının kurtarılmasında birbirlerine yardım edeceklerdi.
Ne var ki, Osmanlı Devleti'nin Hıristiyan bir devletle yaptığı, fakat karşılıklılık esasına dayanmayan bu andlaşma, İsveç'in Rusya'ya karşı savaşlarda başarılı olamamasından ve Rusya ile 1790 yılında bir andlaşma imzalayarak savaştan çekilmesinden dolayı fazla bir yarar sağlayamadı. Ancak Osmanlı Devleti, aynı tarihlerde, bu defa bir başka kuzey Avrupa devleti olan Prusya ile geniş kapsamlı bir ittifak andlaşması imzaladı.
— Osmanlı - Prusya İttifak Andlaşması (31 Ocak 1790):
Osmanlı Devleti'nin 1789 yılının yaz aylarında Rus cephesinde sıkıntılı durumlara düştüğü sıralarda, Prusya, Doğu Avrupa'da gittikçe büyüyen rakibi Rusya'ya karşı bazı önlemler almaya başlamıştı. Bu arada da Osmanlı Devleti ile İsveç'i bu devlete savaş açmaları için teşvik etmişti. Prusya'nın amacı, bir taraftan Rusya ve Avusturya'nın bölgedeki etkisini azaltmak, diğer taraftan da gelişmelerden yararlanarak Lehistan'da pay elde etmekti. Bu nedenlerden de bir zamanlardan beri, rakibi olan Avusturya ve Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ne yaklaşmaya çalışıyordu.
16) Kâmil Paşa, aynı eser, c.II., s.236; Enver Ziya Karal, aynı eser, c.V., s. 17; Yorga, aynı eser, c. V., s.88 vd.
çok süper olmuş
çok süper olmuş emeğinize sağlık
Yeni yorum gönder