Dünya Siyasi Tarihi (1 . bölüm)

Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 7Bununla beraber, uzun süren bu savaştan, özellikle Fransız İhtilali'nin Avrupa'da meydana getirdiği önemli olay ve gelişmelerden dolayı, Rusya ve Avusturya'nın toprak yönünden kazançları oldukça sınırlı kalmıştır. Diğer taraftan, savaş öncesinde iki devletin aralarında kararlaştırılıp uygulamaya koymak istedikleri "Grek Projesi" gerçekleştirilememiştir. Aynı zamanda, Avusturya'nın Osmanlılarla ayrı barış yapması, Avusturya ve Rusya arasındaki andlaşmayı da yıkmıştır.
Bunlara karşılık Osmanlı Devleti'nin bu savaştaki kaybı büyüktü. Bir defa, savaşa, Kırım'ı kurtarmak ve Rus baskısına son verebilmek için girmişti. Fakat, savaş sonunda Kırım'ı ele geçiremediği gibi, üstelik yeni topraklar kaybetti. Rus baskısı ve tehlikesi ise daha belirli bir duruma geldi. Ruslar daha güneye indiler. Avusturya da Balkanlar'a biraz daha sokuldu. Bunlar da, Osmanlı Devleti için, bundan böyle Balkanlar'da yeni problemlerin başlangıcı oldu.
Yine bu savaş, Osmanlı Devleti'nin gücünün iyice azaldığını açık olarak ortaya çıkarmıştır. Bunun kabul edilmesidir ki, Osmanlıları, tarihlerinde ilk defa olarak Avrupalı Hıristiyan devletlerin yani, yabancıların yardımını aramaya sevketmiştir. Bu da, onu diplomasi alanında dışa açılmaya yöneltmiştir. Nitekim bundan böyle Osmanlı Devleti, varlığının devamlılığı için, Avrupa devletleri arasındaki ilişkilerden yararlanma siyasetine ağırlık vermeye başlamıştır. Ancak, sadece bu siyasetle devletin geleceğe güvenle bakmasının yeterli olamayacağı anlaşılmıştır.
Bu bakımdan sona eren 1787-1791,1792 Savaşı, Osmanlı Devleti'ni güçlendirmek üzere daha önce yapılanlardan daha geniş kapsamlı ıslahatların gerçekleştirilmesinin düşünülmeye başlanmasına neden olmuştur. Bu düşüncenin uygulanması ise, aşağıda görüleceği üzere, Nizam-ı Cedit hareketini meydana getirmiştir.
3. Fransa'nın Mısır'ı İşgali ve 1798 -1802 Osmanlı - Fransız Savaşı:
Yukarıda belirtildiği gibi, Osmanlı-Fransız ilişkileri 16. yüzyılın birinci yarısında resmen başlamıştı. Bu tarihlerden itibaren iki devlet arasındaki ilişkiler siyasi ve ekonomik alanlarda gittikçe gelişerek, Fransız İhtilali'ne kadar dostluk çerçevesi içinde gelişmişti.
İki yüz yetmiş yıl kadar süren bu uzun dönemde, Osmanlı İmparatorluğu, Fransız dostluğuna daima önem vermiş ve ona sadık kalmıştır. Buna karşılık Fransızların Osmanlılara karşı aynı tutumu sürekli olarak gösterdikleri söylenemez. Bununla beraber, Fransa'nın ekonomik ve askeri gücü ile, kendi çıkarları nedeniyle Avusturya ve Rusya'ya karşı bir siyaset izlemesi, Osmanlıların Fransızlara daima her alanda öncelik vermesine neden olmuştur.Hatta, ihtilal sırasında yaptığı ıslahat hareketlerinde de bu devletin yardımını istemekten geri durmamıştır. İşte, 1789 Fransız İhtilali, iki devlet arasında eski ve dostluğa dayanan ilişkiler bu şekilde sürdüğü bir sırada başlamıştır.
a. Fransız İhtilali Karşısında Osmanlı İmparatorluğu ve Tutumu:
Osmanlı İmparatorluğu, 1789'da Fransız İhtilali başladığında, diğer Avrupa devletlerinde olduğu gibi, buna, Fransa'nın bir iç sorunu olarak bakmıştır. Bir İslam devleti olması, Avrupa ölçülerine göre ayrıcalık haklarına ve eşitsizliğe dayanan siyasi ve sosyal bir yapıya sahip olmamasından bir endişe de duymamıştır. Üstelik Fransa uzaktaydı ve ortak bir sınırları da yoktu. Ayrıca, Avrupa'da daimi elçilikleri bulunmadığından, gelişmeleri ancak dolaylı yollardan öğrenebiliyordu. Diğer taraftan Osmanlı yöneticilerinin, ihtilalin gelişmesinden sonra bile, ihtilalin getirdiklerini tam olarak anlayabildikleri söylenemez.
Bu nedenlerle, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1792 yılına kadar ihtilal karşısında ilgisiz kaldığı görülmektedir. 1789-1792 yıllarını kapsayan bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu, daha çok sürmekte olan Osmanlı-Rus, Avusturya Savaşı'na ve iç sorunlara ağırlık vermiştir.
Bunların yanı sıra da, 1792 yılında Fransa'nın yeni rejimini korumak ve bunu diğer devletlere tanıtmak üzere başlattığı savaşta tarafsızlığını ilan etmiştir. Ancak onun, Osmanlı Devleti'ni parçalamaya çalışan ve aynı zamanda Rusya'nın müttefiki olan Avusturya'yı yenmesi İstanbul'da sevinç yaratmış ve Fransa'ya karşı olan sempatiyi çoğaltmıştır. Bununla beraber Babıâli, Fransa'nın isteğine rağmen ihtilal rejimini hemen tanımaya da yanaşmamıştır.
Osmanlı yöneticilerine göre, Fransa'nın yeni rejimi bir Avrupa sorunuydu. Kendileri Avrupa hukukuna dahil olmadıklarından, bu rejim önce Avrupa devletleri tarafından tanınmalıydı. Ancak Osmanlı Hükümeti, ihtilal karşısında gerçek tarafsızlığını sürdürüyordu. Öyle ki, bu dönemde, ihtilal taraftarları Avrupa'nın hiçbir ülkesinde hoşgörüyle karşılanmazken, "Osmanlı sınırları içerisinde serbestçe dolaşabiliyorlardı. Nitekim, İstanbul'da yaşayan Fransızların ihtilal düşüncelerini kabul ederek renkli kokart takmalarına veya gösteriler yapmalarına Babıâli karışmıyordu ve bu konuda İngiltere ile Avusturya'nın protestolarına aldırmıyordu. Kısacası, Osmanlı topraklarında ihtilalciler ile kralcılara aynı şekilde işlem yapılıyordu. Gerçi III. Selim, 1793'te Kral XVI. Louis idam edilince bir hükümdarın öldürülmesi dolayısıyla üzülmüştü. Buna rağmen yine de devlet siyasetinde, ihtilal Fransa'sına karşı Avrupa devletlerinin kurmuş oldukları ittifaklara katılmayarak tarafsızlığını korumakta devam ediyordu.

Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 7Fransa ise, bu dönemde yani ihtilalin ilk yıllarında, kendi iç problemleri ve yakın tehlikelerle uğraştığından Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkilerini tamamen ihmal etmiştir. Ancak, 1792 yılı ilkbaharında Avusturya ve Prusya ile savaşa girince, aynı zamanda Avrupa'da 'İhtilale' karşı "Birinci Koalisyon" kurulmaya başlayınca, eski dostu Osmanlı İmparatorluğu ile askeri alanda bir işbirliği kurmak için harekete geçmiştir. Bununla da Fransa'nın düşmanlarını "Doğu"da şaşırtma, taciz etme ve oyalamayı düşünmüştür. Bu amaçla Osmanlı İmparatorluğu'nu Rusya ve Avusturya'ya karşı savaşa kışkırtmaya başlamıştır. Bu politikasını da sürekli hale getirmeye çalışmıştır.
Çünkü Fransa, daha önce de belirtildiği gibi, 20 Nisan 1792 tarihinden itibaren Avusturya ve Prusya ile savaş haline girmiş ve Avrupa'da yalnız kalmıştı. Bunun için düşmanlarını kuşatacak şekilde müttefiklere ihtiyacı vardı. Bunlar da, Osmanlı İmparatorluğu, İsveç ve Lehistan olabilirdi. Ayrıca Macaristan'da da isyan çıkarılabilirdi. Bunlarla da Fransa'nın batıda yükü hafiflemiş olurdu. Bu politikada ise özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun kazanılması Fransa için önemliydi.
Fransa, bunun üzerine 19 Ocak 1793 tarihinde, İstanbul Büyükelçiliği'ne Descorches'i tayin etmiş ve büyükelçi, Avusturya, Prusya ve Rusya'nın karşı çıkmasına rağmen 7 Haziran 1793'te İstanbul'a gelmiştir. Bundan sonra da Osmanlı-Fransız ilişkilerinde değişmeler başlamıştır.
Osmanlı Devleti, Fransa'nın Cumhuriyet hükümetinin elçisini İstanbul'a kabul etmişti, ancak onu resmen tanımamıştı. Bununla beraber Descorches, Osmanlı Hükümeti'ne iki önemli öneri getirmişti. Bunlardan birincisi, Fransa'nın yeni rejimini yani Cumhuriyet hükümetinin tanınması, ikincisi Osmanlı Devleti'nin Fransa lehinde savaşa katılması, bunun için de iki devlet arasında bir anlaşmanın yapılmasıydı28.
Osmanlı Hükümeti, Descorches'in iki önerisini de kabule yanaşmadı. Bir defa, bu tarihte henüz hiçbir Avrupa devleti Fransa Cumhuriyet hükümetini tanımamıştı. Bu yönden, tek başına Cumhuriyet hükümetini tanıması, diğer Avrupa devletlerinin baskısına yol açabilirdi. İkincisi Fransa ile anlaşma yapmak, başta Rusya ile olmak üzere bazı Avrupa devletleriyle savaşa girmek demekti. Bu ise, Osmanlı İmparatorluğu için çeşitli sakıncalar doğurabilirdi.
Bu nedenle, Osmanlı İmparatorluğu tarafsızlığını sürdürmekte yarar görüyordu. Ancak, bazı Avrupa devletlerinin Fransa'nın yeni rejimini tanımaya hazırlandıklarını haber aldığından, Fransız elçisine kesin tutum almaktan da uzak duruyordu. Yani, elçiyi ne resmen kabul ne de reddetti. Böylece, İstanbul'da bir süre Kralın-ve Cumhuriyet hükümetinin olmak üzere iki ayrı Fransız elçisi bulundu. Bu durum ise, Fransa ile savaş halinde olan
28) Bkz. Enver Ziya Karal, aynı eser, c. V., s. 21-22, İsmail Soysal, aynı eser, s. 101-119.devletlerin İstanbul'daki elçileri tarafından tepkiyle karşılandı. Bu da, yeni Fransız rejiminin Osmanlı Devleti tarafından tanınmasını bir süre daha sürüncemede bıraktı.
Ancak, 1793 yılı sonlarında Fransız orduları düşmanları karşısında yeniden geri çekilmeye başlamıştı. Bundan dolayı Fransa için Osmanlı Devle-ti'nin Doğu'da askeri bir harekete geçmesi önem kazanmıştı. Bunun için de Fransa Osmanlı Hükümeti'ni bazı önerilerle savaşa sokmak üzere çalışmalara başlamıştı. Nitekim, bu sıralarda Fransız devlet adamlarına göre, Osmanlı Devleti'nin durumu kendileri yönünden şöyleydi:
"... Düşmanlarımızın düşmanı olan Türkiye, Fransa'nın faydalı ve sadık bir müttefikidir. Türkiye, Fransa tarafından son zamanlarda ihmal edilmiştir. Buna karşılık Türkler üzerinde İngiltere'nin entrikaları çoğalmıştır. Diyan'ı Londra idare etmektedir. Türkiye'nin güttüğü tarafsızlık hem kendisi, hem de Fransa için kötüdür. Türkiye .ortak düşmanımız olan Avusturya'ya savaş açarsa kolaylıkla başarı sağlar. Fakat onun Avusturya ile savaş istemediği anlaşılıyor. Buna karşılık Rusya ile savaşa girebilir... Rusya, Fransa etrafındaki çemberin tamamlanmasına çok çalıştığı halde, Doğu'daki emelleri sebebiyle savaşa girmiyor... Eğer biz mağlup olursak ortaya çıkacak binbir dert arasında, Rusya da Türkler'i Avrupa'dan atacaktır..."
Yine Fransız devlet adamlarına göre, Osmanlı Devleti kendileri için ekonomik yönden de büyük öneme sahipti. Bu, 4 Ocak 1794'te hükümet adına yapılan bir konuşmada şöyle belirtilmişti:
"... Tabiat bizi Yakındoğu ile ticaret yapmağa ve Çanakkale Boğazı'na hâkim olan memleketle müttefik olmağa davet ediyor... Fransa'nın güneyindeki fabrikaların refahı Yakındoğu ticaretiyle var olmaktadır. Akdeniz Fransa için büyük bir ulaşım kanalıdır ve güvenliği de Fransa'ya aittir29.
Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere Fransa Hükümeti, 1794 yılı başlannda, kendisinin siyasi, askeri ve ekonomik politikası ve çıkarları için, Osmanlı Devleti'ni her ne olursa olsun yanına çekmek, bir başka deyimle kendi lehine kullanmak istiyordu.
Sonunda, 1794 Kasım ayında Fransız-Prusya barış görüşmeleri başlayınca, bu, Fransa Cumhuriyeti'nin bir büyük Avrupa devleti tarafından tanınması demek olduğundan, Osmanlı İmparatorluğu tarafından memnunlukla karşılandı ve Osmanlı-Fransız ilişkileri de değişmeye başladı. Nitekim Avrupa'daki son gelişmeler üzerine Osmanlı Hükümeti, İstanbul'a gelen yeni Fransız elçisi Ver-ninac'ı elçi olarak kabul etti ve bununla, 11 Haziran 1795 tarihinde Fransa'nın
29) ismail Soysal, aynı eser, s. 122-123.

Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 7yeni rejimini resmen tanıdı30. Böylece, Cumhuriyet Fransa'sı ile Osmanlı İmparatorluğu arasında normal ilişkiler yeniden başlamış oldu.
Bu tarihten itibaren Fransa, Osmanlı İmparatorluğu'nu Rusya ve Avusturya aleyhine bir savaşa sokmak ve iki devlet arasında bir dayanışma anlaşması yapmak için çalışmaya başladı. Ancak, İstanbul Hükümeti, her ikisine de yanaşmadı. İki eski dost devlet arasında ilişkiler, yine dostluk çerçevesinde bu şekilde sürerken, Napolyon orduları Osmanlı sınırlarına kadar geldi. Bu ise iki devlet arasındaki ilişkilerde büyük değişikliklere yol açtı.
b. Campo Formio Andlaşması ve Osmanlı İmparatorluğu:
Daha önce de belirtildiği gibi, ihtilal Fransası'nın genç generali Napolyon Bonapart,1796 yılında emrindeki küçük ordusu ile kısa zamanda Kuzey ve Orta İtalya'yı ele geçirdikten, 1797 yılında üst üste zaferler kazandıktan sonra, Viyana'ya doğru ilerlemeye başlamıştı. Bunun üzerine de Fransa ile Avusturya arasında 18 Ekim 1797'de Campo Formio Barış Andlaşması yapılmıştı. Fransa, bu andlaşma ile, diğer maddelerin yanısıra; Kuzey İtalya, Yedi Ada ve Dalmaçya kıyılarındaki bazı toprakları ele geçirmişti. Bu ise, Avrupa'daki siyasi durumu değiştirdiği gibi, tarihte ilk defa olarak Fransa'yı Osmanlı İmparatorluğu'na birdenbire karadan komşu haline getirmişti.
Osmanlı İmparatorluğu ise, özellikle Dalmaçya kıyılarına Fransa'nın yerleşmesini endişe ile karşılamıştı. Çünkü, Fransızlar, bu bölgedeki Hıristiyan toplulukları, bu arada Rumları ihtilal düşünceleriyle Osmanlı Hükümetine karşı ayaklanmaya teşvik etmeye başlamışlardı31. Diğer taraftan Napolyo'nun Bosna ve Arnavutluk'a hücum etmek niyetinde olduğu duyulmuştu.
Nitekim Napolyon, daha 16 Ağustos 1797'de Direktuvar Hükümeti'ne gönderdiği bir mektupta Osmanlı İmparatorluğu'nun toprakları için beslediği düşünceleri şöyle açıklamıştı:
"... Korfu, Zanta ve Kefolonya adaları, bizim için bütün İtalya'dan daha önemlidir. Eğer tercih mecburiyetinde olsaydık, bütün İtalya'yı İmparatora (Avusturya'ya) terkedip, ticaretimiz ve zenginliğimiz için basamak olacak bu dört adayı korumak, zannederim, çok daha iyi olacaktır. Türkler'in imparatorluğu gün geçtikçe yıkılıyor. Bu adalara sahip olmak bizim, imkân nisbetinde Türkiye'yi takviye edebilmek veya bu olmazsa, ondan payımızı alabilmek mevkiine koyacaktır. İngiltere 'yi tam anlamıyla ezmek için Mısır'ı zaptetmek lüzumunu duyacağımız
30) ismail Soysal, aynı eser, s. 130-137.
31) Ahmet Cevat Eren, aynı eser, s. 42.

zaman uzak değildir. Her gün zayıflayan geniş Osmanlı İmpa-ratorluğu'nun durumu, bizi biran önce Yakındoğu ticaretimizi koruma tedbirlerini almak mecburiyetine zorlamaktadır32.
Görüldüğü gibi, Napolyon Bonapart Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalayarak ondan pay almak düşüncesindeydi. ilk hedef olarak da Dalmaçya kıyılarıyla Mısır'ı almıştı. Gerçi, Fransızlar arasında bu düşünce yeni değildi. Daha ihtilalin başında buna benzer öneriler Fransız Hükümeti'ne yapılmıştı. Ancak Napolyon Bonapart, bunu ilk defa uygulamaya koymaya kalkışmıştır. Hatta Napolyon'un, daha ileri giderek Büyük İskender gibi Batı'dan Doğu'ya doğru fetih hareketlerine girişip, onun kurduğu büyük imparatorluğu yeniden canlandırmak hayaline bile kapıldığı belirtilebilir. Nitekim, o tarihlerde Paris'ten Hindistan'ın Bengal ve Ganj bölgesinin haritalarını getirtmişti. Diğer taraftan daha sonra, bu konuda şunları söylemiştir:
"Yunanistan'ı kurtaracak insan ne büyük şeref kazanacaktır. Onun ismi tarihe Homer, Eflâtun ve Epaminondas ile birlikte hakkedilecektir.
32) İsmail Soysal, aynı eser, s. 165.

Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 7Ben İtalya'da savaşırken bu ümidi beslemiş ve Adriyatik kıyılarından Directoire'a, önümde İskender'in İmparatorluğu bulunduğunu yaz-mıştım"i3.
1796 ve 1797 yıllarında zaferden zafere koşan Napolyon Bonapart'ın Osmanlı İmparatorluğu aleyhine olan bu geniş düşüncelerine, o tarihlerde Fransız Hükümeti'nin de uzak olmadığı görülmektedir. Nitekim, Fransız Hükümeti bu konuda Napolyon Bonapart'a şu direktifi vermiştir:
"(İtalya'dan sonra) büyük bir hedef kalıyor... Bu, Türkiye'nin halidir. Bu devletin vaziyeti hakkında ne düşünmek gerektiğini takdir edecek kadar Yunanistan'ın yakınında bulunuyorsunuz... Eğer kaderi, mülküne göz dikmiş komşuları tarafından istilaya uğramaksa, bu paylaşmanın da Lehistan paylaşmasına benzememesi gerekir. Fransız Cumhuriye-ti'nin çıkarlarını ve neler isteyebileceğini kolayca takdir edersiniz. Yakındoğu'nun geleceğini ve ticaretini düşünmek lazımdır. Bu amaçla adalardan ve Venedik Arnavutluk'u limanlarından ayrıca... geniş bir mevki meydana getirmelidir"34.
Ancak Napolyon Bonapart, kendisiyle aynı düşüncede olan hükümetinin bu direktifine rağmen, Dalmaçya kıyılarından Doğu'ya doğru Osmanlı topraklarına bir harekete girişemedi. Bunda, Osmanlıların Balkanlar'daki askeri kuvveti ve diğer bazı nedenler önemli rol oynadı. Ne var ki, Fransızların Osmanlı Batı sınırındaki bazı hareketleri ve niyetleri, Osmanlıları Fransa'ya karşı olan siyasetlerinde değişiklik yapmaya mecbur bıraktı.
Bir defa, İstanbul Hükümeti'nin, Fransa Cumhuriyeti'ne, izlediği baskı ve sürekli değişme gösteren politikasından dolayı, güveni kalmamıştı. Üstelik o sıralarda, Napolyon Bonapart'ın Tulon limanında büyük bir donanma hazırlamakta olduğu İstanbul'da haber alınmıştı. Bunun Dalmaçya kıyıları için olduğu sanıldı. Bu haber de Babıâli'yi telaşa düşürdü. Ancak bu hazırlığın Mısır'a hücum için yapıldığı ihtimali duyulunca, devletin endişesi daha da çoğaldı. Bunlar da, Osmanlı İmparatorluğu'nun Fransa'nın karşısındaki diğer Avrupa devletlerine doğru kaymasına yol açtı. Bununla beraber Babıâli, Fransa Hükümeti ile olan ilişkilerini birden kesmedi. Nitekim, 1797 yılında, Fransa'nın yeni İstanbul elçisi Dubayet'in iki devlet arasında bir savunma andlaşması yapılması önerisini hemen geri çevirmeyerek, görüşmelerle zaman kazanmaya çalıştı. Diğer taraftan da, Osmanlı çıkarları ile uyuşacak devletlerle gizlice görüşmelere girişti.
Görüldüğü gibi, Fransa'da ihtilalin başlamasından yani 1789'dan 1798 yılına kadar Osmanlı-Fransız ilişkileri, Fransa'nın iç ve dış politikasındaki
33) Bkz. ismail Soysal, aynı eser, s.165-166,
34) Albert Sorel, (Çev. N.S. Örik), Avrupa ve Fransız İhtilâli, c.V., İstanbul 1951, s. 413.gelişmelere göre, bu devletin çizdiği politika çerçevesinde olmuştur. Bu süre içerisinde Osmanlı İmparatorluğu, daha önceki dönemlerde olduğu gibi, Fransa'yı yine "eski dost" olarak görmüş ve ona göre Fransa'nın aleyhine olmayan bir politika sürdürmeyi esas almıştır. Buna karşılık Fransa, Avrupa'da zor durumlarda kaldıkça Osmanlı İmparatorluğu'na yaklaşmış ve ondan yardım istemiş, ancak zafer kazanıp kuvvetlendikçe, Doğu'daki bu "eski dost" devletten uzaklaşmış ve onun aleyhinde çalışmış, durumu uygun bulunca da topraklarına göz dikmiştir. Nitekim bir süre sonra da Napolyon Bonapart komutasındaki Fransız ordusu Mısır'a hücum etmiştir. Bu da, Osmanlı-Fransız ilişkilerinde yeni bir dönemin başlamasına yol açmıştır.
c. Napolyon Bonapart'ın Mısır ve Suriye Seferi: — Seferin Nedenleri ve Fransa'nın Mısır'ı İşgal Etmesi (1798):
Fransa, 18 Ekim 1797 tarihinde yaptığı Campo Formio ve daha önce gerçekleştirdiği barış andlaşmaları ile Avrupa'da üstünlüğünü sağlamıştı. Ancak, Koalisyon Savaşları'nda İngiltere'yi yenememişti. Bu bakımdan İngiltere tek ve büyük düşman olarak karşısında duruyordu. İşte 1797 yılı sonlarına gelindiğinde, Direktuvar Hükümeti, bu güçlü devleti de yenmek ve barışa zorlamak için girişimlerde bulunmaya başladı. Bu amacın gerçekleşmesi için düşünülen çıkar yolu ise, Britanya adalarına bir çıkartmanın yapılması ve bu görevin İtalya fatihi General Napolyon Bonapart'a verilmesi idi35.
Ancak, 5 Aralık 1797'de Paris'e dönmüş bulunan Napolyon'un kafasında, en önemli konu olarak Mısır'ı ele geçirme projesi yatıyordu. O tarihlerde Fransa'nın Dışişleri Bakanı olan Talleyran'da aynı düşünceyi savunuyordu. Bu bakımdan iki devlet adamı anlaşarak düşüncelerini Direktuvar'a kabul ettirmeye çalıştılar. Fakat, bu tarihlerde Direktuvar ve Fransız kamuoyu, her şeyden önce İngiltere'nin yenilgiye uğratılmasını, bunun için de Napolyon Bonapart'ın ilk olarak Britanya Adasına çıkartma yapmasını istiyordu. Bu arada ise Napolyon, 23 Şubat 1798'de, Direktuvar'a sunduğu raporunda: Deniz egemenliğine sahip olmadan, İngiltere'ye çıkartma yapmanın akıllıca bir iş olmadığını ve bunun karşısında bulunduğunu belirtmiştir. Buna karşılık da şu yolu göstermiştir: Ya Almanya'da İngiltere tacına bağlı Hanover Elek-törlüğüne saldırmak veya İngiltere'yi Hindistan'da vurmalı; bunun için de, Yakındoğu'ya bir çıkartma yaparak, onun Hint ticareti baltalanmalıdır. Yine ona göre: Mısır'ın zaptından sonra, Suriye alınmalı, oradan Hindistan'a yü-rümeli veya Suriye' den Batıya dönüp, İstanbul alınmalı ve dönüşte de Avusturya ortadan kaldırılmalıydı.
35) Direktuvar döneminde Fransa-İngiltere ilişkileri için bkz. Albert Sorel, aynı eser, c.V. s.l70vd.

Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 7Talleyran'a göre ise, Osmanlı İmparatorluğu yirmi beş yıldan fazla yaşayamayacak ve onun Avrupa'daki toprakları komşuları Avusturya ve Rusya'ya yem olacaktır. Eğer Osmanlı İmparatorluğu'nu iyi bilenlerin tahminleri gerçekleşecek olursa, Fransız Cumhuriyeti onun parçalarından kendine en uygun gelecek olanlarını elde etmek için önlem almalıdır. Pay olarak ilk planda akla gelen yerler de Mısır ile Girit ve Limni adalarıdır.
Talleyran, Yakındoğu'da Osmanlı topraklarına yapılacak bir seferin Fransa'ya sağlayacağı yararlar ile hedeflerini de şöyle belirtmekteydi:
"Tabiatın Fransa'ya pek yakın yerde bulundurduğu Mısır, gerek Hindistan, gerek diğer yerlerin ticareti bakımından bize sınırsız yararlar sunmaktadır. Bundan başka, iklimi ve toprağı ile Batı Hindistan' daki sömürgelerimizin yerini alabilir. Girit ve Limni adaları ise bize, Ege Denizi'nde ve Çanakkale Boğazı'na egemenlik sağlar. Fakat bütün bu fetihler Malta adasına serbestçe uğrayabilmekle mümkün olur."
Fransa Dışişleri Bakanı Talleyran'ın, bu düşünce ve projesini uygulamaya koymak için gösterdiği gerekçe ise oldukça ilginçtir:
"Niçin dostluğu şüpheli olan ve yıkılması yakın bulunan bir devlet için kendimizi daha fazla feda edelim? Mısır Türkiye için değer ifade etmemektedir. Türkiye 'nin oradaki otoritesi bir gölgeden ibarettir. E-sasen ilk darbeleri Osmanlı İmparatorluğu'na indirmek söz konusu değildir. Zira bu, hem dürüstlük ve iyi niyete aykırı düşer ve Yakındoğu'da Cumhuriyet Hükümeti'nin temsilcileri ile orada yerleşmiş Fransızların geleceğini tehlikeye koyar, hem de, İngiltere ile iki imparatorluğu (Avusturya ve Rusya) Fransa'ya karşı birleştirir"36.
Görüldüğü gibi gerek Napolyon'un gerekse Talleyran'ın düşüncelerinde, "zaten yıkılmak üzere" olan Osmanlı İmparatorluğu topraklarına yerleşmek ve böylece Fransa'ya Akdeniz'de sömürgeler sağlamak isteği yer etmiş bulunuyordu.
Sonuçta Direktuvar, Napolyon ve Talleyran'ın baskılan üzerine, 5 Mart 1798'de Mısır'a bir sefer açılmasını ve bu seferin komutanlığını projenin sahibi Napolyon'a vermeyi kabul etti37. Napolyon'un, bu seferin başına getirilmesinin bir diğer nedeni ise; Direktörlerin, İtalya seferinden beri yıldızı gittikçe parlayan Napolyon'un Fransa'da bulunmasından çekinmeleri ve onu ülkenin dışında tutmak istemeleriydi38.
Böylece, Napolyon Bonapart ile Talleyran'ın istekleri yerine gelmiş ve Fransa Mısır'ı işgal etmek üzere harekete geçmeye karar vermiş oldu.
36) Bkz. İsmail Soysal, aynı eser, s. 175-178.
37) İsmail Soysal, aynı eser, s. 183.
38) Albert Sorel, aynı eser, c.V., s.412Ancak bu seferin amacı Talleyran'a göre sadece Mısır'ı işgal etmek değildi. Sefer, daha geniş bir projenin " Doğu Sorunu"nun Fransa'nın çıkarlarına göre çözümlenmesini esas alıyordu. Bunu Talleyran Direktuvar'a şöyle belirtmiştir:
"Eğer Türkiye (Mısır'da Fransız müdahalesine) karşı koyarsa, ona harp açılır, bu takdirde, bütün Doğu Sorunu ortaya konulup Avrupa bu paylaşmaya çağrılır. Fransa pazarlığı idare eder ve en büyük payı alır. Avusturya'yı Bosna, Sırbistan ve Arnavutluk ile tatmin etmek mümkündür. Rusya da pay almak isteyince, bu onu İngiltere'den ayırmaya vesile olur. Fransa aynı zamanda Yunanlıları kışkırtıp bağımsızlığa kavuşturur, böylece onları Rus nüfuzundan ve Türk tahakkümünden kurtarır. Eğer, aksine olarak, ki muhtemeldir, Türkiye Mısır işgaline ses çıkarmazsa Bonaparte Fransa'nın oradan iaşesini temin eder ve Hindistan'a karşı büyük bir darbe hazırlar"39.
Bu sözlerden anlaşıldığı gibi Fransa, Mısır seferini sadece bir başlangıç olarak kabul ediyor, bundan sonra da Osmanlı Avrupası'nın bölüşülmesini öngörüyor ve Hindistan'a kadar olan bölgeyi de ele geçirmeyi düşünüyordu. Ancak seferin açılmasına bahane olarak da, Mısır'da Kölemen Beyleri'nin Fransız yurttaşlarına yaptıkları kötü davranışları ve verdikleri zararları göstererek, bunları cezalandırmak gereğini ileri sürüyordu.
Özetle söylenecek olursa Mısır Seferi; Fransa'nın, Yedi Yıl Savaşları (1756-1763) sonucunda Amerika ve Okyanuslarda İngiltere'ye kaptırdığı yerlerin acısını çıkarmak; Fransa'nın adasında birşey yapamadığı İngiltere'yi sömürge yollarını, özellikle Hint yolunu kontrol altına almak suretiyle dize getirmek ve onu barışa zorlamak; gittikçe sivrilen ve güçlenen Napolyon'u ülkeden uzaklaştırmak; gerçekte ise, Avrupa'da üstün bir duruma gelen, ancak bir "kara devleti" görünümünde bulunan Fransa'yı, Doğu Akdeniz'de önemli ölçüde sömürge kazandırarak, bu bölgeye egemen kılmak, aynı zamanda bir "deniz devleti" haline getirmek için açılmıştır.
İşte bu nedenlerin ve yapılan gizli hazırlıkların sonucunda, Napolyon Bonapart, emrine verilen 280 parça gemi ve 38.000 kişilik bir ordu ile, 19 Mayıs 1789 tarihinde Tulon limanından Doğu Akdeniz'e doğru hareket etti.
Bu arada Napolyon Bonapart, yola çıkarken, eski Mısır uygarlığını inceletip Avrupa'ya tanıtmak, aynı zamanda Avrupa'da gelişmiş olan bilim ve tekniği Mısır'da uygulama alanına sokarak, orada ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek ve bundan da Fransa'ya yarar sağlamak üzere, yanına bilim ve sanat adamlarından kurulu birde heyet aldı. Toplamı 167 uzmandan meydana gelen heyet içinde; 21 matematikçi, 3 astronom, 15 maden mühendisi,
39) Bkz. İsmail Soysal, aynı eser, s. 182-183.

çok süper olmuş

çok süper olmuş emeğinize sağlık

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <b> <center> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Use <!--pagebreak--> to create page breaks.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Güvenlik kodunu yazıp yorumunuzu gönderin.
Not: Yorumlarınız yönetici onayından sonra eklenecektir.
Image CAPTCHA
Copy the characters (respecting upper/lower case) from the image.

Gözde içerik