Dünya Siyasi Tarihi (1 . bölüm)

Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 820 sivil mühendis, 4 mimar, 15 coğrafyacı, 8 ressam, 1 heykeltraş, 10 makine ustası, 3 barut ustası, 10 edebiyatçı ve kâtip, 15 konsolos ve tercüman, 9 karantina memuru, 22 matbaacı, 2 müzisyen bulunuyordu40.
Napolyon, denize açıldıktan sonra, önce yolu üzerinde bulunan ve Orta Akdeniz'de stratejik önemi büyük olan Malta adasını St. Jean şövalyelerinden 12 Haziran 1798'de aldı. Bundan sonra yoluna devam ederek, 1 Temmuz 1798'de İskenderiye önlerine geldi ve ertesi günü karaya asker çıkartarak kenti kuşattı. Kalede yeterli asker ve silah bulunmadığından kolaylıkla İskenderiye'ye girdi; can ve mal güvencesi vererek burayı teslim aldı. Bunun arkasından Mısır halkına bir bildiri yayınlayarak, padişahın dostu olarak geldiğini, amacının, Fransa'nın Mısır' daki yurttaşlarına fena davranışlarda bulunan ve zarar veren, aynı zamanda padişahın emirlerini dinlemeyen Kölemenleri cezalandırmaktan ibaret olduğunu açıkladı. Bununla da, Mısır halkını kandıracağını, kendine taraftar olacaklarını umdu.
Görüldüğü gibi, Napolyon Bonapart, bu bildirisiyle41 Mısır halkına Fran-sızlar'ı bir işgalci değil kurtarıcı olarak göstermek istemiştir. Bu arada inandırıcı olmak için de, kendisinin hatta bütün Fransızların Müslüman olduğunu iddia etmiştir. Diğer taraftan Mısır'a yaptığı seferden Osmanlı Devleti'nin haberi olduğunu hatta onun isteğiyle böyle bir harekete geçtiğini ileri sürmüştür. Amacının da Mısır'ı işgal etmek olmadığını, sadece padişahın sözünü dinlemeyen Kölemen beylerini yola getirmek ve Mısır'da Osmanlı egemenliğini yeniden kurmak olduğunu açıklamıştır.
Napolyon Bonapart'ın bu sözleri gerçek değildi. Gerçek ise, daha önce de belirtildiği gibi, ilk hamle olarak Doğu Akdeniz ve çevresine Fransa'yı egemen kılmaktı. Napolyon, bu amaca kolay yoldan ulaşmak düşüncesiyle de önce Mısır halkını kazanarak kendine bağlamak istemiştir. Yani, Mısır'da Müslüman halka bu şekilde davranması siyasi nedenlere dayanıyordu. Bu da, Napolyon'un çeşitli yerlerde uyguladığı genel siyasi taktiklerinin bir devamıydı. Nitekim, Paris'e döndüğünde, söylediği şu sözler de onun başarıya ulaşmak için neler yapabildiğini göstermektedir:
"Katolik olarak Vandee isyanına son vermiştim, Mısır'da Müslüman olarak yerleştim, İtalya'da kamuoyunu olağanüstü asri olarak kazandım. Eğer Yahudi milletini idare etseydim, Salamon'un mabedini kurardım"42.
Napolyon Bonapart, bu siyasetinin gereği olarak Mısır'a da kurtarıcı gibi geldiğini göstermek için çeşitli davranışlarda bulunurken, güçlü olduğunu
40) Enver Ziya Karal, aynı eser, c.V., s.25-27; İsmail Soysal, aynı eser, s.187-188.
41) Bildiri metni için bkz. Mufassal Osmanlı Tarihi, c.V., İstanbul 1962, s.2781-2782; İsmail
Soysal, aynı eser, s.224-225.
42) Jacques Bainville, Napoleon, Paris 1931, s.l 19-120. Nakleden İsmail Soysal, aynı eser,
s. 226.
F—
g2belirtmekten ve emirlerine kayıtsız boyun eğilmesini istemekten de geri durmamıştır. Bundan dolayıdır ki, Mısır'da halka olduğu gibi idarecilere de onların gösterecekleri tepkileri dikkate almadan, derhal istediği doğrultuda hareket etmeleri için emirler vermiştir.
Bu tarihlerde, bir Osmanlı toprağı olan Mısır'da, gerçek egemenlik Kölemen (Memlûk) beylerinin elindeydi. İstanbul'dan gönderilen vali ve memurların nüfuzu hemen hemen yok gibiydi. Ülke o güne kadar herhangi bir dış saldırıya uğramamıştı. Bu bakımdan da savunması için etkili önlemler alınmamıştı.
Bununla beraber Kölemenler, İskenderiye ye çıkmış olan Fransızlara Karşı koymaya hazırlandılar. Fakat Napolyon, 21 Temmuz 1798 tarihinde yapılan Piramitler Savaşı'nı kazanarak, 24 Temmuz 1798 günü Kahire'ye girdi ve böylece Mısır'a sahip oldu43.
— Osmanlı İmparatorluğu'nun Olaya Tepkisi, Alınan Önlemler ve Savaş:
Osmanlı İmparatorluğu, Fransa'dan böyle bir saldırıyı, onu yüzyıllardan beri dost bildiği için, beklemiyordu. Üstelik, bir süreden beri Fransa'nın isteği ile iki devlet arasında bir dayanışma anlaşmasını gerçekleştirebilmek üzere, çalışmalar yapılmaktaydı. Bu nedenle de Fransa ile olan dostluğun devam etmesi gayreti içindeydi.
Nitekim, bir bakıma da bu amaçla, Osmanlı Devleti 1797 yılı ilkbaharında Fransa'da ilk daimi elçiliğini açmış ve Seyyid Ali Efendi'yi de elçi olarak atamıştı.
Bu arada Osmanlı elçisi, 13 Temmuz 1797'de Paris'e vararak görevine başlamış, Osmanlı-Fransız ilişkilerinin güçlenmesi için çalışmaya girişmişti. Seyyid Ali Efendi, bunun dışında, yakın ilgisini gördüğü Fransızlar arasında günlerini zevk ve sefa içerisinde geçirmişti. Napolyon ve Talleyran bile Elçi ile samimi ilişkiler kurmuştu. Halbuki, o günlerde Fransa'nın önde gelenlerinden olan bu iki asker ve devlet adamı, birlikte, Osmanlı İmparatorluğu aleyhinde büyük bir projenin hazırlıklarını yapmaktaydılar. Bu sıralarda Tulon limanında bir donanma hazırlandığı ve bunun Doğu'ya gönderileceğinin söylentileri, Osmanlı Elçisi tarafından bu hazırlığın Sicilya veya İngiltere için yapıldığı şeklinde yorumlanıyordu. Nihayet, Napolyon'un denize açıldıktan sonra Malta'ya çıkması da, Seyyid Ali Efendi tarafından İstanbul Hükü-meti'ne, "herkese memnunluk verecek" bir gelişme olarak bildirilmişti.
Böylece, Osmanlı Elçisi, Fransa'nın yaptığı hazırlıklardan ve niyetlerinden zamanında haberdar olamamış, bunu hükümetine bildirememiştir. Sey-
43) Bkz. Enver Ziya Karal, aynı eser, c.V., s.27; İsmail Soysal, aynı eser, s.228-231; İsmail Hami Danişmend, aynı eser, c.IV., s.74-75.

Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu gyid Ali Efendi, Paris'te öyle uyumuş ve uyutulmuştu ki, Ntpolyon'un Mısır'a çıkışını, olaydan yaklaşık bir buçuk ay sonra, ancak 1758 Eylül ayı başlarında öğrenebilmiştir44.
Gerçi, Paris elçisinin bu durumuna rağmen, İstanbul Hükümeti, Fransa'nın bu hazırlıkları ve niyetleri hakkında, Mora Valisi ve Rusya aracılığı ile haberler almıştı. Ancak buna bir türlü inanamamıştı.
Bunlardan dolayı Osmanlı Hükümeti, Napolyon'un Mısır'a saldırısını ilk defa 17 Temmuz 1798 günü öğrenebildi45 ve olay, İstanbul'da şaşkınlık yarattı. Bu hareketin, dost bilinen bir devletten gelmesi ise büyük tepkiyle karşılandı.
Bununla beraber Osmanlı Hükümeti, Fransa'ya hemen savaş ilan etmedi, zaman kazanmak istedi. Ancak, ilk önlem alarak, Osmanlı limanlarının Fransız gemilerine kapatılması ve limanlara uğrayacak İngiliz gemilerine gerekli yardımın yapılması ile, asker toplanmasına karar verdi. Böylece bir yandan da savaş hazırlıklarına başladı.
Osmanlı İmparatorluğu, o güne kadar izlediği siyaset dolayısıyla, Fransa'nın karşısında yalnız kalmıştı. Ancak bu tarihlerde, Avrupa'da Fransa ile çıkarları çatışan, hatta savaş halinde bulunan devletler vardı. Fransa'nın Malta ve Mısır'ı alması ile Akdeniz'de dengeyi kendi lehine çevirmesi, özellikle İngiltere ile Rusya'yı yakından ilgilendiriyordu. Güçlü bir Fransa' nın Doğu Akdeniz'e yerleşmesi, bu iki devletin Akdeniz'deki ve Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki çıkarlarına ve hedeflerine aykırı ve zararlıydı. Çünkü, Fransa, elbette bu bölgedeki diğer devletlerin çıkarlarının yayılmasına engel olacak, hatta var olanları da kaldıracaktı. Bu nedenle de, Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgedeki egemenliğinin devam etmesi, bu devletlerin işine geliyordu. Böylece Fransa karşısında; Osmanlı, İngiliz, Rus devletleri, çıkarları yönünden bir araya gelmiş oluyorlardı.
Nitekim bu sıralarda, Amiral Nelson komutasındaki İngiliz donanması, Tulon'dan ayrılan Fransız donanmasını bütün Akdeniz'de arıyordu. Sonuçta iki donanma İskenderiye önlerinde Ebukır'da 1 Ağustos 1798'de karşılaştılar. Yapılan deniz savaşında Nelson, Fransız donanmasını yenerek, âdeta yok etti. İngilizlerin yaptığı bu ani baskın ve elde ettikleri basan, Mısır'daki Fransız kara ordusunun anavatanı ile bağlantısının kesilmesine ve Mısır'da âdeta hapis kalmasına neden oldu. Ayrıca, Fransa, açık denizlerden sonra Akdeniz'de de, Osmanlı İmparatorluğu'nun gösterdiği dostluğa karşı yaptığı
44) Ercümend Kuran, Avrupa'da Osmanlı ikamet Elçiliklerinin Kuruluşu ve Dk Elçilerin
Siyasî Faaliyetleri, (1793-1821), Ankara 1968, s.25-31.
45) Enver Ziya Karal, Fransa-Mısır ve Osmanlı İmparatorluğu, (1797-1802), İstanbul 1938,
s.84.hainlik ve yanlış hesap yüzünden, egemenliği İngiltere'ye kaptırdı. Diğer taraftan bu yenilgi üzerine, Osmanlı İmparatorluğu, 2 Eylül 1798'de Fransa'ya resmen savaş ilan etti.
Bu arada Osmanlı İmparatorluğu, tek başına Fransa'yı Mısır'dan çıkaramayacağını anladığından, bu devletin düşmanları olan İngiltere ve Rusya'nın yardımını sağlamak yolunu tuttu. Zaten, bu iki devlet de bir zamandan beri İstanbul Hükümeti'ne, bir anlaşma yapılmasını öneriyorlardı. Bunlardan, ilk defa olarak da Rusya ile, bir anlaşma yapıldı.
— Osmanlı - Rus İttifakı ve Andlaşması (23 Aralık 1798):
Rusya, daha Napolyon'un Dalmaçya kıyılarına gelmesinden ve Rumlar arasında isyan düşüncelerini yaymaya başlamasından itibaren, Osmanlı İmparatorluğu'na yaklaşma girişimlerinde bulunmaya başlamıştı. Hatta bu amaçla, Fransa'nın Tulon'daki hazırlıklarını ve hedeflerini de İstanbul'a bildirmiş ve yardım önerisinde bulunmuştu. Fakat Osmanlı Hükümeti, Rusya'dan çekindiğinden, bu öneriyi kabul etmemişti.
Ancak, Napolyon'un Mısır'a çıkması üzerine Babıâli, bu yardım önerisini görüşmeyi kabul etmiştir. Ne var ki, daha bu görüşmeler sonuçlanmadan, bir Rus filosu, işi oldubittiye getirerek, 31 Ağustos 1798'de Karadeniz'den İstanbul Boğazı'na girerek, Büyükdere önlerinde demirledi. Böylece Rusya, Doğu Akdeniz'de meydana gelen yeni gelişmelere müdahale etmeye kararlı olduğunu göstermiş oldu.
Bunun üzerine, iki devlet arasında yapılmakta olan görüşmelere bu filonun durumu da girdi. Bu konuda varılan anlaşma ile Rus gemileri, Osmanlı gemileriyle birlikte, Rusya'nın özellikle üzerinde durduğu Mora ve Dalmaçya kıyılarını Fransızlardan kurtarmak göreviyle 19 Eylül 1798'de Akdeniz'e gönderildi. Biraz sonra da 23 Aralık 1798'de Osmanlı-Rus Savunma Andlaşması imza edildi46. Bu anlaşma açık ve gizli olmak üzere iki bölümden meydana geliyordu. Açık hükümlerine göre:
1) Osmanlı ve Rusya devletleri birbirlerinin toprak bütünlüklerinin korunmasını karşılıklı olarak garanti ediyorlardı.
2)Rusya;' Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları olarak Fransa'nın Mısır'a saldırmasından önceki şeklini kabul ediyordu.
¦t
3) İki devletten birine veya ikisine bir saldırı olduğu takdirde, iki tarafın çıkarları doğrultusunda hareket edilecekti. Bunun için, biri diğerine, ya kara ve deniz kuvvetleri veya para ile yardım yapacaktı. Bu husus varılacak anlaşmaya göre saptanacaktı.
46) Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara 1970, s.43-46; Yorga, (Çev. B.S. Baykal), Osmanlı Tarihi, c. V., Ankara 1948, s.132; Cemal Tukin, Osmanlı İmparatorluğu Devrinde Boğazlar Meselesi, İstanbul 1947, s.87.

Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 84) Yardıma gelen devlet, vereceği askerin her türlü ihtiyacını kendisi-
karşılayacaktı.
5) Osmanlı ve Rusya devletleri; bu savunma anlaşmasını, ülkelerini
genişletmek amacı ile değil, ülkelerinin bütünlüğünü korumak
için yaptıklarından, bu anlaşmaya Avusturya, İngiltere ve Prusya'yı
da katılmaya davet edeceklerdi.
6) Bu savunma anlaşmasının yürürlük süresi, sekiz yıl olacaktı.
Andlaşmanın gizli maddeleri ile de şu hususlar karşılıklı olarak kabul ediliyordu:
1) Rusya, Osmanlı Devletine bir savaş filosu ile yardım yapacaktı.
Osmanlı Devleti, bu filonun Boğazlar'dan Akdeniz'e geçmesine izin
verecek ve birlikte Fransa'nın Akdeniz'deki yayılmasına engel ol
maya ve ticaret gemilerini batırmaya çalışacaklardı.
2) Savaş bittikten sonra Rus gemileri Karadeniz'e dönecekti. Fakat,
savaş süresince Rus gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi, bundan
sonra Boğazlar'dan geçmek için hak iddia etmelerinin, bahanesi
olmayacaktı.
3) Karadeniz, iki devlet arasında kapalı bir deniz olacaktı. Bu denize
girmek isteyecek gemilere karşı birlikte karşı konacaktı*1.
Görüldüğü gibi, bu andlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya arasında karşılıklı yardımlaşmaya dayanan bir ittifak kurulmuş oluyordu. Bu, Osmanlı tarihinde ve Avrupa siyasetinde önemli bir gelişmeydi. Çünkü, Osmanlı İmparatorluğu, daha önce açıklandığı üzere bu tarihe kadar Avrupa devletleri karşısında izlediği yalnızcılık siyasetini terkediyor, bundan böyle ittifaklar sistemine fiilen girmiş oluyordu.
Bu andlaşmaya kadar, Osmanlı ve Rusya devletleri birbirlerini yok etmek için çalışmışlardı. Bu bakımdan andlaşma, karşılıklı toprak bütünlüklerini tanıma ve dostluk getirdiğinden, iki devlet arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktası olmuştur. Ancak, bu, iki devletin de birbirlerine karşı izledikleri siyasetten vazgeçtikleri anlamına gelmiyordu. Bu yönü ile, o günkü gelişmelerin sonucunda, iki tarafın yararı için meydana getirilen geçici bir anlaşma idi.
Bunlarla birlikte, bu anlaşma ile, Osmanlı İmparatorluğu, Fransa'ya karşı Rusya'nın yardımını sağlamış oluyordu. Buna karşılık da, o güne kadar hu-
47) Geniş bilgi içinbkz. Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, c.V., Ankara 1961, s.31-33; Ayrıca andlaşmanın açık maddelerinin metni için Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku ve Siyasî Tarih Metinleri, c.L, Ankara 1953, s. 195-200; Cemal Tukin, aynı eser, s. 88-89.

ggkuken bir Türk denizi sayılan Karadeniz'de, Rusya'nın varlığını ilk defa hukuken ve resmen kabul ediyordu. Ayrıca, yine ilk defa olarak, Rusya'ya Boğazlar'dan geçme hakkını tanıyordu. Bu husustaki izin her ne kadar geçici ve andlaşma koşullarına bağlı bulunmakta ise de, Ruslar, Osmanlı İmpa-ratorluğu'nun zor durumlarda kalmasından ve güçsüzlüğünden yararlanarak, Boğazlar'dan geçebileceklerini anlamış oldular. Böylece "Boğazlar Sorunu" tarih sahnesine çıkmış ve ilk olarak da devletlerarası bir andlaşmaya girmiş bulundu.
Diğer taraftan yine bu andlaşma ile Rusya, Fransa'nın Osmanlı topraklarına saldırısını tanımadığını resmen belirterek, Fransızlar Mısır'da kaldıkça Osmanlı Devleti'ne yardım etmeyi yükleniyordu. Bununla da, topraklarına göz diktiği ve sürekli savaş halinde bulunduğu Osmanlı İmparatorluğu ile müttefik haline gelerek, onun üzerinde büyük bir siyasi etkiye sahip oluyordu. Savaş ve ticaret gemilerini Akdeniz'e geçirebilmek için ele geçirmeyi esas aldığı, ancak bunda bir türlü başarı sağlayamadığı Boğazlar'ı, geçici süre için de olsa gemilerine açtırıyordu. Yani Rus savaş filosu ilk defa Boğazlar'dan geçiyordu. Diğer taraftan Osmanlılar'ın elinden günün birinde kurtarmayı düşündüğü Rumlarla ilk defa temasa geçiyordu. Aynı zamanda yine ilk defa Akdeniz'de eskiden beri önemli ticari ve ekonomik çıkarları olan Fransa ile doğrudan çarpışmak imkanını sağlıyordu.
Böylece Osmanlı Devleti, Rusya ile bu ittifak andlaşmasmı imzalamakla, 19. yüzyıl boyunca izleyeceği denge politikasını başlatmış oldu. Nitekim, bu politikanın bir sonucu olarak, Rusya ile yaptığı andlaşmanın arkasından bir başka Avrupa devletiyle yani İngiltere ile Fransa'ya karşı bir ittifak and-laşması daha imzaladı.
— Osmanlı - İngiliz İttifakı ve Andlaşması (5 Ocak 1799):
Osmanlı İmparatorluğu, 23 Aralık 1798 tarihinde Rusya ile ittifak and-laşması'nı imzaladığı sıralarda, diğer taraftan İstanbul'da İngiltere ile de aynı doğrultuda bir ittifak andlaşması için görüşmelere girişmişti.
Aslında Osmanlı-İngiliz ittifak görüşmelerine, Napolyon Bonapart'm Mısır'a çıkmasından hemen sonra, 28 Temmuz 1798'de başlanmıştı.
Bu arada İngiltere, 23 Aralık 1798 tarihli Osmanlı-Rus İttifak Andlaşma-sı'nın yapılmasında önemli rol oynamıştı. Bu andlaşmadan beş gün sonra da yani, 28 Aralık 1798'de Fransa'ya karşı bir Îngiliz-Rus İttifak Andlaşması yapılmıştı.
İşte bundan bir hafta sonra, İstanbul'da yapılan uzun görüşmelerin sonucunda, 5 Ocak 1799 tarihinde Osmanlı-İngiliz İttifak Andlaşması imzalan-

Yakınçağ Başlarında Osmanlı İmparatorluğu 8mıştır. Tamamı on üç madde olan bu andlaşmaya göre:
1) Rusya'nın müttefiki olan İngiltere, bu defa Osmanlı-Rus ittifakına
katılıyordu. Bu suretle üç devlet arasında bir savunma ittifakı ku
ruluyordu. İttifakın amacı, karada ve denizde barış ve güvenliği
sağlamak olacaktı.
2) İki devlet, karşılıklı olarak ülkelerinin toprak bütünlüğüne kefil
oluyorlardı ve İngiltere Mısır'ın işgalinden önceki Osmanlı sınır
larını esas kabul ediyordu,
3) Taraflar, başka devletlerle anlaşma yapabileceklerdi. Ancak, bun
larda birbirlerinin aleyhinde yükümlülüğe girmeyeceklerdi.
4) İki devletin ülkelerine bir saldırı olduğunda, diğeri tarafından ya
pılacak yardımlar, aralarında varılacak anlaşmaya göre olacaktı.
5) Osmanlı Devleti ve İngiltere, ayrı ayrı barış yapmayacak, bu ko
nuda da birlikte hareket edeceklerdi.
6) Osmanlı Devleti, Akdeniz'deki Fransız ticaretini yok etmek üzere
bütün limanlarını Fransa'ya kapatacak ve Fransızları Mısır'dan
çıkarmak için en az yüz bin asker toplayacak, müttefik donanma
larıyla birlikte hareket etmek üzere deniz kuvvetlerini hazırlayacaktı.
Bunlara karşılık İngiltere de, donanmasıyla ve askerleriyle düşmanı
Mısır'dan çıkarmak için, aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin toprak
larına yapılacak her türlü saldırıya karşı yardım edecekti48.
Görüldüğü gibi bu andlaşma ile, Fransa'ya karşı Osmanlı-îngiliz ittifakı kurulmuş oluyordu. Bu da, Osmanlı-İngiliz ilişkileriyle, Avrupa devletleri arasındaki ilişkilerde önemli bir gelişmeydi.
Nitekim bu andlaşma ile, Osmanlı İmparatorluğu, Napolyon'un Mısır'dan çıkartılması için İngiltere gibi deniz ve kara kuvvetleri yönünden büyük bir devletin fiili yardımını sağlamış oluyordu. İngiltere ise, Akdeniz'de Fransız ticaretini yok edecek ve onun yerine geçecek koşullan hazırlıyordu. Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki nüfuzunu geliştiriyordu. Ayrıca, Hindistan yolu üzerindeki Mısır'a fiilen müdahale edebilecek hukuki zemini elde etmiş oluyordu.
Böylece, Fransa'yı işgal ettiği yerlerden, yani Mısır, Malta, Yedi Ada, Dalmaçya kıyılarından uzaklaştırma endişesi ve amacı ile Osmanlı İmparatorluğu, bir Avrupa devletine karşı diğer iki Avrupa devletinin yardımını sağlamış ve İkinci Koalisyon'a girmiş oldu. Bu ittifaka biraz sonra,
48) Andlaşmanın metni için bkz. Nihat Erim, aynı eser, c.L, s. 201-204.

çok süper olmuş

çok süper olmuş emeğinize sağlık

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <b> <center> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Use <!--pagebreak--> to create page breaks.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Güvenlik kodunu yazıp yorumunuzu gönderin.
Not: Yorumlarınız yönetici onayından sonra eklenecektir.
Image CAPTCHA
Copy the characters (respecting upper/lower case) from the image.